İnce Mevzu

Vagabond

22 Ağustos 2019

vagabond

O kadar koşturmacanın içinde o gün dışarda halletmem gereken işlerim erken bitince hemen telefona sarılıp Çido’ya mesaj attım:

S: Bebişim! Kaçta çıkıyorsunuz?
Ç: 18:00. Buraya mı geleceksin yoksa?!
S: Hmm, yetişemem, benim gelişim 18:00 zaten.
Ç: Bekleriz yavrucum, gel sen.
S: Anlaştık o zaman 😊

Birinci köprü çıkışındaki ilk sapaktan girdim, içimde oraya her gidişimde hissettiğim çocuksu mutluluk. Kapıdan girdiğim zaman hissettiğim “Burası hâlâ benim” duygusuyla 7 yıl boyunca işimizin dinamiği gereği her zaman büyük telaş içinde inip çıktığım merdivenleri bir kez daha çıktım. Sevdiğim, özlediğim, giderken geride bıraktığım ve hâlâ orada olan insanlara tekrar büyük bir sevinç ve sevgiyle sarıldım. Oturdum, acı kahvelerini içtim, tatlı tatlı sohbet ettim ve bir hafta sonu hep beraber Sapanca’ya gitmek üzere sözleşerek yanlarından ayrıldım. İçinde bulundurduğu renk renk ve güzel insanlar sayesinde bence Anadolu yakasının en samimi ajansıdır Vagabond, başka bir adıyla Gelişim Creative.

Benim için her ayrılık zor…

İki erkek kardeşin babalarından devraldıkları küçük iş yerlerini global markalara hizmet veren bir ajans haline getirdikleri çatı. Ve ben o çatının altından ayrılalı altı yıl olmuş bile. Ayrılırken âdet olduğu üzere ben de bir veda yazısı yazmıştım. Bugün o yazıyı sizinle de paylaşmak istiyorum. Bu kadar güzel bir geçmişin tarihin tozlu sayfaları arasında kalmasına gönlüm razı olmuyor zira.

Laf olsun diye söylemiyorum.
Gerçekten ne yazacağımı, nasıl yazacağımı hiç bilmiyorum.
Günlerdir planlayamadım.
Her bir arkadaşım için tek tek mi, yoksa herkese birden mi?
İki satırda kısa ve öz mü, yoksa içimden geçenlerin hepsini mi yazmalıyım?
Daha önce öyle çok veda yazısı okudum ki bu ajansta…
Hep gidenlere güle güle diyen taraftaydım.
Ev sahibi gibi.
Evin her işini, her çekmecesini en iyi bilen, her ferdini en iyi tanıyan kızı gibi. Bilmeyenler için söylüyorum, Vagabond ilginç bir ajanstır, acayip bir aidiyet duygusu yerleştirir insanın içine. İçinde çalışan insanlar tuhaf biçimde birbirine bağlanır. Mutlu mutlu çalışır gidersin, kriz anlarını da o sarıldığın arkadaşların sayesinde atlatıverirsin. Sıkıntılar hatırlanmaz. Hep, “Ne kadar güzeldik, efsaneydik, şahaneydik…” cümleleri kurulur gidenlerle kalanlar arasında.

Tüm bu süre zarfında ben de çok güzel insanlar tanıdım burada.
Arkadaş edindim, dost oldum, kardeş buldum…
Duygusal zekam tavan yaptı.
Yıllarca CV güncellemeyi bile düşünmedim.
Böyle böyle yedi yılı devirdim aynı çatı altında.

Ve şimdi sıra bana geldi.
Bu yazıyı okuyan, uzun ya da kısa süre bir arada çalıştığım tüm arkadaşlarıma sözüm: En derin sevgi ve teşekkürlerimi kabul edin.

Elimin değdiği herkesten bir şeyler öğrendim çünkü burada.
Ve dün gece son mesaimi yaptım, bu kez sizin için 🙂
Her zamanki gibi alttan, alttan şarkılarım çalıyordu.
Sigaram, kahvem de yanımda.
Bu sahneyi daha önce görenlerin hemen gözünün önüne gelecektir 🙂

Bugün bu ajans çatısı altındaki son iş günüm. Bana şans dileyin.

Bilmediğim bir dünyaya giriyorum.
Masanın öbür tarafına geçiyorum.
Havalı ajans hayatımı noktalayıp, ceketli, topuklu ayakkabılı kurumsal hayata yelken açıyorum.
Elbette çok heyecanlıyım ama hiç kolay değilmiş bu kadar alıştığın bir yerden kopup gitmek.
Boğazım günlerdir düğüm düğüm.
Üzerimde emeği, hakkı olan herkese çok çok teşekkür ederim.
Hayatımın çok önemli bir döneminde hepinizin imzası var.
Hep bir arada olmak ümidiyle…
Veda olsun diye değil, aklım sizde kalmasın diye, gerçekten hoşça kalın…

Ne kadar zor yazmıştım bu yazıyı; hatırlıyorum. Ne kadar zor ayrılmıştım gerçekten. Hayatımın en duygusal dönemlerindendir Vagabond’dan ayrıldığım zamanlar.

Zamana yenilmedik!

Vagabond’da kurulan dostluklar o veda ile noktalanmadı çok şükür. O çatı altında birlikte çalıştığım birçok insanla hâlâ sık sık bir aradayım, zaten bir kısmı artık gerçekten ailem oldu. Ve yine çok şükür o yazıyı yazarken yaşadığım derin “yeni yer” ve “başaramama” korkularım da yersiz çıktı. Kendime ve bana güvenen insanlara mahcup olmadım. Şanslı bir insan olmalıyım ki hayat yine bana iyi davrandı.

Bir kez daha beni aidiyet duygusunu hissederek çalışabileceğim ve bugün artık altıncı yılımı tamamladığım çatının altına soktu. Çok zorlandığım zamanlarım olsa da zamanla taşlar yerine oturdu. Artık bu çatının altında da kendimi “Evin her işini, her çekmecesini bilen” evin insanı gibi hissedebiliyorum.

İş yerlerim bana hayatımın “en”lerini verdi!

O gün kahvemi içerken karar verdim tüm bunları size yazmaya. Bir yandan sohbet ederken bir yandan da kafamın içinde bu cümleler dönüyordu. Biliyorum ki bizleri okuyan ve iş hayatının başında olan arkadaşlarımız var. Bugünün dünyasında iş yaşantısı çok acımasız, şartlar çok sert, zeminler çok kaygan ve tüm bunlar değil işin başında olanları bizleri bile zaman zaman yılgınlığa, umutsuzluğa sürükleyebiliyor ama iş hayatı her zaman o kadar insafsız değil.

Ben hayatımdaki en kıymetli insanların bazılarını Vagabond’da ve bugün çalıştığım iş yerimde tanıdım. Bu duyguyu ve olasılığı bizleri okuyanlarla da paylaşmak isteyişim onların da bu olasılık umuduyla iş yaşantılarına başlamalarıydı aslında. Umarım duyguyu hedef kitleye geçirebilmişimdir 🙂 Dilerim ki şans benim yanımda olduğu kadar onların yanında da olsun…

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Yeliz Tengiz 22 Ağustos 2019 at 10:35

    Evet, evin kızı. Çok doğru bir tabir, senin için tam karşılığı. En enn mutlu ve en enn hüzünlü yılları geçirdiğim Vagabond. Duygulandım.

  • Cevapla Tuğba Gümrükçü 22 Ağustos 2019 at 11:10

    Hep söylerim ve yineleyeceğim daha yolun başında stajyerken seninle tanışmış olmak da benim şansım olsa gerek 🙂 Keşke tekrar beraber çalışabilsek öyle çok isterim ki. O gün bize yaptığın kısa ziyaretindeki sohbetimizden ve her biraraya geldiğimizde senden hayata dair o kadar fazla şey öğreniyorum ve kendime paylar çıkarıyorum ki sen hep hayatımda ol Sedoşum 🙂

  • Cevapla Murat Şam 23 Ağustos 2019 at 08:44

    Vay arkadaş! 😉

  • Cevap Yaz