Satır Arası

Kendine Yabancılaşma(ma)

8 Kasım 2019

Yazı: Kendine Yabancılaşma(ma) | Yazan: Nalan Erpolat

Her zaman söylerim, her insan ayrı bir hikayedir. Ne kadar çok insan gelmişse bu dünyaya, hepsi ayrı bir hikayenin ana kahramanı, hepsi ayrı bir filmin başrolü, başka başka hikayelerin ya da filmlerin yan karakterleridir. Yan karakter de olsa, hatta saniyelik bile geçse kameranın önünden, hikayede tek bir cümlede geçse de orada olmamaları tüm kurguyu, senaryoyu değiştirir. Herkes mutlaka en az birisi için önemlidir bu hayatta. Ömründe mutlaka birilerinin hayatına ufak da olsa dokunmuştur.

İyi Ama Bu Her Zaman Farkında Olunan Bir Durum Mudur?

Maalesef değildir. İnsanlar yaşarken unuturlar bunu. Son yılların keşmekeşinde, çıkar ilişkileri içerisinde, insanlar kendilerine iyice yabancılaşıyor. Bu yabancılaşma ile hepten unutuluyor yaşam gayesi ve insanın insanlık için ne kadar önemli olduğu.

Yabancılaşma

Bu süreç taa çocukluk yıllarına dayanıyor. Acaba ülkemizde bir çocuk var mıdır;

“Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?”

sorusunu duymayan??!!

Daha çocukken tercihlere ve bir şeylerin bir şeylerden üstün olduğuna yönlendiriliyor insanlar. Sonra da ister istemez, bir tarafa doğru meyledip diğer unsurları görmezden geliyorlar. Tek tarafa karşı kibar olup diğer tarafa karşı nezaketlerini kaybediyorlar. Bu nezaket kayboldukça da diğer tarafa gösterilen zarafet yapmacıklaşıyor. İçten gelmeyen gülücükler oturuyor insanların yüzlerine. Sonra sahte onaylama mimikleri takip ediyor bu gülümsemeleri. İşte tüm bunlar yabancılaştırıyor insanları kendilerine. Bu da aslında, bireylerin kendilerine olan saygılarını yerle bir ediyor. Birden bire değil ama yavaş yavaş oluyor bu. Kendi bireysel değerlerinin, bireysel kültürlerinin üzerine oturtmadıkları davranışlar, kendilerine karşı zarif ve anlayışlı olmayı terkettiriyor insanlara. Sonra sorgulamalar başlıyor:

“Ah ben niye yaşıyorum?”
“Neden buradayım?”
“Ne yapıyorum?”
“Olmasam ne olur ki?”

Bu sorgulamalar, insanları sonunda depresyona kadar götürüyor.

Unutulmamalı

Unutulmamalı her insanın önemli olduğu. Hiçbir insan boşuna gelmedi bu dünyaya. Herkes, birilerinin ya da bir şeylerin eksikliğini kapatmak için, dünyayı ve yaşamı tamamlamak için var. Aynı doğadaki hiçbir rengin, diğer rengin yerine geçemeyeceği gibi, hayatta da kimse kimsenin yerini dolduramaz. Herkesin yeri, sevgisi, önemi ayrıdır bu dünyada.

Potansiyellerini farkedip kullanabilen insanlar, hem kendi yaşamlarını hem de çevrelerindeki bireylerin yaşamlarını güzelleştirebilirler. Potansiyelini kullanmanın ilk adımı da her zaman, hayata severek bakabilmektir. Seven gözlerle bakıp, güzellikleri fark edenler, çevresine hatta dünyaya faydalı olabilirler.

Geçen hafta, editörlerimizden Beril Erem’in yeni çıkan kitabı “Ruhdanlık”ın tanıtım söyleşisindeydik. Çok güzel bir cümle kurdu Beril;

“Bir kalem bile bana ilham verebilir.”

Evet, her insan gördüklerinden farkında olarak ya da olmayarak etkilenir ama hayata her şeye rağmen severek bakmaya çalışanlar, gördüklerinden beslenirler ve üretirler.

Ne olursa olsun gülümseyebilen ve üretebilen insanlar olmaya çalışmak yaşamın özü olmalıdır.

Nalan Erpolat

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Pınar Sude Genç 10 Kasım 2019 at 11:21

    ♥️

  • Cevap Yaz