Robotizma

Bu Bir Aşk Hikayesi Değil

2 Ekim 2019

Yazı: Bu Bir Aşk Hikayesi Değil | Yazan: İlayda Duman

Bir bebeğin ilk kez denize girişinin verdiği heyecan gibiydi bizimkisi. O heyecan ve mutluluk bütün yılların acısını, kederini silip attı resmen. Bugün babam, 2 yıl boyunca yaşadığımız o kabus gibi günlerin ardından ilk kez denize adım attı. Kucağımda sıkı sıkı tuttum onu. O kadar ürkekti ki elinin sadece bir tanesini bile bıraksam sanki kaçıp gidecekmişim gibi panik oluyordu. Sanki bırakıp gidebilirmişim gibi… Sıkı sıkı tuttum ellerinden, ona “Seni hiç bırakmayacağım” dercesine.

Bundan yıllar önce bana aynı denizlerde yüzmeyi öğreten babamı bugün kucağımda ben denize soktum.

Kalp krizi geçirip beyninin oksijensiz kalması sonucu zihinsel engelli olmasının ikinci yılında yaşadığımız bu heyecan şahsen görülmeye değerdi. Aylarca doktor doktor tedavi arayıp hastanelerden kovulduğumuzda yediğimiz darbelerin hiçbirini denizdeki dalgaların bir damlasından bile yemedik, balıklar da bacaklarımızı ısırmadı.

Denizinde yüzdüğümüz balıklar bile bu kadar misafirperverken aynı dünyayı, aynı ekmeği paylaştığımız insanların bu kadar bencil olmasının nedeni nedir? 19 yıllık hayatımda cevabını aradığım nadide sorulardan birisi de bu. Ego mu? Yoksa bencillik mi?

Bence sevgisizlik.

Herkes o kadar sevgiden yoksun yetişmiş ki… Sevgi olmayan yerde saygı da kalmamış, fedakarlık da. Ben babam kalp krizi geçirdiği günden bu yana sevgimi ikiye katlamak zorunda kaldım. Aslında zorunda kaldım da denemez tam olarak. Ailemi ayakta ve birlikte tutabilmemin tek yolu sevgiden geçiyordu. Yaşanılan her zorluk onları sevgiden nefrete itiyordu. Dengeyi bozan ise olumsuzluklardı. Ne kadar kötü bir durum yaşarsak hayat terazisinin sevgi kısmından bir adet ağırlık, nefret kısmına geçiyordu. Böylece denge bozuluyordu. Ben de bu dengeyi koruyabilmek adına tüm kalbimi bu işe verdim. Sevgimi ikiye katladım.

Yaşadığım hiçbir olumsuzluğun beni nefrete itmesine izin vermedim desem yeridir. Elbette ki insanım ve direnemediğim zamanlarım oldu ancak bu sıkıntının başıma neden geldiğini hatırlayıp tekrar motive ettim kendimi. Sonuçta kimse bu hayatta zor bir sınav vermeden başarıya ulaşamaz. Yüksek hedefleri olan bir üniversite öğrencisiyim ben. Bu nedenle hayatımdaki her türlü olumsuzluğu benimsemeli ve onları kucaklamaya öğrenmeliyim. Başka türlü istediğim şeyleri elde edebilmek benim dünyamda mümkün değil.

Birazdan yaşadığım şeylerin hüznü ve ağırlığıyla yüzleşeceğim. Siz okurken ben o anları tekrar tekrar yaşayacağım.

İşte benim hikayem:

Babamın tedavisinde devletin yanlış ve eksikleri yüzünden hiçbir ilerleme kaydedememiştik 6 ay boyunca. Bunun 3 ayı zaten hastaneden hastaneye paslaşmayla geçmişti. Bu süreçte bizimle benzer durumu yaşayan bir çok insanla karşılaştık. Herkes tedavi arayışındaydı. Devlet ise kısıtlı imkanlar sağladığı için insanlar hayat mücadelesini en zor şartlarla veriyordu. Biz de dahil…

Türkiyedeki hastanelerin bir çoğunun hayvan barınaklarından farkı yok. Hastamız Almanya’dan Türkiye’ye getirildiğinde direkt olarak yoğun bakıma alınmıştı. Yoğun bakımda 2 gün gözetim altında tutulduktan sonra servise alma kararı alındı.

