Kırmızı

Uçan Patatesler

15 Kasım 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

*Yazarın Notu: Bu yazıyı, Erik Satie – Gymnopédies dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Yazı: Uçan Patatesler | Yazan: Nurdan Yılmaztürk

“Ne güzel 1 gün” diye düşündü kadın uyandığında, yatağın verdiği sıcaklığın mahmurluğuyla. Kalın yün yorganından elini çıkartıp da yorganın saten yüzüne bırakınca, havanın keskin soğuğuna temas etmek hoşuna gitmemişti belli ki, yeniden çabucak yorganın içine kıvrılıverdi. Bu haliyle dışarıdan bakan biri için 1 tespih böceğine benzemekteydi.

Zaman, çocukluğunda ve gençliğinde de bu denli hızlı akıyor olabilir miydi?

İnsan, yaşlandığında yavaşladığı halde; sanki zaman denilen kavram tam aksi 1 hızla hareket etmekteydi.

Yaşlanmıştı. Epey yaşlanmıştı hatta. Ve memnundu bu halinden, zira yıllardan güzel yaşlar yaratmıştı kendine. Pekala her ölümlü gibi acıları ve kayıpları da olmuştu ama yaşamak da tam anlamıyla bu değil miydi aslında?

Yağlı, tombul bedenini, naif kalbini, artık dingin 1 nehri andıran zihnini yokladı her sabah olduğu gibi. Hepsi yerli yerinde, tam da dün gece bıraktığı haldeydi. Sevindi kadın. 80. yaşının eşiğinde, bundan daha güzel ne olabilirdi?

“İnsan yaşlandıkça alışkanlıkları, tat alma duygusu, damak zevki, hatta hitabet şekli ve olayları algılama biçimi değişirmiş” diye okumuştu 1 süre evvel 1 makalede. Ve o şahane hafızası ile düşününce kendi adına bu söz üzerine, haklılık payı olduğunu fark etmişti zaman içinde.

Öğlene dek uyuması ve kahvaltısız sabahlarının çoğalması bu sebeptendi belki. Oysa eskiden; ayaz mavisi 1 gökyüzüne uyanır, güneşin usul usul belirişini izlerdi ve ezineden 1 dilim boğazından geçmeden beyni ve bedeni harekete geçmezdi.

O, sıcak yatağı içinde aklından bunları geçirirken, kapının zilinin telaşla çaldığını duydu birden.

Kim olabilirdi bu saatte gelen? Zili çalan kişinin belli ki 1 acelesi vardı, zira 1 yandan da kapıyı yumruklamaktaydı. Kadın şaşırdı, meraklandı. Erguvan rengi sabahlığını çabucak giydi üzerine ve uzun koridorun gri granit taşlarından tabanlarına sirayet eden soğuğun verdiği hoşnutsuz rahatsızlıkla sokak kapısına doğru gitti hızlı adımlarla.

Kapıyı tüm kilitlerinden kurtarıp açtığında, karşısında, giriş kata yeni taşınmış olan henüz 20lerindeki kiracı kız durmaktaydı. Kadın ve kiracı kız birbirlerine baktılar öylece birkaç saniye. Bu öyleceliği, kadının sözleri bozdu; “Merhaba. Nasılsınız? İçeri buyurmaz mısınız? Ben de henüz uyandım, üzerimin kusuruna bakmayın, böyle sabahlıkla karşınıza çıktım ama kapı çok telaşlı çalınınca ne olduğunu anlamadım. Hayırdır inşallah” dedi.

Kiracı kız, al basmış yanakları, hafif kırmızımsı burun ucu ve gözlerinden ateşler saçarak, yaşlı kadına “Bak teyzeee, bu iş olmaz böyle. Ben sana iletmesi için bunu kapıcıya da söyledim ama belli ki mesajım ulaşmamış sana. Sen bu kuşları besliyorsun ya, onlar gelip benim üzerime pisliyor. Şezlongun şiltesini her gün yıkamaktan, masamdaki kurumuş kuş boklarını temizlemekten usandım. Ayaklarımı uzatıp 1 keyif yapamıyorum bahçemde senin yüzünden. Bak son kez söylüyorum, şu hayvanları bes-le-me, fena olacak sonra.”

Kadın şaşkındı.

Çok şaşkındı. Karşısında durmakta olan bu ufak, tefek kuş kadar ve torunu yaşındaki kız nasıl böyle konuşabilirdi onunla. Üstelik apartmana yeni taşınmış olan bu küstah kız, apartmanda yaşama kurallarını hiçe sayan hayat tarzıyla da ba(ğ)zı geceler içip içip, şu küçücük bedenden çıkması hiç beklenmeyen yükseklikte 1 ses tonuyla bağıra çağıra şarkılar söylemekteydi sızana kadar. Ve kadın ağzını açıp 1 kez bile uyarıda bulunmamış, bu durumu kiracı kızın toyluğuna vermiş, geçici 1 durum olmasını ümit etmişti 1 yandan da. Kadının aklından bu düşünceler geçerken, kiracı kız arkasını dönüp asansöre binip gitmişti çoktan.

Kadın erguvan rengi ipek sabahlığı içinde üşüyen kollarını ısıtmak istercesine sarıldı kendine. Bu kaba tavır gücüne gitmişti biraz da. Mutfağa geçti gri granit taşların soğuğunu fark etmeden bu defa. Pembe yaşlı fırınının kapağını açtı, 1 kibrit yakıp alt kısımdaki küçük delikten içeri bıraktı. Fırının kara iç dünyasını, safir mavisi 1 aydınlık kapladı.

Kendi kendine konuşmaya başladı kadın, hep yaptığı üzere;
“Şimdi patateslerimi güzelce fırında pişiririm, hiçbir şeyim kalmaz benim.”

Küçük bebek patatesleri; yaşlı ama 1 o kadar hünerli avuçlarının içine alıp, kabuklarını iyice fırçaladı. Sarımsakları, geniş 1 bıçakla üzerlerine vurmak ve 1 tutam tuzla tatlandırmak suretiyle ezdi. Kuru biberiyelerini vazosunun içinden tek tek seçti ve parmak uçlarıyla yapraklarını dallarından sıyırıverdi. Hepsini büyük, ağır, artık taşımakta biraz da zorlandığı toprak kabının içine özenle yerleştirdi. Üzerinde gezdirdiği soğuk sıkım zeytinyağı; kadının onu bebek patatesler, biberiyeler, sarımsaklar, tuz ve kırmızı toz biberle buluşturmasıyla, mutluluktan eridi adeta. Kadın bu ağır toprak kabı, kapağı gürültüyle açılan yaşlı fırının içine biraz da zorlanarak yerleştirdi. 1 müddet sonra etrafa yayılan baş döndürücü kokular, kadının da yüzüne 1 gülümseme yerleştirdi. Fakat ne yazık ki kadın, kiracı kız ile yaşadığı o anı 1 türlü içine sindiremedi.

Kızına telefon etmeye ve durumu ona anlatmaya karar verdi.

Belki böylece, sıkıntısı da biraz olsun geçerdi.

Kızı annesini sessizce dinleyip onu çok iyi tanıyan 1 edayla; “Seni çok iyi anlıyorum anne ama sen de 80 yaşında artık insanları bu kadar umursama, bak hala 1 şey yememişsin, sinirlerin bozulmuş  biraz da senin. Açken ne kadar huysuz, huzursuz ve mutsuz olduğunu dünya biliyor, lütfen hemen at ağzına 2 lokma, aç radyonu, ohhh mis gibi olursun sonra.” dedi.

Kadın, kızının haklı olduğunu biliyordu aslında. Biraz mahcup, “Fırında patates yapıyorum kendime, dişlerimden dolayı her şeyi yiyemiyorum ama bu patatesleri yemek hem kolay hem çok lezzetli.”

“Anne, umarım yine o devasa toprak kaplar çıkmamıştır ortaya. Kalabalık 1 aile olarak yaşadığımız günleri çok özlüyorsun biliyorum ve alışkanlıklarından vazgeçemiyorsun ama o kaplar çok büyük, çok ağır, neden sana aldığım yeni tencerelerde yapmıyorsun yemeklerini?”

Kadın daha da huysuz “Çünkü onların lezzeti aynı olmuyor. Benim toprak kaplarım hem sağlıklı hem de bana eski günleri hatırlatıyor” dedi.

“Peki annecim sen bilirsin ama o ağır kapları taşıman hiç sağlıklı değil. 1 an evvel yemeğini ye lütfen. İyi olmanı istiyorum senin. ”

“Tamam, şimdi fırından çıkartıp pencerenin dışına koyacağım soğusun çabucak diye, hemen yerim gecikmeden.”

Öptüler, kokladılar birbirlerini 1 telefonun bukle bukle kablolarından hislerinin döne dolana birbirlerinin kalplerine vardığını umarcasına.

Kadın mutfağa geçtiğinde, penceresinin önünde, her günkü nevalelerini almayı bekleyen kuşlarını gördü.

Kızı ile konuşmak ona iyi gelmiş, kuşlar da sevincine sevinç katmışlardı şimdi. Kiracı kızın ona söyledikleri, 1 anlığına aklından uçup gitti. Akşamdan avuçları arasında öğüttüğü ekmek parçalarını doldurduğu torbayı, pencerenin dış kısmındaki dar mermer setin üzerine döktü. Martılar, kargalar, kumrular; coşkuyla ve sırayla inip havalandılar bu şölenden paylarını almak için.

Ve tam o sırada; suni çimlerle kapladığı bahçesinde şezlonguna uzanmış halde içkisinden henüz 1 yudum almış olan kiracı kızın sesi, 4. katta yaşamakta olan kadının evine doğru tiz ve güçlü 1 şekilde ulaştı.

Kiracı kız; hem kuşlara, hem kadına ağza alınmayacak küfürler ediyor, tehditler savuruyordu. Kuşlar bile irkildiler bu durumdan, yemeklerini çarçabuk bitirip havalandıkları sırada; kadın da fırından toprak kabını çıkartmış, kendi şölenine hazırlanmaktaydı. Neresinden baksan, kadın ve yıllardır her gün ona yarenlik eden kuşları için yemeklerini ve yalnızlıklarını paylaştıkları zamanlar, günün en mutlu anlarıydı.

Kiracı kızın sesi ve sözleri 1 kez daha yükseldi.

Tehditleri kadını tedirgin etti. Panik 1 halde, 2 eliyle sıkıca kavradığı ve ağırlığını epeyce hissettiren toprak kabı, pencerenin dış kısmındaki mermer setin üzerine çabucak fırlatırcasına bıraktı ve kiracı kızın yüzüne az önce çarpamadığı kapıyı çarparcasına pencereyi yaşından ve bedeninden beklenmeyecek 1 kuvvetle, hırsla kapadı. Kadın fark etmedi ama bu davranışıyla, yaşlı aluminyum pencerenin sıkıca tutunduğu çerçevesini ve bağlı olduğu mermer seti de sarstı. Kiracı kızın sesinden uzaklaşmak arzusuyla, yine bedeninden hiç beklenmeyecek 1 hızla salona geçmek istediği sırada; kuşlar hep birlikte mermer setin üzerinde artık zar zor duran toprak kaba doğru 1 hamle yapıp hemen havalandı. Tüm bunlar birkaç saniye içinde oldu ve “Toookk” diye 1 ses duyuldu. Kiracı kız birden sustu.

Kadın; tüm bunlar yaşanırken arkasını dönüp mutfaktan çoktan çıkmış, yeşil brokar kumaşı ilmek ilmek sökülmüş koltuğuna oturup minik miyop gözlüklerini gözüne takmış, erguvan rengi sabahlığının etekleri yaşlı parkeler ile oynaşırken, açlığının müsebbibi 1 huysuzlukla patateslerinin soğumasını sabırsızlıkla bekleyerek, “nesiller arası farklılıklar” konulu 1 makale okumaya dalmıştı.

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz