Üçüncü Göz

Sanata Varmak İçin Kendinden Geçmek | Erhan Cihangiroğlu

18 Kasım 2019

Mühürlenmiş Zaman | Erhan Cihangiroğlu

Kafadaki tuhaflıkların fırçaya yansıması..
İzmir’de bir sanat galerisi, Galeri A

Erhan Cihangiroğlu

Kapının ucundan bir resim, uzaktan göz kırpıyor.
“Mühürlenmiş Zaman”, o an duruyor.

Kırmızı bir koltuk aramızda, tam şurada, beni buyur ediyor. Sanatın davetçisi oluyor, hazır olan her kimse. O renklerden biri mutlaka ruhuna dokunuyor insanın. Ah ruh! İnsan icadı diyor Ahmet Urhi Hoca.

Resimlerdeki karakterlerin bir mekana ait olmama durumundan bahsediyor Cihangiroğlu ama birinin içinden bir parçayla bütün oluveriyor. Çok yakın iki resim var mesela. Benim gülümsememe sebep bir duygu. Hem de hiç tanışmamış olduğum biri tarafından resmedilmiş.

Nasıl oluyor da bir tilkinin boyna sarılması bir çok değeri bir bütün kılıyor, cümlesi geziyor kulaklarımda.

“Ben konuşamasam da resmim konuşur, o yüzden resim okumaya başladım” demişti tiyatrocu arkadaşım, Hatice Tezcan. Güzel Sanatların ifadesinin en güzellerinden belki de resim.

“Mekanlar içimdeki hayalciyi beslerken, benim boğulmak istediğim bir yığına dönüşüyor.”

Ben her bir fırça darbesi ve rengi ile yeni derinlikler keşfediyorum aksine…

Bütün bir galaksiye sahipse de zihnimiz…
“Bir Kapıdan Girmek” ile başlar her şey.
O adımı attın mı artık sen bir geri adımdaki “sen”e el sallamışsındır.

Tam da bununla başladı her şey. Bir galerinin kapısının tam karşısında hizalanan resim bir çok şeye çağrışım yapabilir. Yakasında ilk anılar canlanırken, bir anahtar sözcüğü verebilir eline hayat. Sonra ne bileyim bir şehir düğüm düğüm kalabilir boğazında insanın.

Cihangiroğlu’nun resimlerini yaparkenki referansı duygusal hafızası. Bu eserlerin bendeki karşılığı mı?
“Bugün de doyduk çok şükür.”

Bazen doymak için görmek ve bunu anlamlandırmak, beni benden alıp başka diyarlara götürebiliyor. Her bir fırça dokunuşu, kalemin mürekkebine damla oluyor. Haydi durma sen de git diye.

Dört mevsimden biri gibi boyalı saçları, saklı yalnızlıklar diyarında yalnız bir ağaç, evin hemen yanı başında, kırmızı balon uçmak üzere ve maviliklerden bir el salınırken rastladım bu sergiye. Üstelik 23 Kasım’a kadar da uzatılmış. İzmirli sanatseverleri, kapının önünden geçen her kimse onu davet ediyor.

İlayda Oylum Güleryüz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Günay Aydın 23 Kasım 2019 at 01:47

    Bir kapıdan girdiğinde eski seni ardında bırakmışsındır. Bana göre kısmen doğru. Bazen o kapılarla ruhunuz arasında bir bağ da bulunur aslında. Kendinize duyduğunuz özlem çekmiştir o kapıya sizi.
    Öyle teddüfen olmamıştır o kapıya yönelişiniz yani.
     
    Hiç unutmam, (şimdilerde artık anlamlandırabildiğim bir anım) çocukken annemin daha uyguna geliyor diye kilo işi, az da karışmış çile halindeki dikiş ipliklerini aldığı bir ev vardı. Yaşlı karı koca geçimlerini arada İstanbul’dan getirttikleri çeşitli ipleri, türlü türlü kumaş parçalarını yine kiloyla satarak sağlarlardı.
     
    Annemle o eve gitmeye bayılırdım. O ufacık odanın her köşesine yığılmış kumaşlar ipler bana rengarenk, büyülü bir dünya gibi gelirdi.
    Orada uzun süre kalmak için, alışverişin uzun sürmesini arzulardım. Özlediğimde de “Hadi Amcalar’a gitmeyecek misin, iplik lazım değil mi anne, azalmadı mı ipliklerin?” diye gitmeye ikna etmeye çalışırdım.
     
    O fakir insanların yıkık dökük evlerine açılan kapının beni çağırmasının altında yatan nedenin resme duyduğum yoğun ilgiden kaynaklandığını yıllar sonra kavrayacaktım. Bir renk cümbüşü içinde kaybolmayı, sıradan sokak oyunlarına tercih edişim bundandı. Kendi dünyama kavuşmuş gibi hissedişim…
     
    Teşekkürler size….

  • Cevap Yaz