Başucumda Kitap

Amok Koşucusu

21 Kasım 2019

Kitap: Amok Koşucusu | Yazar: Stefan Zweig | Yorumlayan: Kübra Mısırlı Keskin


Amok Koşucusu | Stefan Zweig

Amok Koşucusu | Konu

Hikaye, isimsiz anlatıcının, bir transatlantikle Hindistan’dan Avrupa’ya yolculuğu ile başlar. Eve dönmek için sabırsızlanan anlatıcı zor bulduğu pek konforlu olmayan kamarasından nefes almak için gece yarısı güverteye çıkar. Yalnız kalmak için güvertenin en ucuna gider. Ancak orada yalnız değildir. O gece pek konuşmasalar da anlatıcı, gizemli adamı çok merak eder ve ertesi gün gece yarısı tekrar aynı yere gider.

Bu gizemli adam bir doktordur ve ona yaşadıklarını, orada neden bulunduğunu anlatmaya başlar. Doktor Hollanda Hükümetinin sömürgelerde on yıl süre ile çalışacak doktorlar aradığını ve yüksek avans verdiklerini öğrenince başvurduğunu söyler. Ama hayal ettiği gibi olmaz ve doktoru kırsalda bir istasyona gönderirler.

Buradaki görevinin sekizinci yılında bir gün Avrupalı bir kadın (Bayan Blank) kendisini görmek ister. Hamile olduğunu ve çocuğu aldırması gerektiğini bunun için çok para vereceğini söyler. Doktor kadının kendinden emin, dik başlı duruşundan çok etkilenir ve bu dik duruşu kırmaya çalışır. Çünkü çalıştığı yıllar boyunca ona boyun eğen ve her dediğini yapan insanlara alışıktır. Kadının bu boyun eğmez tavrı doktoru baştan çıkarır. Bayan Blank’a kürtajı para için yapmayacağını ama eğer onunla birlikte olursa yapabileceğini söyler. Bunları kabul etmeyen kadın muayenehaneyi terk eder.

Bayan Blank gittikten dakikalar sonra yaptığı yanlışın farkına varan doktor peşinden koşar ama yetişemez. Arkasından yaşadığı yere gider ama Bayan Blank tüm bunlar yaşanmamış gibi davranarak ona ihtiyacı olmadığını söyler. Onun bu kendinden emin tavrı doktoru daha da panikletmiştir. Bayan Blank’ın verdiği tarihlere göre kocasının gelmesine çok az zaman kalmıştır ve bir an önce kürtaj olması gerekmektedir.

Bayan Blank doktora teslim olmamak adına son derece sağlıksız bir ortamda gizlice kürtaj olur. Bayan Balnk’ın yardımcısı bir gece doktoru kaldığı otelde bulur ve yardım ister. Doktor Bayan Blank’ın yanına gittiğinde aşırı derecede kan kaybettiğini ve kötü durumda olduğunu görür. Bayan Blank doktordan sırrını saklamasını ister ve hayatını kaybeder.

Doktor kendini kadının ölümünden sorumlu tutar. Hayattayken Bayan Blank’a yardım edemese de onun için son kez bir şey yapmak ister ve kadının kocası ölüm sebebini öğrenmesin diye düzmece bir rapor hazırlar. Ama kocası şüphelenir ve karısının cansız bedenini Avrupa’ya götürmek ister. İşte bu gemide doktor, Bayan Blank’ın cansız bedeni ve kocası yolculuğa çıkar. Ama bu yolculuk trajik bir şekilde sadece Bayan Blank’ın cansız bedenini taşırken iki ölümle son bulur.

Amok Koşucusu | Yorum

Yine çok güzel kurgulanmış bir Zweig kitabı. Amok bir delilik, bir çeşit insan kudurması olarak tanımlanır. Daha çok Malezya gibi sıcak bölgelerde rastlanan yakıcı sıcaktan kaynaklandığı düşünülen bir hastalık, bir cinnet durumudur. Zaten kitap, adını doktorun kadının peşinden koşarkenki benzer ruh halinden alıyor.

Bir nevi insanın zaaflarına yenik düşmesini ve pişmanlıklarını anlatıyor Amok Koşucusu’nda Zweig. Bir doktor sırf kendi egosunu tatmin etmediği için kendisinden yardım isteyen bir kadına yardım etmiyor ve boyun eğmesini sağlamaya çalışıyor. Kendinden başkasını önemli görmüyor, dünyanın onun etrafında döndüğüne inanıyor ve işin kötüsü de bunu mesleğiyle yapıyor.

Sosyal hayatta iletişim becerisi olmayan insanlar statülerini meslekleriyle belirlerler diye düşünüyorum. Kitaptaki doktor karakterinde olduğu gibi böyle insanlar saygınlığını mesleklerine borçludur kişiliklerine değil. İnsana meslek etiketi karaktere bakılarak değil eğitime bakılarak verilir, hepimizin çevresinde karakteri sağlam oturaklı işsizler olduğu gibi, çok başarılı mevkilerde kişiliği oturmamış, ham şahıslar mevcuttur. Toplumda mesleklerimiz kariyerimiz için var, karakterimiz ise insanlığımız için. Kitapta bunu çok açık bir şekilde dile getiriyor yazar.

Bir de her insanda olan ama sesini herkesin duyamadığı bir şey var ki o da vicdan. Ama eninde sonunda çığlığını duyarsınız ve umarım o zaman her şey için çok geç değildir.

Stefan Zweig’in tüm kitaplarında olan ruhsal bunalım hali bu kitabında da oldukça belirgin. Yazarın intihar ettiği ve bu düşüncenin uzun zamandır kafasında yer ettiği düşünülürse bu ruh hali pek şaşırtıcı değil. Ama okuyucuyu etkisi altına aldığı da bir gerçek.

Yazar Hakkında

Stefan Zweig, 28 Kasım 1881 tarihinde Avusturya, Viyana’da dünyaya gelmiştir. Varlıklı bir ailenin oğlu olan Zweig’in ciddi bir eğitim hayatı olmuştur. İngilizce, Latince, Yunanca, Fransızca gibi dilleri konuşabilen Zweig’in edebiyata olan ilgisi lise çağlarında şiir yazmaya başlamasıyla kendisini göstermiştir. İki evlilik yapan Zweig, ilk eşiyle Salzburgda yaşamıştır.

İkinci eşiyle İngiltere’de yaşayan Zweig burada İngiliz vatandaşlığına geçmiştir. Daha sonra Brezilya’ya yerleşen yazar 61 yaşında iken 22 Mart 1942’de eşiyle birlikte zehir içerek intihar etmiştir.

Zweig, Lirik şiirler, trajedi ve dram türünde sahne eserleri, özellikle biyografi alanında önemli eserler ortaya koymuştur.

Türkçeye Çevrilen Eserleri:

1970 – Yürek Çöküntüsü
1985 – Dünün Dünyası
1986 – Bir Kadının Yirmi Dört Saati
1991 – Yarının Tarihi
1991 – Kendileri ile Savaşanlar (1. Cilt)
1991 – Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski (2. Cilt)
1991 – Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy (3. Cilt)
1992 – Lyon’da Düğün
1995 – Yıldızın Parladığı Anlar
1995 – Karışık Duygular
1997 – Satranç
1997 – Günlükler
1998 – Değişim Rüzgârı
1998 – Calvin’e Karşı Castellio ya da Köleliğe Karşı Özgür Düşünce
1999 – Fouche, Bir Politikacının Portresi
2000 – Tehlikeli Merhamet
2000 – Amok Koşucusu
2002 – Balzac, Bir Yaşam Öyküsü
2002 – Magellan
2003 – Freud ve Öğretisi
2004 – Yakıcı Sır
2005 – Ruh Yoluyla Tedavi
2007 – Mektuplaşmalar
2008 – Buluşmalar

Keyifli okumalar,
Kübra Mısırlı Keskin

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan