Ay Işığı Yolcusu

Sıkıştırılmış Ruhlar

5 Kasım 2019

Yazı: Sıkıştırılmış Ruhlar | Yazan: Atakan Balcı

Sıkıştırılmış ruhlarız biz. Ruhlarımız/tinlerimiz boşluğa savrulur önce. Boşluk içre yok mu olur, çöp mü olur kim bilir?

Sıkıştırılmış ruhlarız biz. Boşluk bizim için bir hayal mi yoksa? Kasım kasım kasılan yokluk anıtları ile geçiyor Dünya Ana’nın parmak uçlarından tutan biz çocuklarının yaşamları.

Sıkıştırılmış ruhlarız biz. Ellerine birkaç avuç çamur tutuşturulan ve çamurla heyecanları tutuşan çocuklar. Ergenliği aşmış çocuklarız, ergen değil çocuk ruhlarız biz. Ergenliklerinin başına ve sonuna duvarlar örmüş ağulu* topraklardan var edilmişlere karşı, Dünya Ana’nın hamurundan evrilmiş olanlarız biz.

Ak Ana-Sudan Doğmak

Sıkıştırılmış ruhlarız biz. Yaşamın en derin noktasına ulaşmış olanlarız. En değerli içkinin, suyun içinden doğup, Toprak Ana’nın üzerinde adım adım suya erecek olanlarız. O yüzden buradayız. O yüzden bu noktadayız. O yüzden sıkıştırılmış ruhlarız. Kendimizi sıkıştırdık dışarlıklı kire karşı korunmak için. Dışarlıklı kir sıkıştırdı bizi, ergen kalmış, esrik ve ağulu ağızlarına, kendi ağızlarına tapındıkları için. Kendi ağızlarına tapındıkları için..

Ağızları Üzerinde…

O ağızların, o dudakların iyesi/sahibi bile değiller. Birbirlerine sıkı sıkıya ve birbirlerinin ağızlarına doymamacasına bağlı bir acı sevicilik onlarınki. O ağızların, o dudakların iyesi bile değiller ve ruhları yok onların. Yüce olan yola karşı ruh emiciyi seçmiş olan, us ve vicdana karşı yalnızca ağızları üzerinde yaşayan varlıklar onlar. Sıkıştırılmış ruhlarız biz, çünkü onların ruhları yok.

Takıntılarla örülü zincirlerle kuşattılar bizi ağızları üzerinde yürüyenler. Zincirlenmiş ruhlarız biz. O yüzden sıkıştırdık varlığımızı evren ve ötesinin karanlık ışığında, ağızları üzerinde yürüyenlerin salyalarındaki ağudan korumak için öz benliğimizi.

Yokluk Üzerinden…

Yokluğu anıtlaştıran ve yokluğun kendi öz benliğine dönmek için bir kapı olması gerekliliğini algılayamayanlara karşı sıkıştırılmış var oluş soluklarıyız. Soluk almalarımız dudaklarımızın arasından değil ve soluk borusundan değil kara görülen aydınlık bir yoldan geçer. Akciğere ulaşmaz soluklarımız, bizler aydınlığın soluk borusuyuz. O yüzden sıkıştırdık ruhlarımızı kendi değişmeceli/mecazlı ellerimizle.

Seviden Uzak

Sevmeleri sevmek değil sevişmeleri sevmekten gelmiyor. Dokunmaları sapkın, dokunmayı sapkın görüyorlar. Çünkü gözleriyle değil, ağızlarıyla görüyorlar. Sihre aşina o mucizevi ağızları, dokunmanın sihrini kire buluyor. Biz ellerimizdeki çamurla oynuyoruz bazen. Bizi oyaladıklarını düşünüyorlar. O ağulu ağızlar, kire bulanmış yaşamlar yokluğun doğurganlığından uzak; çünkü sevinin, dokunmanın sihrine ulaşamadan doğuramaz kişi kendini yokluktan.

Sevi ve ışık ile!…

Atakan Balcı

Açıklamalar:
Ağu: Zehir – Zakkum Ağacı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 5 Kasım 2019 at 16:12

    “Elinde sükkeri ayruğa sunup
    Ağuyu kendi yutmaktır adı aşk”

    – Adı Aşk, Eşrefoğlu Rûmî

     
    Benim de çok sevdiğim bir kelimeye yer vermişsin canım bu haftaki metninin içinde. Çok sevdim. Dilden o kadar çok kelime yitip gidiyor ki bunları böyle yavaş yavaş yeniden hayatın içine sokman çok hoş Atakancım.
     
    Veee “sıkıştırılmış ruhlar“. Bu betimlemeni de çok sevdim 👌🏻
     
     
    Sükker: Şeker
    Ayruk: Başka (Üstteki şiirde “başkasına” anlamında)

    • Cevapla Atakan Balcı 6 Kasım 2019 at 09:51

      Eşrefoğlu Rûmî ve çok sevdiğim bir şiirinden çok güzel bir alıntı ile başlamış olman çok iyi hissettirdi doğrusu.
       
      Türkçe konuşurken, örneğin, “zehir” yerine “ağu”yu kullanınca dilde, kulakta aradaki tat farkını duyumsuyor insan. Eşrefoğlu Rûmî özellikle çok daha iyi duyumsatıyor tabii.
       
      Aşk ile, Eşrefoğlu ve onun gibi değerli tinlerin anısına!…

    Cevap Yaz