Şairler

Can’ların Yücesine Mektup | 1

7 Eylül 2019

Yazı: Can’ların Yücesine Mektup | 1 | Yazan: Şenül Korkusuz

Selam sana Canların Yücesi, kapkara bir gökyüzünde yıldızların bulutlarla dans ettiği bugünde sonsuzluğa kurulmuş bir salıncakta sallanmaktasın yine. Salıncağın seni hayatta en çok sevdiğin babanın yanına savururken, hayat karşısında biz acemi faniler her dara düştüğümüzde kalbimiz mızıkçı bir çocuk gibi ağlarken; dilimiz duyguların kuvveti karşısında biçare lal olmuşken seni çağırır, asılırız salıncağına. Kör kuyularda ışık görmüş mecruhlar misali şiirlerinden medet umarız.

Peki bu medet umuşun nedeni nedir? Onca şair varken neden Can Yücel?

Çünkü Can Yücel, efsunlu bir sihirbazdır. Derin felsefesi ile bir bilgedir. Yaşamın anlamını uzun uzun sorgulayanlara kısacık bir şiirle “İnsanın Anayasası”ını yazıverir.

Kan yasası bu insanın:
Üzümden şarap yapacaksın
Çakmak taşından ateş
Ve öpücüklerden insan!

Can yasası bu insanın:
Savaşlara yoksulluklara
Ve bin bir belaya karşın
İlle de yaşayacaksın!

Us yasası bu insanın:
Suyu şavka döndürüp
Düşü gerçeğe çevirip
Düşmanı dost kılacaksın!

Anayasası bu insanın
Emekleyen çocuktan
Uzayda koşana dek
Yürürlükte her zaman

Keskin, ironik dili ile yaşama sıkı sıkıya sarılan dimdik duruşudur onu en özel yapan yanı. Başının derde gireceğinden korkmadan hicveden Nef’î gibi kalemini düzenin çemberine korkusuzca sokar.

Vazgeçmeyi düşünür bu eşkiya dünyada yaşamaktan.

William Shakespeare sonesini öyle bir çevirir ki dilimize; her isyanımızda pelesenk olur bu şiir dilimize.

Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama…

Onca riyakârlığa, onca yalana dolana, onca soysuza inat vazgeçemez yine de dünyadan çünkü Can Yücel, Nazım gibi yaşama tutkuyla bağlıdır. Biz de küstüğümüzde hayata, kırıldığımızda dostlara, yorulduğumuzda savaşmaktan bu şiirle kalkarız düştüğümüz yerden;

önüne geçemediğin tek şey kaderdir.
seni yaşama bağlayan her şey aslında bir mucizedir.
bugün yaşadığın her şey dünden kalma sebeplerdir.
ve aslında hayat dediğin;
“yaşayabildiğin kadar güzeldir.”

İnce zekasıyla roman ve hikayeleriyle ağlanacak halimize güldüren Aziz Nesin’in üslubunu şiirlerde yaşatır; şiire mizahı katık eder kimi zaman; çoğu zaman da argoyu hâlin beyanına tercüman eder. Yalnızlığımıza düşman olmak yerine, yalnızlığımızla dost olmayı öğretir, sevgi duvarını aşmaya davet eder bizleri;

Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

“Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”

Bu dize onun hayat felsefesi olduğu için mezar taşına kazınır. Çünkü o bu dizenin arkasında durabilmek için parasızlıktan kırılsa da, düşüncelerinden ve yazdıklarından hapse düşse de yine de doğru bildiğinden şaşmaz; yaşama sevincinden, geleceğe inancından vazgeçmez.

Her yaşın ayrı güzel olduğunu ve insanın hissettiği yaşta olduğunu bizlere yine Can Yücel hatırlatır.

Boşver Be Yaşı Başı

Gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver!
Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver!
Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
Yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
Sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?

Yaşam karşısındaki öğrenciliğimiz hiç bitmez. Amansız hırslarımızla boğulduğumuz, materyalist doyumsuz arzularımızla nefes alamadığımız küçük dünyamızdan onun sayesinde sıyrılıp; “Başka türlü bir şey benim istediğim” deme cesareti buluruz.

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,
havası ayrı hava…

Eşit ve kardeşçe yaşayacağımız, sömürülmeyeceğimiz günlerin ortak düşünü görmenin kıvancını yaşar, ”Ne safsın!” diyenlere inat, bir ütopyaya inanmaya devam ederiz umutla;

Ne kadar çok elimiz varmış meğer
İlkin, senin elinle tutuşan benimki
Sonra çocuklarınki
Gençlerinki
Tekel işçilerininki
Sonra, ellerin elleri…
Ne kadar çok elimiz oldu, baksana
Tutuşa tutuşa
Bir orman yangını gibi

Ağaçlar acımasızca kesilirken, suyumuz, toprağımız, hunharca kirletilirken birliğimiz bir orman yangını gibi hızla yayılıp yürekleri yaktı da gönlümüz bir tek ağacın yanışına katledilişine razı olamadı. Kesilen ağaçlar aslında her birimizin düşü, arkadaşı, geçmişe dair düşünceleridir.

Ağaçları Kesmeyin

Düş bir yaş dalından düşerse
Nereye düşer hiç düşündünüz mü?
Yerde bir iz kalmayacak mı izdüşüm?
Düşen yaş dalından düşünce
Gözlerinizdedir pınarı
Bir yaş bir daldan düşünce
Kökündedir yaşı
Bir yaş düşer bir daldan
Hepimizin ölen arkadaşı
Ve çok eskilere dair bir düşünce.

Can Yücel bir dönem Marmaris’te rehberlik, turizm müdürlüğü yapar; eşi Güler ise öğretmenlik. Ancak orada da dokuz köyden kovulacağını bilse bile doğruyu söylemekten yılmaz. Marmaris’te palmiyelerin kesilmesine karşı durduğu için işine son verilir.

Can Yücel, gücünün yettiğince doğa için, insan için savaşır. Bu savaşların çoğundan muzaffer çıkamaz ama “Gönlün rahat mı?/ Elinden geleni yaptın mı?” sorularına verdiği cevap yüreğine su serper. Biz de ondan öğreniriz “Olmuyorsa Zorlamayacaksın” demenin iç huzurunu;

Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.
Aşktır; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin,
Olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?)
Ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.
İştir; sabahlarsın, “olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…
Dosttur; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “Ona” ayırmaya çalışırsın…
Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın…
Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!
Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın…

Ama en önemlisi senin ailene verdiğin değeri farkettikçe milenyum çağında toplum mühendisliği yapılan şu garip ülkede hangi değerleri kaybettiğimizi anladık.

Can Yücel’den önce babası Hasan Ali Yücel’i tanıdık.

Öğretmen, müfettiş, eğitim kurum müdürü, Mustafa Kemal Atatürk’ün danışmanı, bakan olarak eğitim alanında Cumhuriyet tarihimizde çok önemli yeri olan bir devlet adamı olan Hasan Ali Yücel örnek bir baba oldu gözümüzde. Cumhuriyet ve eğitim sevdalısı, aydınlanma devrinin neferi, aklıyla Batı’da, gönlüyle Doğu’da bir düşünce adamı olan seni de bu ilkelerle büyütmüş.

Aydın bir nesil için durup dinlenmeden çalışan, kurduğu eğitim modeli ile dünyaya örnek olan baban Hasan Ali Yücel’in değerini gördük ama Atatürk’ün kurduğu genç cumhuriyetin eğitim seferberliğinin temelinde senin babana olan özleminin yattığını “Hayatta en çok babamı sevdim” dizelerinde fark edebildik. Ülkesi için şehirden şehire koşan bir babanın evladı olmanın onuru ve hüznünü aynı şiirde okuyunca bir kez daha hayran olduk özveriyle çalışan babana ve onu seven, ona hasret duyan oğluna;

Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla –ha düştü, ha düşecek–
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici —hep, hep acele işi!–
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,
Bi helollaşmak ister elbet, diğ’ mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh, dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Sevgiyle ve ilgiyle büyüyen Can Yücel yaşamla hem barışık yaşamış hem de bolca kavga etmiş.

Daha güzel bir dünya arzusu ile düşünceleri ırmak olmuş akmış kalemine lakin bu ırmak hep usul, sakin akmamış; ikiyüzlülüklerle karşılaştıkça, darbelerin postallarının altında aydınlar ezildikçe, yöneticiler günlük politikalarla halkı uyuttukça zehir zemberek kelâmlar akıtmış dizelerine.

Can Yücel, dilinin ucundaki iğneyi, zalime batırmaktan hiç çekinmemiştir. Çünkü aşkla kurulan yuvada büyüyen bir çocuğun özgüveni ile doğru bildiğini savunmayı öğrenmiş.

Dilindeki iğnenin sırrı da yine bir şiirinde saklıdır;

Anam babama aşık olmuş,
Babam da anama.
Gezelim bu Çarşamba demiş babam.
Sür-dişli anam, öyle şık bir fistanı yok,
Ablasının nişanlığını istemiş ödünç,
Teyzem daha toplu, oturmamış üstüne entari,
Teyelle, iğneyle ayarlamışlar üstüne anamın.
Babam, kavilleri üzre, gelip Topkapı dışındaki evlerine
Anamı alıp, kaçbir tramvaylan aktarma,
Bebeğe götürmüş o Afrodit’i.
Bebek sırtlarına çıkmışlar.
Babam oturtmuş anamı çayıra,
Denizi göstermiş,
İyi şeylerden söz etmişler,
Derken öpecek olmuş anamı,
Anam çoktan razı.
Babam el atınca orasına burasına,
Fistandaki iğneler batmaz mı eline!
Ay! demiş bağırmış babam…
O gün, o çayırda, o an
Düştüğüm için ben anamın imgelemine,
Yaşamda da, şiirde de
Böyle iğneli konuşmaklığım.

…devam edecek.

Şenül Korkusuz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

9 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 7 Eylül 2019 at 11:18

    Merhaba;
     
    Günüme renk, içime bir hoşluk getirdiniz bu yazınızla ve taaa… yürekten teşekkür etmek istedim.
     
    Güzel günler.

    • Cevapla Şenül Korkusuz 7 Eylül 2019 at 11:46

      Çok teşekkür ederim. Ne mutlu bana. 😊

  • Cevapla Sevinç Başlık 7 Eylül 2019 at 12:25

    Şenül mektubunu okudum. Zaten severdim Can Yücel’i daha da sevdim. Aynı benim sevdiğim gibi anlatmışsın, ne güzeldi…
     
    Başarıların artarak devam etsin.
     
    Sevgi ve selamlarımla 😊

    • Cevapla Şenül Korkusuz 7 Eylül 2019 at 12:43

      Güzel sözlerin ve dileklerin için çok teşekkür ederim. Can Yücel tüm şiir severlerin ortak paydası. 😉😊

  • Cevapla Şeniz Karakış 7 Eylül 2019 at 12:53

    Yine o kadar güzel bir yazı olmuş ki. Dünya üzerinden iyi ki bir Can Yücel geçmiş , iyi ki can bulmuş dizeler…
     
    Çok teşekkürler…

    • Cevapla Şenül Korkusuz 7 Eylül 2019 at 13:04

      İyi ki….

  • Cevapla Atakan Balcı 10 Eylül 2019 at 13:49

    Yüce ruhlar Hasan Ali Yücel ve Can Yücel; çok teşekkürler!

    • Cevapla Şenül Korkusuz 10 Eylül 2019 at 14:59

      😊🙏🏻

    • Cevapla Gönül Koçhan 11 Eylül 2019 at 21:22

      Duyguları en güzel şekilde anlatabilmektir sanat. Her gönül teline şöyle bir dokunabiliyorsan, her yaraya dokunup acıyı hatırlatıyorsan, güzellikleri gösterip aaa.. dedirtebiliyorsan, küçük mutluluklarla farkındalık yaratıp tebessüm ettirebiliyorsan budur sanat.
       
      CAN YÜCEL sanatçı özellikleri taşıyan şairliğinin yanında insan olmayı da öğreten bir insan. Can Yücel’i tanıyıp da saygı duymamak mümkün değil.
       
      Can Yücel’i bu kadar güzel bir edebiyat diliyle anlatılan bir yazıya da ancak şapka çıkartılır. 👋👋👋👋❤️❤️❤️

    Cevap Yaz