Robotizma

Avare Düşünce

30 Ekim 2019

Yazı: Avare Düşünce | Yazan: İlayda Duman

Yoğun bir günün ardından otobüsten inmiş eve doğru yürüyorsun. Gecenin karanlığını aydınlatıyor sokak lambaları. Bir an önce eve gidip yumuşacık yatağına kendini atıp uyumayı hayal ediyorsun. Adım adım evinin sokağında ilerlerken yanmayan sokak lambaları dikkatini çekiyor. Hergün altında yürüdüğün lambaların bugün yanmayası tuttu herhalde. Onlara bakarken tepende elmas gibi parlayan yıldızları fark ediyorsun. Hava açık. Gökyüzüne biraz daha uzun baktığında binaların arkasından gülümseyen dolunayı fark ediyorsun.

Yüzünde bir gülümseme, içine huzur dolmuş. Düşüncelere dalıyorsun. Seni bugüne kadar üzen ne varsa her şeyin geçip gittiğini fark ediyorsun. Dinen fırtınaları, şiddetli yağmurları hatırlıyorsun. Hiçbiri yok artık. Fakat temiz gökyüzüne baktığında ferahlayan göğsünde birden bire karalar bağlamana sebep olan bir şey hissediyorsun. Tarifi olmayan bir ağırlık var göğsünde.

Hayatını gözden geçiriyorsun. Muhakkak bir pürüz olmalı ki bu ağırlığın bir sebebi olsun. Ne ola ki yolunda gitmeyen bu şey. Gözüne bir şey takılıyor. Yalnızsın. Çünkü yalnız olmayı seçmişsin. Belki de öyle düşünmene sebep olmuşlar, bilemem. Kendinle zaman geçirmeyi, kendinle uğraşmayı seviyorsun fakat farkında olmadan kendinden de sıkılıyorsun. Müthemadiyen her şeyden sıkılmaya başlıyorsun. Aynaya bakmaktan, dinlediğin müziklerden, okuduğun kitaplardan… Hiçbir şeyin seni memnun etmemeye başladığını fark ediyorsun. Çünkü eksikliğini hissettiğin bir şeyler var. Hiçbir şekilde yerini dolduramadığın bir şey bu.

Yalnızlık mı? Belki ilk başta aklına o geldi ancak unutuyorsun yalnızlığı sen seçtin. Öyleyse ne? Boşluğu bu kadar ağır kılan ne? Belki de cevabını asla bulamayacağımız bir soru bu. Ebedi olanın gölgesi, sonsuzluğun belirsizliği…

Sevgiye Aç Varlık

İnsan.

Müthemadiyen sevgiye aç olan insanoğlu.

Bu yüzdendir bitmek bilmeyen aşk nameleri. Bu yüzdendir ki bitmeyen tüm aşk acıları. Akıldaki aşk, kalpteki aşk, uzuvdaki aşk… Bu yüzdendir.

Sevginin skaler bir büyüklüğünün olmaması ne büyük şans. Yoksa değil ayağa kalkmak, insanların gözünü kırpmaya mecali olmazdı. Üstelik dünyevi işler aksar, etrafta iş yapacak kimse kalmazdı. Tüm insanlık açlıktan ölür, dünya bitkilerin ve hayvanların hakimiyeti altına girerdi. (Aslında bu açıdan bakınca pek de fena gelmedi kulağıma.)

Bu hayatta herkes bir şeylere sevgiyle bağlı. Kimisi çocuğuna, kimisi işine gücüne, kimisi eşine, kimisi yaratıcıya, kimisi de kendine. Yokluğunda bunalıma sokan, varlığında uyuşturan bir meret bu. Sanarlar ki her sevginin bir karşılığı vardır. Vardır elbet fakat her zaman karşılığı sevgi olmaz. Kimi zaman nefrettir, kimi zaman bomboş bir duvar. Seçemezsin, kırılırsın. Sevmezsin bir daha hiçbir şeyi, kaldırırsın rafa ama onsuz da nefes alman zorlaşır.

Bundandır göğsündeki boşluğun ağırlığı. Aldığın her bir nefes ağır gelir. Tek yolu vardır, o da tekrar sevmekten geçer. Lakin nafile. Yemin etmişsindir bir daha o tozlu rafa dokunmayacağına. Tekrar kırılmaktan korkarsın. En sonunda biri gelir. Şaşırtır seni. Heyecanlanırsın uzun zaman sonra ilk kez. Bir hevesle gidip tozlu raftan alırsın sevgini. İyice temizler eski haline geri getirirsin. Tam güzelce paketleyip hediye edecekken yok olur ortadan. Sırra kıdem basar. Elinde özenle hazırladığın paketinle bakakalırsın.

Hevesin kırılır. Beklemeye başlarsın. Belki işi vardır döner diye. Belki gerçekten de döner ama ya dönmezse? Beklemeyi bırakırsın. Tekrar rafa kaldırırsın onu. Yaşantına devam edersin. Ancak mutsuzsundur. Çünkü kendini sevmek yerine başkasını sevmeyi seçmişsindir. Ne büyük aptallık ama…

İyi Ki Bir Şey Yaşadın Sen De!

İlkokul zamanlarımdan beridir yaşıtlarımın çektiğini sandığı aşk acısı bana hem komik hem de saçma gelmiştir. Gerçek aşk acısını yalnızca evlilik çağında olan insanların çektiğini düşünürdüm o zamanlar fakat artık tamamiyle aşk acısı kavramı bana saçma gelmeye başladı.

Kendine saygısızlık bi’kere. Hiç umursanmadığın ve hakarete uğradığın birisi için gözyaşı dökmek belki de yapacağım en son şeydir.

Bu hayatta ölümü de gördüm, hastalığı da. Ne sakatlıklar gördüm hastane köşelerinde, belki de birçok doktordan fazla. Koridorlarda ağlamaktan helak olmuş aileleri de gördüm, yeni doğan bebeği için sevinç çığlıkları atanları da. Hayatı en iyi anladığınız ve öğrendiğiniz başka bir yer daha yoktur. Hastaneler sevincin de hüznün de heyecanın da aynı anda yaşandığı yegane yerdir benim gözümde. Bir tarafta çok sevdiği eşinin ameliyattan çıkmasını bekleyen 65 yaşındaki amcanın heyecanı ve kaybetme korkusu, diğer tarafta bebeğine bir an önce kavuşmayı bekleyen babanın heyecanı, bir yandan kanseri yenmiş bir çocuğun sevinç göz yaşları, diğer tarafta ise bir daha asla annesine son kez bile sarılamayacağını öğrenen evladın acısı…

Bu kadar duyguya ev sahipliği yapan bir mekanda bulunduğunuzda artık bazı şeyler size basit gelmeye başlıyor. Benzer şeyleri yaşamayanlar ise “İyi ki bir şey yaşadın sen de…” gibisinden patavatsız yorumlarda bulunabiliyor. Varsın desinler. Onlar ancak aşk acısı çekmeyi bilirler zaten. Ben de karşılığında “İyi ki bir aşk acısı çektin sen de…” derim, ne olacak ki?

Ne olacağını söyleyeyim. Bütün yaşadıklarımı süpürüp çöpe atmış olacağım. Çünkü hastanelerde geçirdiğim cehennem gibi geçen 2 yıldan bir şey öğrendiysem o da kimsenin acısını, sevincini, heyecanını, hüznünü küçümsememek. Herkesin yaşadığı kendine bu hayatta.

Bilemezsin

Yıllar sonra ilk kez görebilen bir çocuğu düşünün. Bir şeyleri görmek artık sizin için çok normal bir durumken o çocuğun yaşadığı heyecanı siz hayal dahi edemezsiniz. Buna istifaden insanlara saygılı olmayı öğrenin. Kimin ne zaman, nerede neye ihtiyacı olacağını bilemezsiniz. Bu yüzden sürekli sorun birbirinize “Nasılsın?” diye. Size sorulduğunda da adetten “iyiyim” diyip geçmeyin. Anlatın. Ne demişler derdini anlatmayan derman bulamaz. Karşınızdakini dinleyin, ona yol gösterin. Varsın yolunuzu takip etmesin. Sizin gösterdiğiniz yol belki de başka bir yolun kapısını aralıyordur. Bilemezsiniz.

Bilgi mi Sayar?

Günümüzde teknoloji sayesinde iletişim bu kadar kolaylaşmışken birbirini gerçekten dinleyip ve gerçek birer diyalog kuran insan sayısı o kadar az ki. Kimse kimseyi gerçek anlamda dinlemiyor. Kendi diyeceğini deyip kaçıyor adeta. Bu yüzden yalnızlaşıyor insan. Bu yüzden artık sevemiyorlar birbirlerini.

Cümle kurmaktan aciz, anlatmak istediğini bir iki cümleyle bile anlatamayan insanlar mevcut. Teknoloji sayesinde her eve bilgi girecek, cahillik son bulacak dendi. Sırf bu yüzden bilgisayar adı kullanıldı. İçinde bir sürü bilgi vardı doğal olarak. Ne yazik ki yurdum insanı bu bilgileri kullanmak yerine onu kirletmeyi seçti. Bu sayede bilgi kirliliği ile yetişmiş cahil kesimler eskisinden daha da arttı.

O kadar çok üzülüyorum ki bu duruma. Elimden gelen bir şey olsa da yapsam. Bu durumda yapabileceğim en iyi şey ileride evlatlarımı bilgi kirliliğinden arındırarak yetiştirmek olabilir. Şimdi ise tek yapabileceğim herkese çemkirmek. Çünkü avare olmak bunu gerektirir.

İlayda Duman

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Beyza 30 Ekim 2019 at 15:02

    Bir gün kitaplarını okumak dileği ile 💕

    • Cevapla İlayda Duman 30 Ekim 2019 at 16:29

      inşallah o günler de gelir ^^

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan