Başucumda Kitap

Kadının Adı Yok

12 Eylül 2019

Kitap: Kadının Adı Yok | Yazar: Duygu Asena | Yorumlayan: Kübra Mısırlı Keskin


Kadının Adı Yok | Duygu Asena

Kadının Adı Yok | Konu

Kitap kahramanımız orta sınıftan bir ailenin büyük kızıdır. Babaları her zaman bir erkek çocuğu olsun isteyen ama iki kızı olan bir adamdır. Aşırı baskıcı bir yapıya sahip olan baba kızlarının okumalarına şiddetle karşı çıkar. Çünkü “kızlar okusa ne olacak ki nasıl olsa çalışmayacaklar” zihniyetine sahiptir.

Kitap kahramanımız ve kardeşi zorla da olsa okuyup meslek sahibi olur ama kız kardeşi çalışmaz ve evlenerek çocuk sahibi olur. Kitap kahramanımız ise daha geç evlenmeyi seçer. Ve evlenme nedenlerinin başında da aşırı baskıcı baba figürü vardır. İlk çocuğunu, eşi baba olmaya hazır olmadığı için eşinin zoruyla aldırır daha sonra eşi istese de artık kitap kahramanımız çocuk sahibi olmak istememektedir.

Başlarda çok aşık olsalar da birbirlerine, zamanla aşkları tükenir. Ve başka arayışlar içine girerler, sonucunda da boşanırlar. Bu arada kitap kahramanımız çalışmaya başlamış ve iş yerinde oldukça iyi yerlere gelmiştir. Ama yükselmesi herkesi rahatsız etmiş, türlü bahane ve dedikodularla onu işinden ayırmışlardır.

Başka bir işe başlamış ve burada da müdürlüğe kadar yükselmiştir. Ama ilk işinde olduğu gibi burada da etrafındakiler rahat durmamaktadır. Ama kitap kahramanımız pes etmeden yoluna devam eder. Bu arada tekrar aşık olmuştur. Her şey harika gitmektedir. İkisi içinde çok güzel giden bu ilişki, sevgilisi Aydın’a çalıştığı firmanın yurt dışı müdürlüğü verilince onları düşünmeye sevk eder.

Kadının Adı Yok | Yorum

Kitapta kahramanımızın bir adı yok. Ama okuduğunuzda hepimizin çevresinden tanıdık biri olduğunu anlıyorsunuz. Ayşe, Emine, Sevil, Meryem….. Siz ne demek isterseniz adı o.

Kitap tamamen kadın erkek eşitsizliği üzerine kaleme alınmış. Zaten Duygu Asena bilindiği üzere daha çok feminist tarzda yazılarıyla ünlüdür. Ve bu da tam olarak bunu yansıtan bir kitap olmuş.

Ülkemizde yanlış bilinen bir olgu feminizm. Çoğunluk bunu erkek düşmanlığı olarak görse de aslı böyle değildir. XVIII. yüzyılda Fransa’da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılan ve savunulan, daha sonraki yüzyıllarda her toplumda destekçi bulan, kadının siyasal ve toplumsal haklar bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren ve bunu gerçekleştirmeye çalışan akımdır feminizm.

Kadın ve erkek birbirini tamamlar. Göremediklerini gösterir birbirine. Yaradılış fıtratımız aslında buyken ne zaman erkekten daha az hakka sahip olduğu düşünülen biri oldu kadın?

Kitapta değinilmesi gereken birden fazla nokta var aslında. Mesela ilki eğitim hakkı. Sırf kız olarak dünyaya geldiği için bunu elinden almayı kendine hak gören bir zihniyet. Kız çocuğu büyüyüp evlenecek, çoluk çocuğa karışacak o yüzden eğitilmesine gerek yok mantığıyla yetiştirmek her nesile yapılan en büyük haksızlıktır bence. Evet kadın çalışmayabilir ama çocuğunun ilk öğretmenidir. Toplumu oluşturan bireylerin bilinç seviyesini belirleyen annelerin eğitimi belki de sırf bu yüzden en önemlisidir.

Diğer bir konu da çalışma hayatında kadına verilen değer. Şimdiki zamanda bu tarz durumlarla daha az karşılaşılsa da kitabın yayınlandığı 80’li yıllarda bu daha sık karşılaşılan bir durummuş. Kitap kahramanımız sırf kadın olduğu için erkeklerden iki kat daha fazla çalışarak kendini ispatlamaya çalışıyor. Yükselip bir şeyleri başarabilmek için çok daha fazla çabalıyor. Kaldı ki bunun sonunda başarılı da olsa farklı yollarla bir yerlere geldi diye yaftalanıyor iş arkadaşları tarafından.

Kitapta onaylamadığım tek konu aldatma konusu. Kitap kahramanımız evliyken aşık olduğu evli iş arkadaşıyla ilişki yaşamaya başlıyor ve ikisinin de eşleri bunu bilerek susuyor. Konu şu ki aldatma ilişkideki en büyük haksızlık. İki insan arasında bir şeyler bittiyse birbirini kandırarak bunu devam ettirmenin hiçbir anlamı yok. İnsan duygularına engel olamayabilir ama bunu fiiliyata geçirmemek de kendi elindedir diye düşünüyorum. İnsan önce hayatında olan kişiye saygılı olup noktalamalı sonra yola devam etmelidir.

Aslında burada Duygu Asena’nın vurgulamak istediği; erkek aldatırsa mubah kadın yaparsa ahlaksızlık diye adlandırılması. Şunu anlamak oldukça elzem, ayıbın ya da yanlışın kadını erkeği olmaz. Yaratılırken hepimiz eşitiz de ayıbı, ahlakı neye göre cinsiyetleştirdik? Kitapta bu konu anlatılırken biraz yanlış anlaşılabiliyor diye düşünüyorum.

Kitapta edebi kaygı güdülmemiş. Değerlendirirken bu mutlaka göz önüne alınmalı. Okunması zor bir kitap değil ama anlatımda biraz kopukluklar göze çarpıyor.

Yazımı her zaman söylediğim bir sözle bitirmek istiyorum bu hafta;

Biz kadınlar pozitif ayrımcılık değil eşitlik istiyoruz.

Yazar Hakkında

19 Nisan 1946 yılında dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Pedagoji Bölümünü bitirdi. 1972 yılında gazetede yayınlanan ilk yazısıyla gazetecilik hayatına başladı. 30 Temmuz 2006 yılında beyin tümörü nedeniyle hayatını kaybetti.

Eserleri:
• Kadının Adı Yok (1987)
• Aslında Aşk da Yok (1989)
• Kahramanlar Hep Erkek (1992)
• Değişen Bir Şey Yok (1994)
• Aynada Aşk Vardı (1997)
• Aslında Özgürsün (2001)
• Aşk Gidiyorum Demez (2003)
• Paramparça (2004)

Keyifli okumalar.

Kübra Mısırlı Keskin

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Hülya Erarslan 12 Eylül 2019 at 13:08

    Ben Duygu Asena’nın “Aslında Aşk da Yok” kitabını okumuştum. “Kadının Adı Yok” kitabını ise merak ediyordum, okumuş kadar oldum şu an sayenizde, teşekkürler 🌹
     
    Ben de kendi köşemde “Aslında Aşk da Yok”u anlatayım madem bir ara. 🤔

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 12 Eylül 2019 at 13:20

      Süper fikir 😁👌🏻

    • Cevapla Kübra Mısırlı Keskin 12 Eylül 2019 at 14:55

      Harika olur sizin yorumunuzdan Duygu Asena’yı okumak. Merakla bekliyorum Hülya Hanım.
       
      Teşekkürler.

  • Cevapla Demet Günce 12 Eylül 2019 at 20:16

    Sanki beni heyecanlandıracak bir kitaba benziyor. Okumaya değer buldum. Sevgili Kübra yorumun beni meraklandırdı…
     
    Kalemine sağlık

  • Cevapla Kübra Mısırlı Keskin 13 Eylül 2019 at 09:04

    Güzel yorumun için teşekkürler Demetcim.

  • Cevap Yaz