Bursa ve Ben

Yeni Bir Nesil Yetiştirmek Şart

25 Ağustos 2019

Yazı: Yeni Bir Nesil Yetiştirmek Şart | Yazan: Didem Çelebi Özkan

Son birkaç gündür ağlamaktan gözlerim şişti, ruhum paramparça… Üzgünüm, sinirliyim, korkuyorum, lanet ediyorum, çare arıyorum…

En kötüsü de ne biliyor musunuz?

Kadın, çocuk, hayvan, doğa katliamlarının suçlularının gerektiği şekilde cezalandırılmayacağını içimize işletmeleri, asıl terör bu aslında. Kendinde her hakkı gören adamlar tarafından öldürülmemek için sinmeyi seçer hale getiriliyoruz.

Saçma sapan diziler, ahlâkın içini boşaltıp kadının cinselliğini özgürce yaşayıp yaşamamasını ahlâk olarak pompalıyor. Bu arada aynı dizide adamlar eşleri ve metresiyle ayrı ayrı sevişiyor, istediklerinde kızlarını, eşlerini, sevgililerini dövüyor… Ezilen, güçsüz, kendi bedeninin dahi sahibi olamayan kadın profilleri çiziliyor birçok “yapım” demeye bile dilimin varmadığı senaryoda. Kadının tüm bu vahşete katlanması göreviymiş, ütü izi veya yemeğin tuzu bahanesiyle ya da adama cevap verme cüreti gösterdiği için, kısacası gözünün üzerinde kaşı var diye dövülmesi normalmiş gibi empoze ediliyor, beyinler de bu ezilmeye mahkummuş gibi yansıtılan kadın olgusunu kabul ediyor zamanla.

Benim öykülerimi okuyanlar fazla güçlü kadın karakterler yazdığım eleştirisini yapıyor.

Pehhh fazla güçlüymüş… Sanki süper kahraman yaratıyorum. Benimkiler sadece ezik değil. Hiçbir kadının çaresiz olduğuna inanmıyorum; içimizdeki gücü bize unutturmaya çalışanların başarmasına izin vermeye de niyetim yok. Çitleri kaldırsalar bile kaçmaya teşebbüs dahi edemeyecek sürü hayvanları değiliz. O çitlerin ötesine geçebilecek cesaret de güç de var her birimizde.

Kadınlar içlerindeki gücü keşfetti zaten. Evet, ne kadar bilinçaltımıza güçsüz, erkeksiz var olamayan kadın imajını yerleştirmeye çalışsalar da 21. yüzyıl kadını bunu yutmuyor artık. O çite tekmeyi basıp, fiziksel ya da manevi şiddeti arkasında bırakabiliyor.

Sorun; yıllarca “erkek” olmanın şişirilmiş egosuyla, geride kalan adamın giden kadının elinden yaşam hakkını alabilmeyi kendinde hak görmesi. Kadın yeni bir dünya kuracak zaten kendine, cani ruhlu adamlar, 7/24 zulm ettikleri kadınlar kendilerini terk etti diye çektikleri hazımsızlıkla saldırmasa, kadın defalarca kendini yeniden yaratabilecek kudrette. Ve asıl güç işte bu…

“Asalım, keselim, gebertelim, linç edelim bu adamları.”

Bunlar mı çözüm?
Kaçını öldüreceğiz?

Emsal olacağını sanıyoruz. Yılların ön yargıları, temelsiz tanınmış haklar, üstün cins sanrısı ölümle korkutmakla yıkılır mı?

Yeni bir nesil yetiştirmek lazım.

Kendini üstün cins sanma yanılgısında olmayan, her türlü yaşama (bitki, hayvan, insan) saygılı, adil, vicdanlı erkekler ve kendinin erkekten aşağı olmadığını bilen, özgür düşünceli, eğitimli, eşitliğin lütuf değil hakkı olduğunu bilen ve talep eden, maddi rahatlığa bir erkekle birlikte olarak değil de kendi zekası, emeği ve çalışkanlığıyla ulaşabileceğini bilen kadınlar…

Peki bugüne gelmiş ve etrafta pimi çekilmiş bomba gibi dolaşan insan müsvetteleri ne olacak?

Yeniden söylüyorum öldürmek değil çözüm. Zaten hemen gerçekleşecek bir ölüm en iyi ceza onlara. Ağırlaştırılmış hapis cezaları uygulanmalı. Cezaları infaz edilirken de öyle kuru kuru bir hücreye hapsetmeyeceksin ama bu canileri. Bir vicdan gelişene kadar eğiteceksin hepsini (Tabi psikolojik bir hastalığı -psikopat, sosyopat vb.- olmadığı sürece). Topluma yeniden kazandırmak için de olmayacak bu değiştirme çabası. Zaten bir daha o topluma salıverilmemeleri şart. Dünyadaki en ağır ve kaçılması mümkün olmayan ceza insanın kendi vicdanıdır. O vicdanda yanacak hale gelene kadar bunlara insanlık öğretilmeli. İşte gerçek işkence bu olacaktır bu adamlara.

Çoğumuzun günlerdir ağladığı vahşet karşıdında; “Hayvan kestim,” diyemeyecek hâle gelene kadar insanlığı öğreteceksin…

Didem Çelebi Özkan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Sadık Aktunç 25 Ağustos 2019 at 12:20

    Eline sağlık Didem Abla. Kısa ve öz 1 yazı olmuş. Özellikle “ölüm cezası” ile ilgili yorumun da gayet yerinde ve doğru olmuş. Katile hak ettiği cezayı verecek sistemin olmamasını geçtim, benim nezdimde yeterli 1 ceza da yok. Bu yüzden bu tarz üzücü olayları ders çıkarılması gereken olay olarak görüyorum. Bence en büyük problem toplumsal refleksimizin yavaş olması, hatta kimi zaman olmaması. Senin yazarak dahil olduğun mücadele toplumsal refleksi uyandırmaya katkı sağlıyor. Bu vesileyle yeniden eline sağlık. İyi ve güçlü kalın ✊

  • Cevapla Selmin Sofuoğlu 25 Ağustos 2019 at 14:43

    Kalemin yine ne güzel yazmış ablacım. Ölüm cezası, adlandırılıcak kelime bulamadığım bu yaratıklar için gerçekten kurtuluş.
     
    Her gün yeni bir ilde başka bir kadın cinayeti haberi…
     
    Şiddet gördüğü için şikayetçi olan, devlete sığınan ama sonrasında korunamadığı için canice katledilen, yakılan, vurulan, tacize uğrayan, bıçaklanan kadınlar ve tabii çocuklar…
     
    Artık çok ağır cezalar uygulanmalı! Yasa, kanun ne gerekiyosa çıkartılmalı.
     
    Bir de güzel anneler ve anne adayı olan tüm kadınlar erkek çocuklarımızı yetiştirirken bize de çok iş düşmüyor mu???

  • Cevapla Çiğdem Mertoğlu 25 Ağustos 2019 at 15:03

    Didemcim yazını büyük bir öfkeyle okudum. Maalesef ülkemizde bu olaylar hiç bitmiyor… Her kadının düşüncelerini ve hissettiklerini çok güçlü bir şekilde ifade etmişsin.
     
    Sabah ben de eşimle aynı şeyleri konuşuyordum. Dedim ki; “Ne yapılırsa yapılsın, ne kadar sosyal medyada eleştiri, kınama yapılsın soruna kökten çözüm üretebilmek lazım. Bu da ancak eğitimle mümkün. Aile eğitimiyle… Aileler küçükken erkek çocuklarını bu kadar poh pohlamamalı, her dediğini yapıp, erkek oldukları için egolarını şişirmemeli. Burada yeni nesilleri büyütecek ailelere iş düşüyor. Bu bilinçle yetiştirmeliler. Bunun için de uzun bir zamana ihtiyaç var. Bu da bir kültür. Kültürler uzun sürede oluşuyor.”
     
    Sabah senin yazını görünce daha yazını okumadan (başlığı görünce) eşime dedim ki; “Editörümle aynı şeyleri düşünmüşüz.”
     
    Yazını şimdi okudum. Eline sağlık. Senin gibi insanların sayısı biraz daha fazla olsaydı kim bilir neler olurdu?

  • Cevapla Hande S. Sinan 25 Ağustos 2019 at 18:23

    Ağzına sağlık Didemcim harika olmuş.
     
    Hele en son cümlen; “Çoğumuzun günlerdir ağladığı vahşet karşıdında; ‘Hayvan kestim,’ diyemeyecek hâle gelene kadar insanlığı öğreteceksin…”
     
    Toplumumuz güçlü kadına alışkın değil haklısın öyle olunca da hikayesi bile rahatsız ediyor belli ki ama vazgeçemeyiz ne duruşumuzdan ne özgürlüğümüzden ne de kendi çocuklarımızı eşitlikçi fikirlerle yetiştirmekten, yaygınlaştırılmaya çalışılan bu cehalet kültürüne rağmen.

  • Cevapla İrem Savaş 25 Ağustos 2019 at 20:34

    Didem Ablacım öncelikle duyarlı tavrın ve örnek bir anne oluşuna şahit olduğumdan dolayı kutlarım 🙏🏼 Düşüncene ve kalemine sağlık…
     
    Ne denir bilemiyorum, birilerini suçlamak asla çözüm değil ancak senin de dediğin gibi yetiştirme tarzı, bilincine neler aşıladığın çok önemli. İnşallah senin ve ileride bizim gibi bilinçli aileler tarafından daha sağlıklı bir psikolojide çocuklar ile karşılaşacağız 🌼
     
    Öpüyorum kalbinden…

  • Cevapla Şenül Korkusuz 25 Ağustos 2019 at 23:02

    Didemciğim hepimizin yürek yangınını keskin kaleminle dile getirmişsin. Bugünlerde bu yangını dile getiren pek çok lakin senin de belirttiğin gibi çözüm önerileri hiç akılla bağdaşan öneriler değil maalesef. Şiddeti kınarken şiddet dili kullanmanın mânâsını bir türlü anlayamıyorum. “Asalım, keselim yok etini cımbızla çekelim.” Dehşetle okuyorum bu tür yorumları. Herkesin içindeki şiddet canavarı çıkıyor bu durumlarda. Elbette bu tür caniler cezasız bırakılmamalı ama ceza verirken insanî yönümüzü unutmadan bu cezaları vermeli, kızdığımız caninin düştüğü pozisyona düşmemeliyiz elbette. Ömür boyu küçük bir hücreye tıkılmak en ağır cezadır bence. Çünkü o küçük hücrede kişi zamanla vicdanı ve aklıyla başbaşa kaldıkça yaşadığı işkence hiçbir şeyle ölçülemez ağırlıkta bir ceza olacaktır kanaatimce. Ölüm kolay bir çözümdür, yaşayıp her gün kişinin günahıyla yüzleşmesi en ağır cezadır bence.
     
    Bu hunharca yapılan katliamların müsebbibi gelenek-göneklerler, keyfiyete göre yorumlanan din ve en önemlisi yine kadınlardır. Bu erkekleri yetiştiren de kadınlardır. Anneler oğullarını yetiştirirken erkeklerin üstünlüğünü vurguladığı sürece kadınlar fiziki ve psikolojik şiddete maruz kalmaya devam edecekler. Öncelikle kadınlar eğitilmeli ve bu eğitim toplumun her kesimine yayılmalı.
     
    Böylesi önemli bir konuya aynı açıdan baktığım duyarlı yazarla bu çatı altında bir araya geldiğim için çok mutluyum. Bunun için sana ve değerli arkadaşlarıma ayrıca teşekkür ederim.

  • Cevapla Demet Uncu 26 Ağustos 2019 at 16:16

    Kalemine, yüreğine sağlık Didemciğim. Bu vahşet karşısında hepimizin duygularının tercümanı olmuşsun aslında. Kadın olarak yaşamaktan korkar olduğumuz kendi ülkemizde, yeni bir neslin yetişmesini en az senin kadar yürekten diliyorum.
     
    Sevgiler

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 27 Ağustos 2019 at 17:38

    Sevgili editörüm; yazınıza en içten dileklerimle katılıyorum. Ancak bir başka bakış açısı olarak. (ınstagram dan da yazdım. )Ben bir takım derneklerle ya da STK larla ya da sosyal yaşam evleri aracılığı ile kendi bölgemizde kendi içimizde de suya sabuna dokunarak bir şeyler yapma kanısındayım. Nesil yetiştirmek tıpkı bas bas bağırdığımız ağaçlarımızı kesenlere Yüz senede geri gelmeyeceğini anlatmak gibi bunu yapalım. Siz başarılı bilgili kültürlü ebeveynler siniz. Tabi ki kızlarınızı oğullarınızı bu bilinçle yetiştiriyorsunuz. Ama inanın ne kadar anlatsanız da anlamayan düzene boyu eğen bir çok kadın var bu ülkede . İsterim ki tespit edile bilenlerle bilgilendirme çalışmaları yapılsın. Kendi yaşadığım şehirde buna benzer uygulamalara katılmaya çalışıyorum. Başta siz ve Nurdan hanım olmak üzere bir çok kadın yazarımızın bu konuya parmak bastığını daha da haykıracağını biliyorum. ellerinize bilginize bakış açınıza sağlık. Tebrik ediyorum. Kadın gücünü farkındalıklarla daha da güzel günlere götürmeyi temenni ediyorum . Sevgiler..

  • Cevap Yaz