İnce Mevzu

Ey Özgürlük

3 Ekim 2019

Yazı: Ey Özgürlük | Yazan: Seda Çağlayan

“ ‘İleride daha çok üzülmemek adına’ alınan her karar, mevcut dönemi cehenneme çeviriyor. Tam kafayı sıyırmalık sistem.”

Önceleri Twitter’da sonraları da Instagram’da takip etmeye başladığım Meriç Keskin atmış bu tweeti. Görünce derin bir iç çekip “Evet ya!” dedim, “Başımıza ne geliyorsa bundan geliyor.” Ya da daha doğrusu başımıza ne gelemiyorsa bundan gelemiyor. Ne yazık!

Yanlış yoldayız.

Böyle öğretilmişiz çünkü. Öngörü mucizesi insanlar olarak büyütülmüşüz. İleride daha çok üzülmemek için bugünü yaşamamak aklıbaşındalık olmuş. Eğer es kaza tersini yaptıysan hemen akabinde “sonunu düşünecektin”le dolu paragraf paragraf nasihatler kaçınılmaz olmuş. Ne sevimsiz! Offf ne sevimsiz!

Bundan birkaç gün önce yaşadığımız depremle birlikte, bana öğretilmeye çalışılan bu kalıplar bir kere daha tuzla buz oldu. Zaten hiçbir zaman ne ben tam onlara uygun bir tip oldum ne de onlar benim hayatımda kendilerine sabit bir yer edinebildiler. (Bazen edinebildiler ve bunu da utanarak itiraf ediyorum.)

Depremin olduğu gece biraz tedirginlikten biraz da alışkanlıktan geceyi az uyuyarak geçirdim. Yine ve tekrar ve hep olduğu gibi düşünüp durdum. Aslında hiç aklımdan çıkmayan o cümle yine kafamda dolandı durdu: “Öleceğiz işte, yarın ya da gelecek hafta hayatta olabileceğimizin garantisi mi var?” Bunu bile bile “aklı başında” takılmak ne büyük saçmalık. Yanlış yoldayız, kabul edelim.

Yalancı Özgürlük

Birçoğumuz ne kadar da özgür görünüyor ilk bakışta. Büyük yalan. Hiçbirimiz özgür falan değiliz işte. Bu sevimsiz cümleler, geçmişten gelen alışkanlıklar, toplum baskısı denilen hastalıklı soyut ağırlık hayatlarımızın üzerine çökmüş. Bir de üzerine kişisel korkaklıklarımız binmiş. Aslında en büyük bela onlar biliyor musunuz? Kendimize en büyük engel yine kendimiziz.

Ve elbette tüm bu saçma öğretilmiş kalıplar içinde akıp giden hayatlarımız sırasında kendimize bir küçük nefes aldırabilmek, bir minik mola verebilmek umuduyla kapıldığımız ve bizlere “-mış” gibi yaşama alışkanlıkları kazandıran moda aktivitelerimiz var. En çok da bunlarla eğleniyorum. Bir “anda kalma, anı yaşama” halidir gidiyor. Nereye anda kalacaksın Allah aşkına!? Anda kalmak, kendine dönmek için kendini yoga stüdyolarına atan yüzlerce kadın ya da erkek kapıdan çıktığı anda tekrar sorumluluklarıyla yüzleşiyor. Akşama tarhana çorbası yapılacak, araba servise gidecek, yarına rapor yetişecek vs. 45 dakika kaldın anda, al hayrını gör. Bütün hafta yeter o sana.

Özgürlük sanıldığı gibi kuşun kanadında değil.

Yazık, gerçekten üzülüyorum. Bir fanusun içinde kendine renkli bir hayat kurmaya çalışan minik Nemolar’mışız gibi hissediyorum bazen. Yandaki masmavi, sınırları olmayan denize sıçramaya cesareti olmayan minik Nemolar.

Ey özgürlük!

Kendinizi harcamayın. Olmayı istediğiniz yer hayal değil. Özgürlük zihninizin ucunda. Düşünün lütfen!

İçinde bulunduğumuz bu şeffaf tutsaklıktan kurtulduğumuz güzel günlere…

En derin sevgilerimle

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 3 Ekim 2019 at 15:29

    Merhaba,
    Dilerim siz başarırsınız.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Seda Çağlayan 9 Ekim 2019 at 17:50

      Nimet Hanım, yazamadım size bir türlü:) Umarım hepimiz başarırız, hepimiz özgür olmayı hak ediyoruz:)

      Sevgiler

    Cevap Yaz