Peki ne görseniz beğenirsiniz? Babam yoğun bakımdan adeta pis kokan bir mağara adamı gibi çıkmıştı. Hiçbir bakımı yapılmamış; saç ve sakal uzamış, vücudu kokmuş, beynindeki ölen hücreler yüzünden içsel huzursuzluk yaşıyordu, bu yüzden tam olarak uyanık olmasa bile uyanıktı ve sürekli hareket ediyordu. Bu sebeple kollarını, ayaklarını bağlamış ve hiç çözmemiş olacaklar ki her yeri yara bere içindeydi babamın. Almanya’da misler gibi bakılan adamın vatandaşı olduğu ülkede böyle bir muamele görmesi kabul edilir gibi değil. Üstelik bize hastamızın bakımı için özel hasta bakıcı tutmamız gerektiği söylenilmesi de cabası.

Hastanelerimiz için bu durumun utanç kaynağı olması gerekir.

Lakin hiçbirinde utancın bir harfini bile göremedim ben. Babam kalp krizi geçirdiğinde Almanya’da idi. İki kalp damarı tıkanmış ve ilaçla damarları açmayı tercih etmişlerdi. Yani kalbinde hiçbir sıkıntı yok şu an %30 daha yavaş atması dışında. Konuya gelecek olursam bu ilaçla damar açma durumu babamın böbreklerin etkilemiş ve diyalize girmesini gerektirmişti. Ancak Türkiye’ye geldiğimizde böyle bir işleme gerek olmadığını bize söylediler. Bunun ardından hastanelerinde yer açılması adına bizi başka bir hastaneye sevk ettiler. Çok geçmeden babamın enfeksiyon kaptığı ortaya çıktı. Artık anlattıklarımdan sonra nasıl kaptığını anlamışsınızdır.

Zavallı annem günlerce uyumadan ateşini düşürmeye uğraştı. Adeta çocuğuymuş gibi ilgilendi onunla. Nasıl ki bir anne çocuğu hastayken başında sabahlar, annem tam olarak öyleydi.

Üniversiteye hazırladığım dönemdi ve günümün çoğunluğu hastanede geçiyordu. Olabildiğince okulumda devamsızlık yapmamaya özen gösterdim, kimi zaman hastanede annemle beraber sabahladım. Hastaneler kütüphane oldu kimi zaman da. Hiçbir arkadaşım üniversite sınavını ciddiye almazken ve sürekli gezerken ben de babamın beni zorlukla temel liseye gönderip üniversite kazanabilmem için göstermiş olduğu emeğin karşılığını vermeye çabalıyordum. Bugün bu emeğinin karşılığını verebildiğim için de çok mutluyum.

1 yılı babamın altını temizleyerek, hastane hastane tedavi yöntemi arayarak, babamı yatağa zorla bağlamak zorunda kalarak geçirdim. Psikolojimin el verdiği kadarıyla da ders çalıştım. Ah o test kitapları… Ne çok göz yaşım vardır üstlerinde. Uykusuz kaldığım gecelerin ardından okula gittiğimde hep yastık bile olmuşlardır bana. Ne çok anım var aslında onlarla. Hastanede bile yanımda olan tek dostum test kitaplarımdı.

Peki ya arkadaşlarım?

Arkadaş grubumdaki kişiler 1 yıl boyunca acı çektiğim o dönemde bir kez olsun bile hastanede yanımda olmadı fakat aynı gruptan başka bir arkadaşın babasının kaza geçirdiğini öğrendikleri ilk gün yanında bittiler. Ben de dahil.

Bana kimi zaman “Nasıl bu duruma katlanıyorsun? Ben aynı durumda olsam sanırım intihar falan ederdim” diyen o arkadaşı hastanede babasının başını beklerken ziyaret ettim ve aynı cümleyi kurmak istedim. Belki benim ne durumda olduğumu daha iyi anlar diye. Ancak yapmadım çünkü herkes böyle durumlarla benim başa çıktığım gibi çıkamıyor olabilir. Onun yaptığı sancılı yorumu ben ona yapamazdım.

O cümleyi ona kurmamış olsam bile onun beni artık çok iyi anladığını biliyorum ama keşke yaşamasaydı o durumu. Beni anlamasa da olurdu fakat eğer yaşadıysa demek ki alması gereken dersleri var daha ve o derslerin sonunda sancılı sınavları olacağından eminim. Biliyorum çünkü ben de yaşadım.

Babamın durumu yetmiyormuş gibi bir de evde zatürre geçirmiş babanneme bakıyordum.

Okuldan akşam sekizde gelip gece yarısına kadar ev işi yaptığım ve sonrasında zar zor ders çalışacak enerji bulduğum zamanlardan da geçtim. Babam için ayrı, babannem için ayrı üzülüyordum. Annem evde yokken evin annesi olmak durumunda kaldım. Ablam da vardı evet ama öyle oldu işte.

Babamın tedavi sürecine dönecek olursam şunu söylemeliyim ki yaşadığımız devletin çatısı fena halde su damlatıyor, üstelik tamir edemeyecekleri kadar da büyük bir delikten. Babamın tedavisiyle ne alakası olduğunu merak edeceksiniz muhakkak. Şöyle açıklayayım, devletimiz öyle bir batakta ki 700 liralık hasta bezinin bile yalnızca 200 lirasını karşılayabilecek güçte. Devletimiz öyle bir durumda ki hiçbir hastanede babamı tedavi edebilecek doktor yok.

Sırf bu nedenle özel klinikte bulabildik çareyi. Orada tanıştığımız nöroloji doktoru olan Osman Tanık sayesinde babamın sabahlara kadar bağırması, ayaklarını kontrol edemediği için sürekli yatağı tekmelemesi veyahut sürekli durmaksızın yürüme isteği, bilinçsizce uyguladığı şiddeti, babamı yatağa bağlamadan uyku uyuyamadığımız kabus günler geride kaldı. Uyguladığı tedavi sayesinde rahat bir oh çekebildik.

Onun gibi doktorlara ihtiyacı var bu ülkenin.

Ülkemizde bilinmeyen tedavileri yurt dışından öğrenip burada uygulamaları ve devlete de bunu kabul ettirebilmeleri lazım. Doktor olmak bunu gerektirir. Anlayamıyorum bir doktorun çaresiz kalmış bir ailenin gözünün içine bakarak yalan yanlış ve gereksiz tedaviyi nasıl uygulayabildiğini.

Osman Hocadan önceki doktorlarımızın verdiği ilaçlar devletin karşıladığı ilaçlardı. Özel kliniğe gittiğimizde o güne kadar verilmiş ilaçların hastamızın durumunu daha da kötüye götürdüğü kanısına varıldı. Anlayacağınız ilaçlar daha çok satılabilmesi adına hastanızın daha kötüye gitmesinde hiçbir sakınca görmüyor devlet çalışanları.

Türkiye’deki tüm doktorları veya devlet çalışanını aynı kefeye koyamam ancak ben gördüklerimi anlatabilirim.

Devlet hastanesinde hasta kayıtta çalışanların bile ayrı bir hali var zaten. Oralara girip tekrar anlatırken aynı durumları yaşamak ve o duruma ait geçmiş duyguları hissetmek istemiyorum. Lakin bilin ki devlete ait hiçbir kurumda işini layıkıyla yapanla karşılaşamazsınız yani en azından ben karşılaşmadım. Bu ülkede paran varsa sağlığı da satın alırsın her şeyi de satın alırsın.

Babamın tedavisi özel klinikte devam ettiği günden beridir her ay 3 bin TL ve üzeri masraf çıkıyor. Bir ayın yalnızca 1 haftası tedavi ve artı olarak ilaç masrafları… Hiçbir ilacını devlet karşılamıyor ve bununla birlikte tedavisindeki en önemli ilaçlar yurt dışından geliyor. Dolar ve Euro kuru da malum. Babam sonunda eski haline dönemeyecek konumda olsa bile hiç olmazsa “babam” diyebileceğim kişilikte bir hale gelmesi için her şeyimi feda etmeye hazırım ben.

Babam bir çocuk artık.

Şu anda ona baba diyesim gelmiyor. O kadar çocuk gibi ki anlatamam size bu halini. Kardeşim gibi görüyorum onu resmen. Öyle bir hale geldi ki bu tedaviden sonra inanın bana onsuz bi’ hayat artık düşünemez oldum.

Babamla, ben 6. sınıftayken ayrı yaşamaya başladık. Babam işi dolayısıyla tayini çıktığından başka şehirlerde yaşamak durumunda kalmıştı. 6 yıl babamdan uzakta ve yokluğuna alışmış bir şekilde yaşadım fakat tam 2 yıldır babamın bu yeni haliyle yaşıyorum.

Üniversiteyi kazandığımda babamın bakımı zor olduğundan anneme yardım etmek adına okulumu 1 seneliğine dondurdum. Şimdi ise okula gitme zamanım yaklaşırken ben babamdan nasıl ayrı düşeceğimi düşünüyorum. Yeni bir hayata nasıl geçiş yapacağımı bilemiyorum.

Yazarak paylaşıyorum.

Yaşadığım süreci daha net ve akış sırasında anlatabilmeyi isterdim fakat bu olaylar yaşanırken o kadar çok duygu ve durum aynı anda karmaşık bir biçimde yaşandı ki… Nasıl ayıklarım, nasıl anlatırım diye aylarca düşündüm. Daha sonra karar verdim. Yaşadığım karmaşık durumu ancak karmaşık bir şekilde anlatabilirdim.

Biliyorum bir şeyi anlatırken sonunu getirmeden başka konulara geçiyorum çünkü yaşadığım şeylerin sonunu henüz ben de göremedim. Birini yaşarken bir diğeri gerçekleşti. Sonunu göremediğimiz bir hayat hikayesi bu.

Çevrenizde bu tür olayları yaşayanları sizin de başınıza gelmeden görmeniz mümkün değilmiş meğer. Ben bunu gördüm sadece. Meğer ne çok benzer durumla savaşan insan varmış, diyor insan başına gelince.

Peki nasıl oluyor da kimse kimsenin ne yaşadığını göremiyor? Niye?

İlayda Duman

19 Yorum

  • Cevapla Koral Gürsoy 2 Ekim 2019 at 13:17

    Çok severek okudum, devamını bekliyorum.

    • Cevapla İlayda Duman 2 Ekim 2019 at 14:00

      Elbette devamı gelecek ve inşallah bir sonraki yazımda tecrübelerime tecrübe katmış bir şekilde bahsedeceğim olaylardan 🙂

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 2 Ekim 2019 at 13:45

    Yaşadıklarını yazmanı istediğimde, bunun çok yıpratıcı olacağı konusunda uyarmama rağmen her zamanki korkusuzluğunla “Hayır, yazacağım” deyip işe koyuldun. Yazım süresi boyunca konuştuğumuz için de aslında ne kadar zorlandığını biliyorum. Sanıyorum bu karakter özelliğin 😉 ; zorluklar seni asla yıldırmıyor. Uçsuz bucaksız yüreğinde sevgi kadar cesaret de barındırıyorsun.
     
    Baba konusu hassas. Babamı uzun süren bir hastalık ve onlarca ameliyat sonrasında kaybettim. Hâlâ hastalığını hatta ölümünü kabul edemiyorum. Hastane odalarını, doktorlara “Babamı kurtarın” diye yalvarmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Baban, senin ve tüm ailen için her şeyin en güzelini diliyorum.
     
    Burada olduğun için ise çok mutluyum. Hoş geldin aramıza canım 🤗❤️

    • Cevapla İlayda Duman 2 Ekim 2019 at 13:49

      Aranızda olmaktan ben de çok mutluyum. Etrafımda beni anlayan ve bana her daim manevi destekte bulunan insanların olması benim en büyük şansım. Desteğiniz için teşekkür ederim <3

  • Cevapla Seda Çağlayan 2 Ekim 2019 at 15:14

    İlaydacığım,
     
    Elleriniz hiç ayrılmasın. Sana, size bundan daha kalpten söyleyebileceğim bir şey yok.
    Ellerine sağlık.
     
    Hoş geldin.
     
    Sevgilerimle
    Seda

    • Cevapla İlayda Duman 2 Ekim 2019 at 15:36

      Çok teşekkür ediyorum.❤

  • Cevapla Pınar Ulutaş 2 Ekim 2019 at 15:57

    İçini dökerken fark edemediğim kelimelerinin gücünü yazıya döktüğünde daha da iyi anladım, hissettim durumu.
     
    Kalemin gibi güçlü olan karakterinle başarılar diliyorum sana bu yolda. Her zaman yanındayımm <3

    • Cevapla İlayda Duman 2 Ekim 2019 at 17:33

      <3

  • Cevapla Begüm Gürsoy 2 Ekim 2019 at 16:58

    Hayatta hep pozitif kal bebişim bu senin süper gücün😘

    • Cevapla İlayda Duman 2 Ekim 2019 at 19:22

      Pozitiflik bizim işimiz 😉

  • Cevapla Melisa 2 Ekim 2019 at 19:29

    Neler neler çektik burada iki satıra sığmayacak kadar. O sabaha kadar “Alo”ları. Ağrısı sızısı mı var endişeleri. Mide kanaması, enfeksiyonlar. Bürokrasi zorlukları, insanların egoları, belgeler, kavgalar, uykusuzluklar. Atlatmış olsak da silinmiyor hafızalardan. Yine de şanslıyız birbirine sahip iki kardeş olduğumuz için. Şanslıyım senin gibi bir kardeşe sahip olduğum için. Ağzına, eline sağlık. Daha güzel günleri görmemiz ve senin bunu da neşe ile yazman dileği ile <3

    • Cevapla İlayda Duman 2 Ekim 2019 at 20:34

      Yazımın 2. bölümü de gelecek ve emin ol yaşananları daha detaylı anlattığım ve bizimle aynı kederi paylaşanlara umut olacak bir yazı olacak. <3

  • Cevapla Aykut Danis 2 Ekim 2019 at 19:33

    Sen ve ailen için bu son sağlık imtihanınız oluruUmarım. Ellerine sağlık İlos <3

    • Cevapla İlayda Duman 2 Ekim 2019 at 20:37

      Hayat imtihanlarla dolu. Eğer bu son olursa asıl o zaman kaybederim fakat tabi ki sağlık açısından başka bir imtihandan daha geçmek istemem. Güzel dileklerin için teşekkür ederim 🙂

  • Cevapla Öykü Tanyeli 2 Ekim 2019 at 23:19

    Güzelim beniimm, o kadar güzel yazmışsın ki başıma gelmeden anlayamadım içinde kopan fırtınaları, hiçbirimiz yanında olamadık ki zaten. Bazıları sınavı bahane etti, bazıları yük olmamayı ancak benim de başıma geldiğinde, sizi babamın yattığı hastanenin bahçesinde görünce anladım, arkadaşlarımın yanımda olmasının ne kadar önemli olduğunu…
     
    Ellerine sağlık, tek solukta okudum yazını 🙂

  • Cevapla Ateş Karadeniz 3 Ekim 2019 at 11:05

    Ne diyeceğimi bilmiyorum. Yazdıklarınızın belki çeyreğinden azını yaşamış biri olarak anlattıklarınızı anlayabiliyorum. Sabır, saygı ve sevgiyi bu denli zor bir yoldan öğrenmek çok zor bir şey. Dilerim her şey çok güzel olsun hayatınızda…
     
    Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

    • Cevapla İlayda Duman 3 Ekim 2019 at 12:31

      Teşekkür ederim 🙏

  • Cevapla Demet Uncu 3 Ekim 2019 at 16:50

    Öncelikle seni tebrik etmek istiyorum, hem yaşadıklarını tüm samimiyetinle dile getirdiğin hem de hayata karşı güçlü duruşun için. Yazını okurken hislerin sanki içimden aktı geçti… Benzer süreçlerden geçen biri olarak yaşadıklarını anlıyor, bu süreçte sana ve ailene güç, babana ise şifalar diliyorum İlaydacığım.
     
    Her sınav, irademizin daha da güçlenmesini sağlıyor aslında. Ailenle birlikte sağlıkla, sevgiyle bir arada olmanı diliyorum.
     
    Bu arada hoşgeldin aramıza… 😊

    • Cevapla İlayda Duman 4 Ekim 2019 at 00:02

      Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Hoş buldum 🙂

    Cevap Yaz