Ay Işığı Yolcusu

Cahil Cesareti

10 Eylül 2019

Bir “iman kuvveti” bir de “cahil cesareti” kavramları var ki atalardan kalan, fazlasıyla dikkat çekici. “İman” ile ilgili olarak düşündüğümüzde, kısmen anlaşılabilir bir yönü var. Çünkü “emin olmanın gücü”nden söz etmiş oluyoruz bu noktada ve doğru noktada fazlasıyla işe yarar bir güçtür. “Cahil cesareti” ise büyük, çok büyük bir dert.

İmla Esprisi

Konu çok sıradandı başlangıçta aslında ve klasik. “Değil” sözcüğünün “deyil” olarak okunduğunu ve söylendiğini sanan bir arkadaş, bir sosyal medya topluluğunda “Hani Türkçe yazıldığı gibi söyleniyordu” benzeri esprili bir paylaşımda bulunmuştu. Tabiidir ki söyleyişteki küçük farkın ayırdına varmamak, bir çok kişi için doğal bir durum, fazlasıyla anlaşılabilir.

Konu bu kadarla kalmadı ama. “‘Değil’ ve ‘deyil’ aynı biçimde söylenmez” yazdım ve bir gülücükle birlikte paylaştım doğru anımsıyorsam yorumumu. Yorumumun altına, başka birisi tarafından, bana göre kaba bir dille, “cahillik” ve “imla bilmemek” suçlamaları içeren bir başka yorum geldi. Doğrusu şaşırdım. Ben, kendi adıma, kesin emin olana kadar üzerinde çalışmadığım hiçbir konuda kolay kolay düşünce belirtmem. Bu koşullarda bile, “çok bilmişlik” taslamadan düşüncemi ortaya koymaya çalışırım. Tersi türde insanların çok fazla olduğunun ayırdındayım. Ama nedense yine de şaşırdım işte.

Nezaket

Daha kibar bir dil olsa belki neden “farklı” söylendiğini ve “nasıl” farklı olduğunu açıklamaya çalışırdım yüksek olasılıkla. Orada da ileri gitmediğim düşüncesindeyim, bana edilen sözler dikkate alınırsa. Küfür acizliktir, küfür etmem örneğin ben. “Peki siz haklısınız” ile başlayan ilk yanıtımın altına “Kendini Tanrı olarak görmeyenler sorgulayacaklardır” benzeri bir söz yazdım sanırım. Bu noktada ben durdum ve sözümü bitirdim. Ama karşıdan bana yönelik aşağılama sürdü tabii.

İnsan Eli

Burada anlattığım, çok sıradan ve zararsız görünen bir örnek. Bu örneğin kendisi değil asıl önemli olan. İki farklı sesi “ğ” ve “y” seslerini aynı sanan bir algı sahibi, en fazla “kağan” yerine “kayan” diyecektir. Bu da yanlışlar dünyasında ilk aşamada kalır, gezegenin insan yanlışları eliyle getirildiği durum düşünülürse.

Bilmemek

Bilmemek suç değil, asla değil. Ben de futbol ile ilgili hemen hemen hiçbir şey bilmem. Yine futbol ile ilgili bazı şeyleri yanlış biliyor da olmam olasıdır. Buradan yola çıkarsak “imla esprisi” yapan arkadaşa kim ne diyebilir ki? Çok sıradan bir yanlışlık. Ama “cahil cesareti” çok farklı bir konu. Hele de içinde yaşadığımız çağda, dünyada yaygın olan “cahil egemenliği” bambaşka.

Cahil Egemenliği

Bu çok sıradan görünen aşağılamayı, cahil cesareti örneğini hoş mu görmeliydim, yoksa küçük bir dokunuşta olsun bulunmuş olmam, karşılık olarak, gerekli bir davranış mıydı? Cahil egemenliği derken de siyasal egemenlikleri değil, sosyal egemenlikleri kastediyorum öncelikle tüm dünya ve geçmişten bu güne değil tüm zamanlar için.

Endülüslü Yüce Ruh

Emeviler denince usa olumlu olarak düşebilecek tek örnek, İspanya’da ve çoğunluğunun Arap değil Berberi olduğu söylenen (ki ünlü komutan Tarık bin Ziyad örneğin, Berberidir bildiğim kadarıyla) bir halk tarafından kurulmuş olan Endülüs Emevileridir. Endülüs Emevilerinin, bana göre, doruk noktası da ünlü düşünür, Endülüslü Yüce Ruh “Muhyiddin Arabi”dir. Bu yüce ruh da “cahil cesareti”ne, “cahil egemenliği”ne kurban gitmiştir.

Şam’da, o zamanın ve oranın “yığın” denebilecek kitlesine karşı “Sizin taptığınız benim ayaklarımın altındadır” dediği söylenir. Tahmin etmesi güç olmasa gerek ki orada o yığınca linç edilmiştir. Rivayete göre Yavuz döneminde Şam Osmanlı egemenliğine girdiğinde Yavuz Sultan Selim’in emriyle o nokta kazdırılmış ve altından (“ayağımın altı” denmiş olan yerden) bir küp altın çıkmıştır. “Ama nereden bileceklerdi?” benzeri sözler haklı mı olur bu durumda, hoş görmeye mi girer yoksa “cahil cesareti”ne, “cahil egemenliği”ne destek vermek anlamına mı gelir?

Hallac-ı Mansur

“Cahil Cesareti”nin bir kurbanı da Emevi baskıları, Talkan ve Curcan Katliamlarıyla İslam’a girmeyen ulusumuzu, fikrinin aydınlığıyla İslam’a çekenlerden olduğu savlanan Hallac-ı Mansur’dur. “Ene’l Hakk” (Ben Hakk’ım/Tanrı’yım) söylemini doğru biçimde algıladığından fazlasıyla emin olan yığının etkisi ve Abbasi Halifesinin emriyle idam edilmiştir. Halbuki okuyan bilir ki bambaşka bir derinlikten söz etmektedir Hallac-ı Mansur.

Galileo

Bizde “Galile” olarak bilinen ünlü bilimci “Galileo Galilei” ise, Papa’nın arkadaşı olmasının da etkisiyle, deyim yerindeyse “ucuz kurtaran”lardan.

Dünya yuvarlaktır ve güneşin çevresinde dönmektedir, savı nedeniyle, dönemin Katolik Şeriatı mahkemesi olan “Engizisyon” mahkemesinde yargılanmıştır. Daha önceki yargılanmalarından, arkadaşı Papa sayesinde ucuz kurtulan Galile, son seferinde, mahkemede savından vazgeçmek zorunda kalmıştır ve bu sayede diri diri yakılmak benzeri bir idamdan kurtulmuştur. Mahkeme çıkışında ise ayaklarını yere vurarak kendi kendine “Dünya yine de dönüyor” dediği söylenir.

Bütün bunlar ise büyük örnekler cahil cesareti ve cahil egemenliğine. Bütün bunlarla birlikte düşünürsek önceki soruyu, küçük görünen cahil cesareti örneklerini hoş mu görmeliyiz, yoksa en azından küçük dokunuşlarla karşı çıkışımızı mı göstermeliyiz?

Sevi ve ışık ile!…

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Günay Aydın 11 Eylül 2019 at 19:21

    Bilgilendirici olduğu kadar çok doğru tespitlerde bulunan güzel bir yazı okudum.
     
    Öyle kaygılıyım ki ben de cehaletin bunca özgüvenle salındığı bu devirde olan bitenden, toplumun ilerlemesine set çekilmesi bir yana son sürat neredeyse Orta Çağ karanlığına çekilmesinden. Ve onlara laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha zor.
     
    “Camla teharetlenme …….n kesersin, cahille sohbet etme kavga edersin,” diye bir laf vardır. Durum bu.
     
    Tebrikler kaleme…

    • Cevapla Atakan Balcı 12 Eylül 2019 at 12:55

      İçimizdeki aynaya bakmayı ihmal etmeden aydınlık yolda kalacağız. Aydınlık yolda olanlar var oldukça umut var olmayı sürdürecek, kaç kişi olursa olsun.
       
      Teşekkürler

    Cevap Yaz