Naftalin

Leyla’lı Öyküler

26 Kasım 2019

Yazı:Leyla'lı Öyküler | Yazan: Gökçe Çiçek Gönülaçar

1. Leyla (Meczup Leyla)

Leyla yorganı sıyırdı attı üstünden. Sıcak basmıştı, gece basmıştı. Düşünceleri beynini en teçhizatlı ordularıyla basmıştı. Kalktı. Geceliğini düzeltti. Sabahlığını giydi ve ışığı açtı. Her biri bir başka yere dağılmış bluzlar pantolonlar etekler gördü. Aslında gördüğü bilinçaltının mağaza vitrini gibiydi. Eski ve atılamayan her şey. Çalışma masasının üstüne bıraktığı iki dişi kırık tarağı gördü. Dişleri kırılmış mutsuz tarak. Uzun zamandır ipek saçlarının arasında gezinmemiş, sapından tutulmamış depresyondaki tarak. “Leyla” dedi, “bak aynı senin gibi.”

Sabahlık ısıtmayacaktı belli ki… Yıllanmış bir kahverengi hırka buldu kargaşanın içinden. Eskimiş fermuarı çekti genç kadın.

Üşürdü. Geceydi. Hatta ayazdı. Kışlık terliklerini kaldırmamıştı henüz. Vazgeçti. Giymedi. Askılıktaki aynaya gözünün ucuyla baktı. Bu baktığı kendisi olamazdı. Ama umursamadı. Umursasaydı bu halde olmazdı. Şimdi her zamanki yerinde bekliyor olmalıydı cümleleri. Koşa koşa gitmeli. Ne var ne yoksa dökmeliydi. Pırıl pırıl, ışığı yanmayan mutfağı. Lambası söneli çok olmuştu. Hem mutfağının hem aklının. Her zaman tertemiz, hiç bulaşıksız lavabo ve darmadağınık yatak odası.

İşte kişiliğindeki çatışmanın manzarası…

Dolabı açtı. Ayrana gitti gözleri. En sağlıklısıydı. Uyku da yapardı. Boşalttı koca bir bardağa, bir yudumda içti bitirdi. Üstüne yaktı ilham perisinin en sevdiği sigarasını. Sigaranın dumanı gibi dağıldı gitti var olan uyku kırıntıcıkları. Bir daha kalktı. Bir daha dolabı açtı. Nedensizdi yaptıkları. Zeytinin kapkara gözleriyle karşılaştı önce. Kapkara. Zifiri kara.

Hemen yanında ona tezat bembeyaz peynirin “beni al” bakışları. Bir zeytin tanesi attı ağzına. Tuzlu tadıyla ıslandı dudakları. Sonra acısı düştü diline. Kapkara çok tuzlu ve acı. Leyla’nın hayatının kısa masalı. Dedi, “bu böyle olmaz.” Bir sallama çay poşeti buldu derli toplu mutfak çekmecesinden. Kettle’ın düğmesine bastı. Bir dakika bekledi. Neler demlensin diye beklemişti bu hayatta. Neleri beklerken soğumuş ve acımıştı içi. Şimdi demini çoktan almış fincanıyla balkonda çıplak bacaklarında gezinen sineklerle terapideydi. Sakin bir mayıs gecesinde her gece flört ettiği kutup yıldızıyla baş başa.

Pötikareli masa örtüsünü düzeltti. Her daim masada duran kara kaplıya uzandı elleri. “Haydi! Düşüncelerimin orduları. Gelin bakalım!” diye seslendi içinden. “Uykumu kovdunuz, içimi ısırdınız. Haydi, gelin şimdi. Gelin de hapsedeyim sizi kara kaplıya. Bir tanenizi alsam uykumla barışırım. Bir tanenizi yazsam kendimi severim belki! Her şey tamam. Haydi, gelin şimdi!” diye bir daha savurdu tehdidini Leyla.

Kurşuni kalem başladı yazmaya. Yazdı, yazdı, yazdı.

Gece sabaha kaydı. Kendi masalında, tilki uykusuyla dinlendi Leyla. Sonra, saydı döktü bildiği tüm küfürleri. Beton canavarların son mavi ışığı da söndü sonunda. Kapattı kara kaplıyı. Yine dayanamadı yıkadı tüm bulaşığı. Mutfağı selamladı. Aynadaki yansımasına yeniden baktı.

Meczupluğunu onayladı. Eski Leyla değilse bile, artık demlenmiş ve biraz deli bir Leyla’ydı artık. Zifiri bir aydınlığa kapadı gözlerini. Açmak üzere bembeyaz bir akşama. İşte böyle yine bir gece yarısı, yine ağlamadı.

Ama güneyde bir adam, ışıldayan bir sabaha gözlerini açarken gömleğinin sol üstünde büyük bir kan lekesi gördü. Nefesi kesildi. Şaşırdı.

İki hece döküldü dudaklarından, kaparken gözlerini hayata.

“Leyla sebebim sen misin yoksa?”

2. Leyla’nın Horozu

“Leyla bak sabah oldu” dedi komşunun kel horozu. Dehşet ötesi detone sesiyle öterken. Leyla yatağından doğruldu. Sabaha baktı, horozun da saatleri artık şaştı. Horoz onu sabaha mı uyandırmıştı? Oysa Leyla’nın sabahı hep siyahtı. Gecesiyse apaydınlıktı. Onun bembeyaz sayfaları vardı. Kelime kelime işlediği.

En yakın ev arkadaşlarından buzdolabına gidip bir selam çaktı. Aklını meşgul etmenin yolu. En zararlısı. Kahvaltılığın içinden aldığı ve yere düşürdüğü zeytin kâsesini toplamaya çalışırken, yanmayan mutfak ışığı, sıcak gelip içemediği yarım kalmış çay bardağıyla yine bir mayıs akşamı.

Bir sahur kahvaltısı geçti gözünün önünden. Seneler seneler öncesinden. Saatlerce edilen sohbetler, bol kahkahaların karın acıktırdığı taze günlerden. Belki de o zamanlar geceye gece dediği zamanlardı. Normal görünen fanilerin nafile zaman anlayışı. Belki de o sabahtan sonra geceleri gündüz olmuştu ki, bilinmez. Asansörün çağır düğmesindeki tırnakları yenmiş o beyaz elleri sevdiği zamanlar. “Gitmek istemiyorum” serzenişinin altındaki gitme çabası. Boğuk grip kapmış o kısık sesi. “Ne güzel bir geceydi” derken zorlanmadan attığı o ilk yalan.

Gündüzünü gece yapmıştı ondan sonra Leyla.

Duymak istemediği yalanlar yüzünden. “Anlat bunları Leyla” dedi kendine. Anlat ki sende kalmasın. Mürekkep acıyı alır çünkü. Zamanla eksilir, yazdıkça azalır çoğalttıkların.

Şimdi aynı mutfakta, lamba yine bozuk yanmıyor. Bu mutfak ne kadar karanlık şimdi. O zaman da öyle miydi? Hiç ama hiç hatırlamıyor. Koridorun ışığıyla aydınlanan zihnini kendi gecesine açıyor, Nasıl bir kayıt tutmuş Leyla? Bitmiyor silinmiyor.

Ah Leyla,

Ne zaman bitecek acaba? Ne zaman gidecek aklından? Küçük pembemsi hapların unutturacak mı sanıyorsun sana o mayıs akşamlarını? Arkadaşın, dostun, sevgilin, çocuğun, baban belki. Olmayan abin. Bir dönem kara sevdan. Terk edip giden. Özlemiyle avunduğun. En büyük alışkanlığın. Bir kocaman alışkanlık hastalığına kapıldın. Sadece bu.

Şimdi aynı mı o tazecik genç kız? Aynı mı o yalancı korkak adam?

“Kamyonlar kavun taşıyor” diye şarkı söylüyor Leyla ve hep onu düşünüyor.

Niksar’daki evde kafesteki bir kuş kadar özgür Leyla! Sapsarı güzel güneş onun “Ay”ı. Camideki imam en yakın komşu.

En yakın duyduğu ses komşunun horozu.

Hadi şimdi kendi gecene uyu. Horoza da söyle Leyla! Daha güzel söylesin sabah şarkısını. Bilsin ki bugün günlerden pazar. Aylardan da hep mayıs.

Hep mayıs.

Devam Edecek…

Gökçe Çiçek Gönülaçar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Sibel Erol 28 Kasım 2019 at 00:55

    Çok sarsıcı ve çok etkileyici bir anlatım.. Okurken Leyla’yı yaşamak bu olmalı.. Sözcüklerin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırladım.. Tebrikler…

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 28 Kasım 2019 at 13:41

    Gökçecim ne kadar iyi geçirmişsin okura Leyla’nın ruhundaki parçalanmışlığı. Duygular o kadar yoğundu ki yer yer sanki Leyla oldum da nefes alamıyordum.
     
    Leyla niye böyleydi? Ne yaşamıştı? Güneydeki adam kimdi? Hepsinin cevabını büyük bir merakla bekliyor olacağım.
     
    Yüreğine, kalemine sağlık canım.

  • Cevap Yaz