Satır Arası

Dedikodu

6 Eylül 2019

Yazı: Dedikodu | Yazan: Nalan Erpolat

Kim söylemiş beni
Süheylâ’ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü
Yüksekkaldırım’da, güpegündüz?
Melâhat’i almışım da sonra
Alemdar’a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galata’ya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.

Ya o, Muallâ’yı sandala atıp,
Ruhumda hicranın’ı söyletme hikâyesi?

Orhan Veli Kanık Geç

Tamam Geç de Nereye Kadar?!

Orhan Veli Kanık’ın, dedikodusu yapılan insan psikolojisini satırlara döktüğü bu şiir zaman zaman hepimizin diline dolanır ve “geç bunları” deriz içimizden. Deriz demesine de her zaman söylediğimiz kadar kolay olmaz boş vermek. Dedikodu kötüdür, dedikodusu yapılan insan olmak daha kötüdür, onur kırıcıdır.

Dedikodu, üstesinden gelmesi zor bir toplumsal hastalıktır aslında. Hiçbir toplumda ahlaki olarak meşru değildir. Hemen hemen her dinde yasaktır ama insanlar bir türlü vazgeçemez dedikodudan. Belki insanın yapısında varolan bir ihtiyaç gibi algılanabilir ama dedikodu yapmamak empati ile öğrenilebilir bir tavırdır.

Dedikodu yüzünden kim bilir ne yuvalar yıkılmış, kaç kişi işsiz kalmış, arkadaşlıklar bozulmuş, kardeşlikler yara almış; hatta savaşlar çıkmıştır; temeli dedikodu olan entrikalarla ne imparatorluklar yıkılmıştır. Akraba küslüklerinin çoğunun sebebi, kabına sığmayan bir virüs gibi yayılan dedikodulardır. Herkes bilir aslında dedikodunun bu denli kötü sonuçları olduğunu ama dedikodunun içinde olmaktan da vazgeçemez bir türlü. Nedir acaba bu ikilemin sebepleri?

Dedikodudan Vazgeçmemek

Psikolojik ve sosyolojik olarak incelendiğinde dedikodudan vazgeçememenin en önemli sebebi dedikodunun farkında olunmamasıdır. Hiç kimse “dedikodu yaparım demez” hatta “asla dedikodu yapmamak lazım, dedikodu en kötü şeydir” gibi cümleler kurar fakat dedikodunun bir parçası olabilir. Klasik bir söz vardır; “Bu dedikodu değil ki ben olanı konuşuyorum” diye. Burada fark edilmesi gereken nokta dedikodunun tanımıdır. O an ortamda olmayan biriyle ilgili, kendisinin hoşuna gitmeyen bir şey konuşuluyorsa ve bu o kişiyle konuşulmayacaksa, bunun adı dedikodudur.

İnsan, dedikodu yaparken rahatladığını zanneder; anlatıyorum, konuşuyorum üzerimden yük atıyorum sanar ama aslında konuştuğu her şeyi yeniden düşündüğü için beynini aynı konuda yormuş olur, bu da iç sıkıntısını hafifletmez, arttırır. Hele konuyla ilgili öfkesi varsa öfke sürekli beslenir.

Kişi, dedikoduya bu farkındalıkla yaklaşsa ve kendisi başkası hakkında konuşmamaya gayret etse bile, içinde bulunduğu sosyal ortamda bir dedikodu varsa, insan ait olma duygusuyla, bu ortamdan uzaklaşamayabilir ya da açık açık ortamda “konuşmayalım bunları” deme cesaretini gösteremeyebilir. Aslında bu kısa vadeli bir düşüncedir. Eğer bu cesareti gösterirse, belki kısa vadede tepki görebilir ama uzun vadede “güvenilir insan” sıfatını alır ve bu sıfat hayattaki en önemli ve en güzel sıfattır.

Doğru Sanılan Dedikodu Klişeleri

1 – Boş insan dedikodu yapar. Böyle düşünülür ama yapılan araştırmalara göre, en çok iş yerlerinde dedikodu yapılıyor.

2 – Kadınlar daha çok dedikodu sever. Yine yapılan araştırmalar, erkeklerin kadınlardan daha çok dedikodu yaptığını söylüyor. Aralarındaki fark ise, kadınlar genellikle kadınlar hakkında dedikodu yaparken, erkekler her konuda dedikodu yapıyorlar.

Dedikoduyu En Aza İndirgemek

Hem kişileri hem toplumu kötü yönde etkileyen dedikoduyu aza indirmenin en etkili yolu, özgür ve şeffaf iletişimdir. İnsanlar kendilerini özgür ve doğru ifade ederlerse, dedikodudan vazgeçmeye başlarlar. Bu da özsaygıyı beraberinde getirir. Yaşamı seven, yaşamda gelişmeye çalışan insanlar dedikodu yaptıkça kendilerinden uzaklaştıklarını, kendilerine olan saygılarını kaybetmeye başladıklarını farkederler.

Dedikodusuz ve saygın günlere…

Nalan Erpolat

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Hande S. Sinan 7 Eylül 2019 at 23:07

    Merhaba; yazı beni düşündürdü:
     
    Dedikodunun yakın çevrede öğrenildiğini ve aynı zamanda bir kültürel norm olduğunu düşünüyorum çünkü dikkat edin özellikle baskıcı toplumlarda/topluluklarda oluşuyor. Asıl sebep gerçek fikrini söyleyen veya buna cesaret edenin de kimi zaman yerin dibine sokulması; dedikodu o zaman bir rahatlama mekanizması oluyor ve bu en çok işyerlerinde oluyor, özellikle fikirlerin dinlenmediği ve dikkate alınmadığı iş yerleri bunun için birebir ortamlar deneyimime göre ama eminim buna mahallelerde de rastlanıyor; işte falanca ne yapmış nereye gitmiş vb.
     
    Dedikodu yapan aslında kendi öfkesini kırgınlığını yansıtıyor, bunun üretken hale dönmesi lazım yani kişi bu yetersizliğini tanımladığı noktada bunu çözecek şekilde harekete geçmeli yoksa ömrü dedikodu ile heba olur.

  • Cevap Yaz