Portakal Çiçeği

Bir ve Tek

25 Kasım 2019

Yazı: Bir ve Tek | Yazan: Sıla Malik

Hayatımızda birçok şeyi hep “enlerle” sınıflandırırız. Bunun illaki pozitif bir yanının olmasına da gerek yoktur üstelik. En iyi günümüz, en iyi kombinimiz, en iyi makyajımız, en iyi sunumumuz, en iyi notumuz vb.

Bu en iyilerimiz her zaman göstermezler kendilerini. Fakat kötüler her an gözümüzün önündedir.

Sabah kalkarsınız, yorgunluktan veya yoğunluktan yıkayamadığınız saçınız moralinizi bozar, bugün en kötü görüntüm dersiniz. Ya da daha da kolay bir örnek; gece geç yatmışsınızdır, alarmınız haliyle siz uykunuzu alamadan çalar ve siz yataktan günün kötü geçeceğinin sinyallerini vererek kalkarsınız.

O gün boyunca moralinizi düzeltecek hiçbir şeyin olmadığını, her şeyin rutin bir monotonlukta ilerlediğini hatta birkaç moral bozucu olay daha yaşadığınızı bile söyleyebilirsiniz.

Neden bunu yaparız kendimize?

Ya da neden bunun olmasına izin veririz?

Bir gün 24 saat. Sağlıklı bir uyku her yetişkin birey için ortalama 8 saat. Günün başladığı andan itibaren bize kalan süre 16 saat. Gerçekten de 16 saatin her birinde de en iyiyi ya da en kötüyü belirleyebilir miyiz?

Son dakikada güzel şeyler olamaz mı? Ya da bir anda gelemez mi kötü şeyler insanın başına?

Artık o kadar garip ve hızlı bir çağda, dünyada yaşıyoruz ki… Her şey, herkes gözümüzün önünde. Daha iyi evler, daha iyi işler, daha iyi kıyafetler. Her zaman bir şekilde ileride olanlar ve bile isteye onları takip eden bizler.

Kendi kendimizi zehirlediğimizi söylesem ne dersiniz peki? Gördüklerimiz gibi olmak istiyoruz. Mükemmel hayatlar sürmemiz gerektiğine inandırılıyoruz. Ve bu sadece takip ettiklerimizden değil etrafımızda her gün gördüğümüz insanlardan da kaynaklanıyor.
Çünkü bu devirde kimse kendi mutluluğu veya öz tatmini için yaşamıyor aksine başkalarının düşüncelerinde birinci olabilmek için yaşıyor.

Bireyselliğimizi, farklı bireyler oluşumuzu unutuyoruz.

Bir şeylerin, bir grubun parçası olmak bizi daha çok tatmin ediyor çünkü farklı olduğumuz anda “mükemmel” profilden çıkacağımızı düşünüyoruz.

Peki tüm bu en iyilere ve en kötülere, kıyaslamalara, kendimizi başka kalıplara sokmaya gerçekten değer mi?

Koca bir evrende yaşıyoruz. Üzerinde yaşadığımız gezegenin bile bilmediğimiz, aklımızın alamayacağı yerleri, o yerlerin farklı insanları var.

Dünya’da 7 farklı kıta, bu 7 kıtada toplam 193 ülke, farklı dillerimiz, dinlerimiz, ırklarımız var. Kültürlerimiz, dünya görüşümüz, ahlak anlayışlarımız farklı. Tüm bunlar düşünüldüğünde aynı “mükemmel”i sağlayabilmemiz olağan mı?

Yeryüzüne düşen hiçbir kar tanesi bile benzemiyor birbirine. Aynı insanoğlunun parmak izleri gibi. En güzel ve huzurlu manzara bile birbirinden farklı kar tanelerinin oluşturduğu birlikten doğuyor. Ve unutmayın ki, mükemmel bile farklılıkların bir araya gelmesiyle oluşuyor.

Farklı olmaktan ve farktan çekinmediğimiz güzel günlere.

Sevgilerimle,
Sıla Malik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 25 Kasım 2019 at 12:11

    Çok güzel bir yazı olmuş Sılacığım. Hayatta mükemmel olmaya, her şeyin en doğrusunu ve en iyisini, her zaman, her koşulda yapmaya çalışanlar, hata yapma olasılığını göz önüne alamayanlar için çok şey içeriyor bence yazın. Haftanın ilk iş gününde ilaç gibi geldi. 😉
     
    Sevgiler

    • Cevapla Sıla Malik 25 Kasım 2019 at 20:56

      Uzun zamandır böyle yazı yazmamıştım bana da ilaç oldu diyebilirim. Bir de sizin güzel yorumunuzla daha da güzelleşti günüm. Çok teşekkür ederim. 🙂

    Cevap Yaz