Kara Edebiyat

İnsanlar Ölmez, Sadece Çürür

28 Kasım 2019

Yazı:İnsanlar Ölmez,Sadece Çürür|Yazan: Sertaç Süral

Annem, elli iki yaşında, Alzheimer hastası. Her şeyi unutur, -yerli yersiz- hatırlanmayacak ne kadar gereksiz şey varsa beyin duvarını yumruklar ve o da onları dile dökerdi. Annemin tek çocuğu on yedi yaşında, işe yaramaz, mahallenin dilinden düşmeyen serseri ama bir o kadar da iyi yürekli birisi.

İşte o benim dostum. Neler yaptığımı bilmiyorum sadece annemin gözlerimin önünde günden güne nasıl tükendiğini izliyorum.

Babam, annemin hasta olduğunu öğrendikten sonra terk etti, kaçtı, buharlaştı, tabaka değiştirdi içine girdi, kendine yeni bir hayat kurmadı, başkalarına hayat oldu.

Ben ve annem kaldık.

Tek başımıza. Sürüden ayrılan iki yavru kuzu gibi. Bir de sürekli kapımızı çalan komşular. Sevdiklerinden değil, dertlerini anlatmaya geliyorlardı. Nasıl olsa annem her şeyi unutur, akıp giderdi ya o anlatılanlar, onlar da içlerinde tutacaklarına annemi dertleri için kullanıyorlardı. Güzel taktik, dedim kendi kendime. Allah hepsini kahretsin. Yapılır mıydı bu bir insan evladına; hele ki o kadın benim annemse, bir de üstüne kocası tarafından terk edilmişse… Bu insanların kalbi bir fare tarafından kemirilmiş gibiydi.

Annem uyuduktan sonra balkona çıkıp sigara yaktım, elime telefonu aldım. Bir şarkı, üç dakika on altı saniye, atmosferden gelen üzüntüler, birkaç damla gözyaşı. Mesaj çektim. “Bu dünya yuvarlaktır yoksa sekteye uğrardım.” Gönderdim. Teslim edildi yazdı ekranda ‘eski sevgilime’. Dokuz yüz doksan dokuz mesaj hakkı ve dört yüz seksen yedi dakika. Giden on üç dakikayı geri dönmesi için harcamıştım ama başarılı olamadım. Bilen bilir, insanın şansı yoksa her yaşta tökezler; bunu durdurabilen daha yoktur.

Aradan iki ay geçti o melek yüzlü, herkesin hastalığından faydalandığı, bana her haliyle annelik yapan, seven, saçımı okşayan, eski sevgilimi anlattığım cennet kokulu kadın vefat etti. Musalla taşına uzandırdılar, yıkadılar, kefenlediler, toprağa karıştı. Mezarının başında iki tane çam ağacı dikiliydi onlara sarıldım ardından, mezara sağ gözümden çeşme gibi yaş akıyordu, sol kuru. Hiçbir şey düşünemiyordum ne eski sevgilimi ne de babamı.

Sadece annem kaplıyordu hafızamı.

“Bak oğlum” dedi ölmeden üç gün önce “herkes bir şeyler başarmak zorunda değildir, bazıları sadece köşede durur. Bu kadar. Bu hayatı kafana fazla takma, her şey yalan. Ölüm de yalan, insanlar ölmez oğlum insanlar çürür, inanmıyorsan bana dikkatli bak.”

Hıçkırıklarım o mezarı delip geçecek kadar kuvvetliydi. Sonra annemin sesini duyar gibi oldum ve delirmiş gibi onu toprağın altından çekip kurtarmak için tüm var gücümle, ince parmaklarımı toprağın en derinine saplayıp o toprağı kökünden koparılmış bir çiçek gibi alıp savurmak istedim. Mezar taşı olarak dikilen o tahta parçasını da saplanmış olduğu yerden çıkarıp bir köşeye fırlattım.

Ardından güvenlik görevlileri geldi, kolumdan tuttu irice olanı, beni dışarı atmak için ama direndim, küfürler ettim, sağlam iki tokat bir tekme yedim.

“Sen kimsin de bu garibanın mezarını bozuyorsun puşt!” diye bağırdı.

“Asıl sen kimsin de bana vuruyorsun lan goygoycu” dedim, “burada yatan benim annem, canım, ciğerim, tek varlığım. Sen o kadının ne kadar güçlü olduğunu biliyor musun ya da neler çektiğini, son sözlerini, ne kadar kırılgan olduğunu söylesene dostum, beni ne kadar çok sevdiğini biliyor musun da bana vuruyorsun? Susma söyle biliyor musun? Bu kadın sizi görse, oğluna böyle vurduğunuzu, kalkıp boğazlamaz mı? Direniş ruhlu bir kadındı benim annem. Her şeye direnirdi kalkabilse şimdi size de direnirdi. Siz zannediyor musunuz ki iki tokat bir tekmede yelkenleri suya indirip annemi burada size bırakacağımı, elbet bir gün onu buradan kurtaracağım. Ama annemi daha fazla yormamak için şimdilik gidiyorum sakın siz kazandınız gibi hayallere kapılmayın hayır yani zannediyorsanız ve kapılıyorsanız devam edin sizden de bir cacık olmaz tıpkı eski sevgilim gibi.”

Arkamı döndüm ve yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi sağa sola yalpalanarak yürüdüm, o güvenlik görevlilerinin tüm tavırlarını ayağımın altına almış ve üstünde tepinmiş hatta hızımı alamamış suratlarına tükürmüş kadar bir etki yarattım.

Arkamdan baktılar sadece ve devam ettim. Sonra sigara yaktım, üç duman aldım-üfledim-havaya karıştı. Kafamı gökyüzüne verdim annemi görmeye çalıştım, durdum, etrafa bakındım, iki üç sokak öteye gittim karşıma çıkan ilk birahaneye girdim, içmeye başladım, masaya iki yumruk indirdim, herkes bana baktı, ayağa kalktım ve bağırdım;

“Her şey yalandı dostlar, tıpkı benim gibi. Allah kahretsin sadece çürüyoruz.”

Sertaç Süral

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz