Satır Arası

Korkularımız ve Hayatımız

4 Ekim 2019

KorkuBazı olaylar, üzerine örtü örtülmüş bazı korkuları tetikliyor ve bazı duyguları su yüzüne çıkarıyor. Geçen hafta yaşadığımız deprem de bu olaylardan biriydi. Hayatın akışı içinde normal olarak ve iyi ki unuttuğumuz ölümü ya da sevdiklerimizi kaybetme korkusunu hatırladık. Bu korkuyu hatırlamak çok iyi hissettirmese de hayatımızdaki insanları nasıl sevdiğimizi, onların bizler için ne kadar önemli olduğunu hatırladık.

Genelde herkesin ağzında, “hayatı ertelememeli” ibaresi dolandı durdu. Bu kavram kimi için çok istediği bir yere gitmek, kimi için fiyatı pahalı olduğu için almaya yanaşmayacağı ama çok çok beğendiği gömleği almak, kimisi için sevdiklerine daha çok vakit ayırmak, kimisi için ise yıllardır görüşmediği kardeşiyle buzları eritmekti. Yani herkes öyle ya da böyle, şu ya da bu şekilde, bir ertelenmişlik hissediyordu demek hayatında. 10 saniyelik bir doğa olayının sebep olduğu korku, ne kadar büyük bir farkındalık oluşturdu.

İşte korku, böylesine faydalı bir şey olabiliyor hayatta.

Bir De Madalyonun Öteki Yüzü Var

Bu doğa olayının hatırlatmaları, kimi insan için güzel şeylerle sonuçlandığı gibi, kimi insanın da hayat endişelerini arttırdı. “Ya yine olursa, ya daha şiddetli olursa, beklenen büyük İstanbul Depremi acaba ne zaman olacak, ya enkaz altında kalırsam, ya aileme bir şey olursa” gibi düşünceleri yoğunlaştı bazı insanların. Korkuları arttı. Tam olarak nedir bu korkunun adı?

Korkudan Kormak

Henüz olmamış bir şeyin sonuçlarından korkmak, korkudan korkmaktır. Belki de hiç olmayacak bir olay henüz gerçekleşmeden onun derdini yaşamaktır. Bu da insanı çok fazla yoran, yaşam enerjisini çok aşağı çeken, hatta belki de zaman zaman insanın kendine acımasına sebep olan bir durumdur. Bu durum da çaresizliğin ve sıkışmışlığın bir örneğidir.

Kendine acıyan insan, zamanla hayattan bıkar. İlk başta bir şeylerin hayalinden korkarken, sürecin sonunda hayattan korkar, ölmek istediğini zanneder.

Morgan Freeman’ın bu konuda çok doğru bir tespiti vardır.

Şöyle der:

“Ölmek mi istiyorsun? Git o zaman at kendini denize. Beş saniye sonra, hayatta kalmak için çırpındığını fark edeceksin. Sen kendini öldürmek istemiyorsun, içindeki bir şeyleri öldürmek istiyorsun.”

Evet içimizde saklı kalan, hayali şeylerden, ihtimallerden korkuyoruz çoğu zaman. Hayatın getirebileceği olumsuzluklar, zorluklar korkutabiliyor hepimizi. Belki de hiç gelmeyecek zorluklar yüzünden yıpratıyoruz kendimizi. Ama yıllar geçtikten sonra geriye bakıp, “Neden yaptım, yıprattım kendimi?” diyoruz.

Korkudan korkmayalım. Hayalinden korkulan gerçekler bazen hayallereki kadar kötü değildir.

Hiçbir zaman kötü durumlar, temenni edilmez ve edilmemelidir ama bazen çok zor hikayelerin mucize sonuçları olur. Mucizeler sıradanlıktan doğmaz. Korkmaktan korkmamak gerektiğinin birkaç örneği ile bitirmek istiyorum bu hafta.

Beethoven

Frengi hastası bir kadının 8. çocuğu, kardeşlerinin 3’ü işitme, 2’si görme, 1’i ise zeka engelli.

Dostoyevski

Sarhoş baba, hasta bir anne, yatılı okullarda depresyon içerisinde geçen bir çocukluk, ömür boyu sara hastalığı ile mücadele.

Kafka

6 Çocuktan ilki, 2 erkek kardeşi bebeken ölmüş, 3 kız kardeşi Nazi zulmünde ölmüş. Baskıcı ve geçimsiz bir baba. Kafka ise hep yalnız.

Gorki

11 yaşında babasını kaybetmiş, dedesi sert bir kişilik, onu evden gönderiyor, yoksul bir aile içinde 11 yaşına kadar büyüyüp, 11 yaşında tersanelerde çıraklığa başlıyor.

Yine de temenniler ve hayaller güzelliklerle dolsun.

Nalan Erpolat

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz