Ay Işığı Yolcusu

Çember

17 Eylül 2019

Yazı: Çember | Yazan: Atakan Balcı

Karma çemberi, kurtlar sofrasının çemberi, dünyanın eğik ve kesinlikle mükemmel olmaktan uzak (zamanında bu yüzden gezegenler çarpışmış bizim yıldız sistemimizde) ekseninin, bir tür, çemberi…

Tabii ki hepsinden önce de, Yeni Türkü’nün çemberi;

“Ya dışındasındır çemberin,
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken
Kafan dışındaysa…”

İşte, bir sorun da o değil mi? “Kendin içindeyken kafan dışındaysa?”

Karma Çemberi

Tinsellik/ruhsallık atfedilen karma çemberi de içinde yaşadığımız boyutun ve ötesinde olduğu düşünülen bir boyutun arasında kalan bizlerin boyutlar arasındaki konumuyla ilişkili olduğunu düşünenler vardır sıkça. Tabii kökleri aydınlıkta ve aydınlanma düşüncesinde olan bir çember ve daha çok neden-sonuç ilişkisinin dışına çıkabilmekle ilgili. Buddha ne kadar söylese de tapınma ile, dua çemberleri çevirmekle olmayacağını. Boddhidharma ne kadar yinelese de beklemek, beklemek ve yalnızca beklemekle olmayacağını çok az kişi almıştır yine bana göre, her zamanki gibi, iletiyi.

Çemberi doğru biçimde algılamadan nasıl ötesine geçebiliriz ki?

Yığının Kumpas Çemberi

Bütün çemberlerin dışında ve ötesinde, aydınlanma için tamamlanması gereken bir yaşam ve yaşanmışlık çemberi var. Tabii yığının kurduğu ve aslında daha çok kendini daha iyi kandırabilmek için oluşturduğu kumpas çemberi ile, o çemberi kırmak ve o çemberle yaşamak seçimlerinin arasında kalmış biçimle nasıl kendimize ulaşacağımızı bulmak gerek önce. O çemberi kırma uğraşı çok zor ve uğraşı isteyen bir iş. O çemberle yaşamak da çemberi kendi içinde kırmayı gerektiren bir iş.

Çemberin dışarıdaki, aydınlanma yolundaki kişinin dışındaki varlığı etkilemez yolcuyu. Yolcu, kendi içinde ve var oluş biçimiyle, çemberden bağımsızdır çünkü. Yığının çirkefi, kumpas çemberi ne kadar yoğun ve kirli olursa olsun. Yolcunun ayağındaki ay tozunun ışıltısına ve ışıltının “om” mantrasını anımsatan güçlü ve esenlikli dansı, tüm yığınların ve kir çemberlerinin o denli ötesindedir ki ne yığınların varlığı ne de kir dolu çemberleri gerçek öze dokunabilir. Asla “etkilemez” demiyorum. Yığının çemberi çok uzun süredir var oluşunu sürdürüyor ve dönüyor, dönüyor, dönüyor. Çember kendini her tamamladığında aynı kire aynı biçimde yeni katlar çıkılıyor.

Aydınlanma Çemberi

Yolcu, zamanla kendi yaşamsal kurgusunun özel bir çemberinde ilerlediğinin ayırdına varır zamanla. O çember, yığının hep aynı olan kirli varlığının üstüne aynı türden katlar çıkması gibi değil, kesinlikle değil. Aydınlanma çemberini her tamamlayışında, ayrı bir düzeyde farkındalık boyutuna ulaşır yolcu. Ve öyle bir an gelir ki, o çemberin de ötesine geçer soyut ayaklarındaki ay tozunun ışıltısıyla.

İşte o an, çok kısa ve sihirli o an, yaşamdaki hiçbir nesneye, hiçbir lezzete benzemez. Geçişi her yerinizde duyarsınız ve o kadar hızlı, dolu, kısa ve çok uzun duyumsatan bir andır ki o, yalnızca o anı yaşar ve duyumsarsınız. O kadar!…

Sevi ve ışık ile!…

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz