Naftalin

Bingo

25 Ekim 2019

bingo, nostalji

Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk
Hiçbir yere gitmiyor.
Edip Cansever

Beş altı yaşlarımdayım.

Evimiz Gelibolu Astsubay orduevinin tam karşısında. Bu yüzden neredeyse her gün oradayım. Annem arkadaşları ile pasta salonunda buluşuyor. Bu tarz günlerde de pastanede içinde ne olduğuyla pek ilgilenmeden yediğim unlu bir mamül var.

Adı ayçöreği.

Annemin Viva Capio parfümünü ve bu ayçöreğinin kokusunu unutmam mümkün değil. Onların elimden tutup beni gezdirdiği zamanları hatırlattığı için belki de. Hâlâ çok seviyorum ayçöreğini.

Sarışın, çilli bir kız çocuğundan geriye bir tek o güzel hatıralar kaldı.

Herkesin çocukluğu çok güzeldir. Güzel hatırlanır her şey. Birçok olumsuzluk bile olsa çocuk gözünüz mutlu görür her şeyi. Hani sorarlar ya, ıssız bir adaya düşseniz yanınıza ne alırsınız diye? Seçeneğim olsa çocukluğumu alırım herhalde.

İşte o günlerden bir anı.

Bir asker babanın imkanlarıyla, orduevi salonlarında üniformalarını hiç hatırlamadığım tonton asker amcalarımdan, saçlarının önüne dolma yapmış rujlu, rujsuz teyzelerimden, tarzlarına özendiğim, Milliyet Çocuk ile büyümüş ablalarımdan, abilerimden, bolca eğlendiğim zamanlardan…

Asla geri gelmeyecek olan ama zihnimde sezonu hiç bitmeyecek aile dizisinin arşivlerinden…

Fistolu eteğim, dantelli çorabım, kısa kahküllü saçlarımla orduevinde pistin ortasında diğer çocuklarla koşuşturuyorum. Annem makyajını yapmış. Saçları fönlü. Ablamın üstünde terziden jilet gibi çıkmış beyaz elbise. Yine çok güzel tabi ki.

Elektronik sazlar çalıyor. “Makineli kızlar yalelli yaaalllaa.”
Oynamayı bilmiyorum. Ama babamın karşısında ful cilve, bir güzel kırıtıyorum. Çünkü benle oynamazsa birazdan ablamı dansa kaldıracak. Sürekli kıskanç bir gözetlemedeyim. Saz ekibi asker selamını çakıp gidiyor. Sıra sanatçıda. Başka bir ekip geliyor. O arada saklambaç oyununa dalıyorum. Pastane tezgâhının arkasına saklanıyorum. Kimse aramaya gelmiyor. Bir süre sonra çıkıyorum.

Büyük yemek masasında küçük kartondan kutucuklar duruyor. Sahnedeki sunucu bordo kadife bir torbadan sayılar çekip mikrofondan bağırıyor. Sayılar tuttukça şapkalı yerlerinden kaldırıyoruz. Çok gülüyoruz. Heyecanlıyız.

“Birinci çinko!!” diye bağırıyor bir kadın. Üzülüyorum. Bizim çinkomuz olmadı daha. Babam diyor ki “Üzülme, bingosu var bu işin.”
İkinci çinkoda başka bir adam kalkıyor diğer masadan. İyice bozuluyorum.

Otuz beeeeşş… Yirmi üçççc derken, ablam fırlıyor ayağa;

“Bingo, Bingooo!!!”

Borcam takımını biz kazanıyoruz. Dans müziğinin ardından Sibel eline mikrofonu alıyor. Ablamın sesi çok güzel. Sardalye Festivali’nde bile birinciliği var. Cenk Koray’ın elinden ödülünü aldığı o fotoğraf karesi de hâlâ gözümün önünde. Bir Azeri türküsü patlatıyor. Bütün salon alkıştan yıkılıyor. Sonra yine elektro sazcı asker geliyor, oyun havalarıyla Bingo gecesi sonlanıyor.

Annem ve babamla yaşıt, 1944’te yapılmış subay orduevinin balo salonundan çıkıyoruz. Mavi Murat 131’imize binip evimize gidiyoruz. Mis kokan pijamalarımla uykuya dalıyorum.

40 yaşımdayım. Uzun süredir tekrarlanan aynı rüya.

“Bingooo” diye uyanıyorum bazı sabaha karşı saatlerinde.

Babam yok.
Ablam artık sadece mutfakta yemek yaparken şarkı söylüyor.
Annemin saçlar pamuk beyazı.
Gece kramplardan o da uyuyamıyor.

Nasıl bir çocukluk yaşadıysam hep geri dönmeye çalışıyorum.

Ama her şeye rağmen;
Teşekkürler babacığım.
Teşekkürler anneciğim.
Çok teşekkürler ablacığım.

Bütün çocukluğumu özetlersem;

Birinci çinko da bizim, ikincisi de ve Bingo.

Bütün çocukluğum…

Bu hayatı bana hediye eden herkesle birlikte.

Gökçe Çiçek Gönülaçar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Teo 25 Ekim 2019 at 20:08

    Gözleri buğulandıran, o mistik kokuları hatırlarken burnunun direğini sızlatan harika bir yazı. Eline sağlık kardeşim.

  • Cevapla Sibel Erol Çanakkale 25 Ekim 2019 at 22:18

    Kokular astral seyahate çıkartıyor insanı geçmişe doğru.. O yılların güzelim kokuları.. Orduevinin mutfağından koskocaman salonuna gelen ızgara kokuları rakı kokusuna karışırdı.. Parfüm kokuları ise tek tornadan çıkmış gibi.. Saygı ve sevgiden zerre ödün verilmeden, neşe içinde, güzellikler ile tamamlanan bingo geceleri… Evet itiraf ediyorum.. O beyaz elbiseli, Azeri şarkı söyleyen kız bendim.. Ruhumuza nakşolmuş o güzelim geceler.. Biz orada saygıyı, sevgiyi, takdiri, eğlenmenin düzeyli halini öğrendik. Kendimize güvenmeyi, insanları sevmeyi, korkmamayı da… Güzeldi be Gökçe o günler…. O geceler…  
    Yüreğine, emeğine, hatıralarına sağlık olsun…

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan