Turizm

Biraz Ege Alaçatı, Biraz Turizm

11 Eylül 2019

Yazı: Alaçatı | Yazan: İsmet Esenyel

Aile olabilmek çok önemli. Hele bu aile fertleri yıllarca birlikte çalıştığınız kişilerin çocuklarının düğünlerinde olabilme şansını da sizlere tanıyor ise çok güzel bir mutluluğa kapı açmışsınız demektir.

Hayat işte böyle bir şey, bayrağı devraldığınız kişiler ve sizden sonra alacak olan kişilerle bir döngü. Önemli olan onurunuz ve gururunuzla bu bayrağı devredebilmek.

Çok sevdiğim iki kardeşimin düğünü için gittiğim İzmir’de, hem çok bildik hem de yeni edindiğim tecrübelere sahne olan anlar beni fazlasıyla mutlu etti.

Otelin lobisinde Ray Charles ve “I Just Cant Stop Loving You

Hani bazen sahnelerini daha önceleri yaşadığınız anlar olur ya; İzmir Swiss Hotel’in lobisinde, ismi gibi kendi de güzel sevgili İsmira’nın rezervasyonlarımızı yapmasını beklerken, daha önceleri Girne Amerikan Üniversitesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Serhat Akpınar’la turizm amaçlı gittiğimiz bu güzel otelde yaşadığımız anlar da aynen öyle bir nostalji rüzgârı gibi esti anılarımda.

Swiss Hotel, eski ismiyle Büyük Efes Oteli restore edildikten sonra böylesine güzel düğün organizasyonlarına pek çok kez ev sahipliği yapmıştı ama bu sefer Kıbrıs insanının sıcaklığı ve esintisi İzmir körfezini sarmıştı.

Harika bir Ege akşamında, adeta bir gelin gibi süslenmiş Büyük Efes Otelin bahçesindeki atmosfer, “Beni böyle yapayalnız bırakmasan olmaz mı?” şarkısını çalan orkestranın tınılarında Blue Nottes ile zirve yaparken gelin ve damat “Simge ve Taykun” da birbirlerine bir kez daha aşkla bağlanıyorlardı.

Otel, öğrendiğim kadarıyla yüzde 70’in üzerinde dolulukla sezonu geçirirken, aslında işlerin bu bölgede çok kolay dönmediğinin de sinyalini veriyordu. Daha sonra esnaftan da edindiğimiz bilgiler ışığında yıllardır alışveriş ya da turistik gezi amacıyla gelen Kıbrıslı Türkler ile yakın adalardan gelen Yunanlıların artık gittikçe farklı destinasyonlara yelken açtıklarını öğrendik.

Çoğu esnaf, İzmir’in maalesef büyük bir değişim yaşayamadığını, potansiyel misafirlerin artık alışveriş için daha farklı, tarihi, doğal yerleri belki de daha güzel yerleri tercih ettiklerini belirtiyordu. Ama bence İzmir her zamanki gibi güzel bir şehirdi ve yaşanılmaya değerdi.

Peki nereye gidiyordu bu potansiyel turistler?

İzmir’in hemen bir saat uzağında Çeşme ve Alaçatı’ya.

Tabii ki Bodrum’u da unutmamak lazım. Buraları trend ve tabiri caizse moda olmuştu. Ben de daha önce en az üç, dört kez gittiğim Bodrum ve Çeşme’nin yanında ne yazık ki Alaçatı’yı es geçmiştim. Mutlaka iki günlüğüne bile olsa kaçmalıydım ve düğün seyahatim bir anda turizm seyahatine de dönüşmeliydi.

Öyle de oldu ve Alaçatı’ya sadece 10 kilometre mesafede Dalyan Marina’daki bir otelde rezervasyonumu yaptırdım.

Alaçatı güzel ve özel bir destinasyon

Oteldeki odama giriş yaptıktan sonra, daha önce 90’lı yıllarda Kıbrıs insanının vizyonu ve eşsiz düşünce birikimi ile Çeşme’nin önemli bir destinasyon olmasına vesile olan Sayın Asil Nadir Beyefendi’nin yarattığı Çeşme Voyager’da bir kahve molası vermemek olmazdı.

O yıllarda bölgeye ihtişamıyla damga vuran bu güzel otel hâlâ aynı ihtişamı koruyordu doğrusu. En çok beğendiğim şey, araba ile seyrederken yol kenarlarının çiçeklerle bezenmesi ve burada yaşayan kişilerin de hatırı sayılır bir üst sınıfı temsil etmeleriydi. Diyeceksiniz ki bu insanların çoğu yazlıkçı ve orada geçici ikamet eden kişiler; olsun, turizm ürünü onlara cazip geliyordu ki gelip burada zamanlarını ve maddiyatları çerçevesinde hayatlarını geçirebiliyorlardı.

Oysa benim Kıbrıs’ımın buralardan farkı var mıydı?

İnanın fazlası bile vardı ama bizim yıllardır dönme dolap gibi aynı eksende dönmemizden dolayı istediklerimizi olması gerektiği gibi yerine getiremediğimiz bir gerçek. Sebepleri mi? Ekonomik ve siyasi çok fazla. Ama inanın ki bir gün bunları aşacağımıza çok ama çok eminim. Öyle uzak da değil bu söylediklerim. Yaşayarak göreceğiz.

Açıkça söylemek gerekirse, her moda olmuş turistik destinasyon gibi Alaçatı da aşırı yoğunluğun bir sonucu olarak, Türk (özellikle Avrupa’dan gelen Türk’lerin) ve yabancı turistlerin gözünde popülaritesinden her an bir şeylerin eksilebileceğinin sinyallerini bize veriyor. Neyse ki her yıl açılan alternatif mekanlar, deniz, kum ve güneşin yanında özellikle rüzgarının marka oluşu vesilesiyle rüzgâr sörfü, daha uzun yıllar bu güzel yeri tatilcilerin uğrak yeri yapmaya devam ettirecek gibi.

Rüzgar sörfü Alaçatı’nın kalbi

Yaklaşık 15 yıldır inanılmaz bir popülarite kazanmış olan Alaçatı’nın Yumru Köyü; tüm dünyadan elit kişilerin rüzgâr sörfü yapmak için geldiği sayılı destinasyonlardan biri haline gelmiş. Bu spora gönül vermiş kişiler, Allah’ın bahşettiği rüzgârın deniz üzerindeki dansının tadına varmak için binlerce kilometre uzaktan geliyorlar.

Hem ulusal hem de uluslararası yarışmalara katılmak için aylar öncesinden rezervasyon yaptırıyorlar. Bu yarışmalar otele, çarşıya, restorana kazanç demek. Böyle olunca da yoğun talepten dolayı fiyatlar tavan yapıyor. Dünya Windsurf Şampiyonası’nın da her yıl burada gerçekleştiğini belirtmeliyim. Bu arada profesyonel sörfçü olmanıza da gerek yok, her gün eğitmenler onlarca kişiyi bu güzel spora alıştırmak için efor sarf ediyorlar.

Küçük bir bilgi daha vermekte fayda var; Çeşme’de yıllık ortalama rüzgârlı gün sayısı 300 ile 330 arasında değişiyor. Buranın hiç durmak bilmeyen esintisi Alaçatı’da rüzgâra dönüşüyor ve bu güzelim mekan, eski yeldeğirmenlerinin nostaljisini sürdürülebilir enerji kaynağına çevirerek, son teknoloji rüzgar panellerinin ürettiği elektrik enerjisi ile bölgeye katma değer olarak sunuyor.

Hacımemiş sokağında kendinizi bulun

Kemalpaşa Sokağı gibi çok iç içe girmiş bir yer değil Hacımemiş Sokağı. Kemalpaşa Sokağı daha fazla turistik ve biraz da özünü yitirmeye yüz tutmuş bir sokak gibi geldi bana. Kötü mü; asla değil ama sırf trend olmak adına, biraz kültürün (hem çevresel hem de mimari) ve özün dışına çıkılıyormuş izlenimi uyandırdı bende. Mekanlar zorla mavi, beyaz olmuş anlayacağınız. Biraz daha Alaçatı ve Ege özgünlüğü istiyorsanız Hacımemiş sokağı, antikacılar ve şirin küçücük kafeleri ile hem daha sessiz hem de daha güzel bence. Galerileri, seramikçiler vesaire daha bir özgün yapıda ve birbirini taklit eden hediyelik eşyalar yerini daha butik çalışan sanatçıların ürünleri ile yer değiştirmiş.

Bu arada Alaçatı Pazarı’nda, Ege ürünleri, sakızlı kahve, ev yapımı reçeller, baharatlar da sizlerin beğenisine sunulmuş.

Ancak, artık kaliteli turistin gelmemesi ile ilgili çok ciddi bir serzeniş var. Çünkü bizler, tabiri caizse altın yumurtlayan tavuğa iyi bakıp, verimi sürdürülebilir kılacağımıza, bir an önce kesip yumurtalarını almaya çalışıyoruz. Marka olmuş plajlarda (isim vermemek en iyisi) fiyatlar çok yukarılarda ve insanlar artık bu mekanların kendilerine yolunacak kaz gözüyle baktıklarını düşünüyorlar.

Doyumu yaşamayan, baba parası yemeye alışmış zümreyi de bu mekanlarda görmek mümkün. Ama bunlar gerçek turist değil maalesef.

Benim Kıbrıs’ım taşı, toprağı, rüzgarıyla bu yerlere çok iyi alternatif olabilir. Bizler yeter ki bu yerlerde yapılan hatalardan ders çıkarıp turizm planlarımızı doğru hedefler üzerine oturtabilelim.

Doç. Dr. İsmet Esenyel

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz