Satır Arası

Bağlanmak

25 Ekim 2019

Yazı: Bağlanmak | Yazan: Nalan Erpolat

Geçen hafta yayına giren “Ayrılık” başlıklı yazımda, ayrılığın doğal ve alışılması gereken bir süreç olduğundan behsetmiştim. Bunun yanında, ayrılamamanın da önemli bir psikolojik durum olduğundan söz etmiş, bu durumun, büyük çoğunluğu çocukluğa dayanan, ana nedenlerini yazacağımı söylemiştim.

Ayrılamamak

“Ayrılamamak” dediğimiz zaman, ilk akla gelen durum, kişinin ikili ilişkisini yani eşi ya da sevgilisiyle olan bağını koparamama durumudur. Oysa bu, ayrılamamanın sadece tek bir çeşididir. Anneden ya da babadan ayrılamama; herhangi bir nesneden ayrılamama; sigara-içkiden ayrılamama, hatta herhangi bir fikirden bile ayrılamama durumu olabilir, ki bunun adı bağımlılıktır.

Bağımlılık

Bağımlılık, onsuz olamamak, onsuz bir yaşamı düşünememektir. Doğumla birlikte, bebeğin bağımlı olması normaldir. Bebek anneye ya da bakımını üstlenecek, yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayacak birilerine bağımlıdır ama yıllar geçtikçe bu bağımlılık durumunun bağlılığa dönüşmesi gerekir. Aslında çok önemli olan ama fazla konuşuldukça basitleşen bir kavram var günümüzde.

Güvenli Bağlanma

Güvenli bağlanma konusunu artık herkes konuşuyor. Çocukluğumuzda kurulan bağların, ileride hayattaki tüm ilişkileri etkileyeceği çok açıktır ve bunu artık herkes biliyor fakat güvenli bağlanma konusu bana göre ne sanıldığı kadar karmaşık ne de birkaç annenin bilerek-bilmeyerek kahve içerken konuşacağı kadar basittir.

Çocuğun birkaç olayda hassasiyet yaşayıp biraz çok ağlaması, annesini ya da kendisiyle ilgilenen kişiyi fazla gözünün önünde tutmak istemesi ya da o kişinin ortamdan ayrılmasına hiçbir tepki göstermemesi hemen “güvensiz bağ” etiketini almamalıdır. Çok temel olarak, kaliteli bir bağ, çocuğun yaşadığı ortamda önem görmesidir. Tabii ki her anne-baba çocuğunu önemser ve istisnasız herkesin hayatta en büyük değeri evlatlarıdır. Ama bu önemsemenin ilişki içerisinde aldığı yer ana noktadır. Çocuğunu önemsediği için, bazen anne-babalar, sürekli, “üşürsün, düşersin, ben yedireyim” gibi tepkilerde bulunur ama çocuğun kendini kontrol edebilmesi özgüveninin başlangıcıdır. Öz bakımını yapabilecek yaşa geldiğinde çocuk, bebeklikten kurtulmalıdır. Bunun için de ana kural, çocuğun bir birey olduğunun kabullenilmesidir. Onun duyguları, istekleri, fikirleri gözardı edilmemelidir. Aksi halde çocuk, zamanla, kendinin istekleri ve fikirleri olduğunu bile unutur, duyguları yaşasa bile farkındalığı düşük olduğundan, hissettiklerini anlamlandıramaz. Başka bir deyişle hayatı anlamlandıramaz.

Bağımlı Büyütülen Kişiler

Bu şekilde, bağımlı büyütülen çocuklar, yaşamları boyunca, çevredeki insanların istedikleri gibi bireyler olur, bağımlı oldukları kişilerin fikirleriyle düşünürler. Bu yüzden, o insanları kaybetmeyi, boşluğa düşmeyi göze alamazlar. Anne-baba, arkadaş, eş, oturdukları ev, çalıştıkları kurum ya da beraber çalıştıkları kişilerden ayrılamazlar kolay kolay. Zaman zaman kendilerine zarar verebilecek insanlar girer hayatlarına ama onlardan ayrılma cesaretini gösteremedikleri gibi, beraber oldukları her insandan kendilerine bağımlı olmalarını beklerler. Bu da terk edilme korkusunun verdiği stresi beraberinde getirir.

Hayata Farkındalıkla Bakmak

Her ne kadar çocukluğunda, anne-babaların iyi niyetleriyle bu şekilde yetiştirilmiş olunsa da büyüyünce her şey bitmiş demek değildir.

Ayrılma konusunda sıkıntı yaşadığını fark eden birey, yaşı kaç olursa olsun, bunun üstesinden gelebilir ve bağımlılığın yerine bağlılığı koyabilir.

Kendini tanımak, yaptığından farklı bir şeyleri de yapmaya potansiyeli olduğunu görmek, kendini keşfedip, yenilikleri denemek, hayatında her daim yedek planlar bulundurmak ilk adımdır. Kendinde bunları uygulamaya başlayan birey, çevresindeki herkesin farklı potansiyellerini ve özgürlük haklarını görebilir ve onlara saygı duyar. Kimsenin kendine bağımlı olmasına ihtiyacı yoktur artık.

Bağlanmak mecburiyet değil, sevgidir. Sevgiyle bağlanmak, bağımlılık değil, özgür beraberliktir.

Sevgiyle Kalın

Nalan Erpolat

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 25 Ekim 2019 at 11:34

    Nalan Hanım, çok beğenerek okudum yazdıklarınızı.
    Kaleminize sağlık.
    Sevgiler.

    • Cevapla Nalan Erpolat 26 Ekim 2019 at 20:07

      Çok teşekkür ederim Demet Hanım.
       
      Sevgiler

    Cevap Yaz