Cadı Kazanı

Umarım Bu Gece Öldürülmem

18 Kasım 2019

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.
Ses kaydının arkaplanında çalan müziği dinlemek isterseniz 👉🏻 Bring Me To Life

Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan

03:00

Tekinsiz bir saatte “sürpriz” addedilen bir yere doğru ilerlerken zihninden geçen “umarım bu gece öldürülmem” düşüncesi, kanındaki alkolün de etkisiyle korkudan çok heyecan duymasına neden oluyordu. Müdavimi olduğu gece kulübünde, henüz geçen hafta tanıştığı bu adamla muğlak bir yere doğru birkaç mil gitmişlerdi ki kıkır kıkır bir ses ile;

“I’m hoping you’re not a serial killer and don’t plan on killing me tonight” (Seri katil olmadığını ve bu gece beni öldürmeyi planlamadığını umuyorum) derken sese kavuşan düşüncelerinin üzerinde yaratması gereken endişeden çok uzakta, kahkaha ile gülüyordu.

Adam korkutucu bir ifade takınmaya çalışarak bu sorunun yanıtını yakında öğreneceğini söyledi. Fakat öncesinde 7/11’e uğramaları gerekiyordu çünkü biraz daha alkole ikisinin de hayır diyeceğini düşünmüyordu.

Birkaç dakika sonra 24 saat açık olan marketin önüne park etmiş, giriş kapısına doğru yürüyordu adam. Arabada yalnız kalan Damla, bu esrarengiz adamın peşinden sorgusuzca, hatta hipnotize olmuşcasına gitmesine, yeniden güldü.

“Delirdim her halde” diye düşünürken çok da aklının başından gitmediğini kendine kanıtlarcasına ev arkadaşına mevcut konumunu gösteren bir mesaj yolladı. Fernanda sekiz saat boyunca Damla’yı adım adım takip edebilecekti artık. İçi biraz olsun rahatlamış olarak geçen haftadan bu yana olanları düşünmeye başladı.

*

Bir Hafta Önce

Her perşembe gecesi gittikleri Wild Cat’in kapısından içeri henüz birkaç adım atmıştı ki genç adamla göz göze gelmişti. Açık kumral saçları asker tıraşlı; beyaz teninde muzipçe parlayan, Damla içeri girdiği andan itibaren genç kadından ayıramadığı bakışlarıyla barın loş ortamında bile ışık saçan yeşil gözleri tutkulu; uzun boyu ve tişörtün altından bile fark edilen atletik bedenine geçirdiği yıpranmış kotu ve kasten eskitilmiş gibi duran tişörtüyle hırpanilikten çok moda dergilerine yakışacak bir özgüven içindeydi adam.

Beyaz perdeye yaraşır bir zamandan ve mekandan kopuş sahnesi aralarında uzayıp gidebilecekken Damla adamın takındığına benzer oyuncu bir ifadeyle gülümsemiş, yanından geçip arka bahçedeki ikinci bara doğru ilerlemişti. Tam barmene ulaşmış, siparişini verecekken bara birlikte geldiği Brezilyalı ev arkadaşı Fernanda, genç kadına yetişmiş; “Girl, what was that?” (Kızım o neydi öyle?) derken kahkahaların eşlik ettiği sorgulamasına çoktan girişmişti.

“I don’t know what was that or whom he was, but you can be sure I’ll find out tonight.” (Ne ya da kim olduğunu bilmiyorum ama bu gece öğreneceğime emin olabilirsin.)

Damla’nın cümlesi daha yeni noktasına kavuşmuştu ki adam iki kadının ardından hemen yanlarındaki uzun bacaklı sandalyede yerini almış, vücudu Damla’ya dönük oturmuş, kadına gülümserken bir yandan da barmene kısa bir bakış atıp “Cazadores, dude”1 (Cazadores, adamım) demiş, sonrasında da bakışlarını yeniden genç kadına çevirmişti.

Dünya yansa umru olmayacak bir tavır içindeki barmen, Damla’ya bu gece tercihinin Corona mı, Bud mı olacağını sormuş; Damla’dan “Corona. And Ben, please don’t forget my lemons. Not one, two slices” (Corona. Ve Ben, lütfen limonlarımı unutma. Bir değil, iki dilim) cevabını alıp kızın içkisini servis ettikten sonra anca adama dönmüş ve tekilasını uzatmıştı.

Barmenin tavrına içten bir kahkaha savurmuştu genç adam.

Ben’le karşılıklı kurdukları birkaç samimi cümlenin ardından Damla ikisi arasında uzun süreli bir dostluk olduğu kanısına varmış, adamları sohbetlerinde baş başa bırakıp Rusted Root’un Afrika ritimleri ve Orta Doğu ezgilerini rock müzikle harmanladığı iç gıcıklayıcı parçası eşliğinde elinde birası, dans ederek bahçenin diğer ucunda ayakta duran arkadaşlarının yanına ilerlemişti.

Damla bardan uzaklaşırken Ben’le sohbeti yarıda kesen adam, arkasından gitme arzusuna bu kez kuvvetle direnmiş fakat kadını izlenmekten de kendini alıkoyamamıştı. Damla’nın ince, uzun bacaklarında olduğundan da kısa duran kırmızı ekose desenli eteğinin üstünde, tıpkı adamınki gibi kasten yıpratılmış hatta yer yer yırtılmış siyah bir tişört, ayaklarında boyunun da avantajı ile dümdüz babetler, boynunda ise BDSM’yi2 çağrıştıran bir tasma vardı. Bahçeyi bir uçtan diğerine geçerken Sahra’nın kum fırtınalarını hatırlatan saçları ve ritmik bir yürüyüşle salınan bedeni otantik müziğin de etkisiyle efsunlu bir aura3 oluşturuyor, bu da sadece bardaki iki arkadaşın değil birçok farklı gözün genç kadına dönmesine neden oluyordu.

Adam, gece boyunca yerinden kalkmadan Ben’le sohbet etmiş, bu sohbetler sırasında dahi Damla’yı bir an olsun görüş alanından kaybetmemeye çalışmış, kadın ise büyük bir etkiyle kendisine çarpan bakışların hedefinde aynı cüretle genç adamı göz hapsinde tutmuştu.

Damla içkisini tazelemeye bara her gittiğinde birbirlerine gülümsemiş fakat ikisi de herhangi bir konuşma çabasına girmemişti. Sanki hangisinin diğerinin üzerindeki etkisi daha fazla diye sınar gibiydiler.

Adam, gece iki dolaylarında, bar kapanmak üzereyken Damla’nın dağılmakta olan arkadaş grubunun yanına gelmiş, kıza elindeki peçeteyi uzatıp “Call me” (Ara beni) dedikten sonra tüm gece sergilediği çapkın gülüşünü son bir kez daha kadına sunmuş, Damla’nın her hangi bir cevap dahi vermesine müsaade etmeden yanından ayrılmıştı.

Peçetenin üzerinde sadece adı ve telefon numarası yazıyordu.

Anthony
(805) 963-1851

Bir soyad yoktu. Sanki kadının, onun kim olduğunu bulmasını istemiyor gibiydi. Oysa bu kadar bilgi yeterli, diye düşünmüştü Damla. Ertesi sabah uyandığında, önce Wild Cat’in Instagram hesabını bulmuş, ardından o hesabın takipçilerinden Ben’in profiline ulaşmış, Ben’in arkadaş listesinde ise 2 tane Anthony olduğunu görmüştü. Ne yazık ki bunlardan ikisi de kesinlikle barda tanıştığı adama ait değildi.

Antonio Manuel Velázquez Castillo isimli hesap gözüne takılınca bu sayfayı da kontrol etmişti; ne de olsa Anthony, Antinio yerine kullanılabilirdi. Hesapta hiç kişisel fotoğraf yoktu. Biyografi kısmında yazan bilgiye göre National Geographic ve Discovery Channel dergileri için freelance4 fotoğraf çeken Meksika asıllı birine aitti profil.

Meksika mı? Irkçı gözükmek istemiyordu ama bir gece önce tanıştığı adam hiç de onun kafasındaki Meksikalı imajına uymuyordu. Bu durumda Antonio, kendi Anthony’si olamazdı. Kendi Anthony’si mi?! Ooo kızım yavaş, diye sert bir el freni çekmişti genç kadın düşüncelerine.

Önünde açık duran hesap ise daha ilk göz gezdirdiği anda hayranlığını kazanmıştı.

Antonio nasıl bir tipti meçhuldü ama çektiği fotoğraflar gerçekten olağanüstüydü. 200 binin üzerinde takipçisi olan profil, dünyanın birçok yerinden yaşlı, çocuk, genç, kadın ve erkeğe ait portreler paylaşıyordu. Kameranın arkasındaki göz, fotoğrafını çektiği herkesin sanki ruhunu da hapsetmişti her bir karenin içine.

Fotoğraflarından bu derece etkilenince dayanamayıp “Antonio Manuel Velázquez Castillo” ismini Google’da aratırmış, peçeteki numaranın sahibi bu adam olsa ne hoş olur, diye düşünmekten kendini alamamıştı. Ne yazık ki Google’da da fotoğrafçıya dair tek bir kare yoktu. Ödüllü birçok fotoğrafına ve İspanyol asıllı bir Meksikalı olduğu bilgilerine ulaşabilmişti sadece.

Bilge arama motorunda da istediğine ulaşamayınca Ben’in Instagram hesabına bir kez daha girmiş, Antonio denen adamla etiketlenmiş herhangi bir fotoğraf var mı diye barmenin tüm fotoğraf arşivini tek tek taramış, hiçbir sonuç elde edememişti. Hırs konusu olunca artık bu adamın fotoğrafını bulmak, yeniden Antonio Manuel Velázquez Castillo’nun Instagram hesabını açmış, 254 kişiyi takip ettiğini görmüş, gerekiyorsa 254 hesabı da tek tek incelemeye karar vermiş, öyle de yapmış, gizli olan profiller hariç her hesapta Antonio etiketli fotoğraf aramıştı; bulamamıştı.

Peçetedeki numaraya gelince, defalarca kez rakamları tuşlamaya yeltendiyse de her seferinde vazgeçmişti. Adamın biri “Ara beni” dedi diye emre uymaya niyeti yoktu çünkü.

En sonunda bir iki gün içinde merakı dizginlenmiş ve konu rafa kalkmıştı. En azından şimdilik.

Bir Sonraki Perşembe

Wild Cat’in her perşembe gecesi düzenlediği College Night partisi için hazırlanırken “Acaba bu gece de orada olur mu?” diye düşünmesini o dikbaşlı gururu bile engelleyemiyordu.

Siyah triko mini bir elbise giymiş, vücudunu tamamen saran elbisenin altına, bileklerinin biraz üstünde biten asker botlarını geçirmiş, boynundan neredeyse hiç çıkarmadığı, ortasında çelik bir halka olan siyah tasmayı da elbisenin derin v dekoltesinin üzerindeki narin boynunun etrafında kilitlemiş, saçlarını at kuyruğu toplamış, gözlerinin altına çektiği siyah kalemle iyice ortaya çıkan gri mavi gözlerine far kullanmayıp bolca rimelle kirpiklerini belirginleştirmiş, dudaklarına kırmızı rujunu sürmüş, en sevdiği parfüm ile neredeyse vücudunun her bölgesini buluşturduktan sonra aynadaki görüntüsüne memnuniyetle bakıp salonda kendisini beklemekten sıkılmış Fernanda’nın yanına gitmek üzere odasından çıkmıştı.

Ev arkadaşının, Damla’nın neden bu gece nasıl gözüktüğüne her zamankinden daha fazla özen gösterdiğine dair imalı sorularını, hiçbir sebebi olmadığı şeklinde yanıtlayıp Down Town’a (şehir merkezi) gitmek üzere bir taksi çağırmıştı.

Kulübe vardıklarında gece çoktan hızını almıştı.

Müziğin ve beklentinin neden olduğu esrik bir halde ana salonu gözleriyle hızlıca tararken adımları da aynı süratte arka bahçeye doğru ilerlemiş, Anthony’i geçen haftaki yerinde, Ben’in tam karşısında oturmuş, barmenle neşeli bir sohbet içinde bulmuştu. Bahçeye açılan kapıya sırtı hafifçe yan dönük oturan adam, bir enerji onu kendine çekiyormuşçasına yavaşça başını kadının olduğu yöne çevirmiş, göz göze geldiklerinde ikisi de aynı anda muzipçe gülümsemişlerdi.

Damla ayaklarına söz geçirebildiği ölçüde, yavaşça bara doğru ilerlemiş, “Cazadores, please Ben” (Cazadores, lütfen Ben) dediğinde Ben şaşırmış, Anthony’nin ise gülümsemesi iyice yayılmıştı yüzüne.

“You didn’t call.” (Aramadın)

“You didn’t write your surname.” (Soyadını yazmadın.)

Anthony’nin kahkahası ortamın kuvvetli müziğine rağmen bahçede çınlamıştı.

Damla, Ben’in kendisine ve Anthony’e aynı anda servis ettiği bardaklardan kendininkini yanındaki adama doğru uzatıp “Bottoms up!” (Fondip!) dediğinde Anthony meydan okumayı geri çevirmemişti.

Baş parmaklarıyla işaret parmakların arasındaki boşluğu limonla ıslatmış, ardından aynı yere bolca tuz dökmüş, önce ellerindeki tuzu yalayıp sonrasında bir dikişte içmişlerdi bardaktaki sıvıyı. Tekilanın gırtlak kesen sertliğini hızlıca rahatlatmak için ellerindeki limonu yemiş, Ben’e ikinci shot’lar için başlarıyla işaret vermiş, bu sırada genç kadın Anthony’nin yanındaki sandalyeye oturmuş ve tüm gece -tuvalet molalarını saymazsak- kalkmamıştı yerinden.

Gece, Ben’in de zaman zaman aralarına katıldığı keyifli bir sohbetle sürüp gitmiş, konular başlangıçta Damla’nın çevresinde dönmüşse de -niye buradaydı, hangi bölümde okuyordu, ne kadar süreyle Amerika’da yaşamayı planlıyordu- bu süre boyunca genç kadın tüm sorulara içtenlikle cevap vermiş, Anthony hakkında öğrenebildiği ise belgesel fotoğrafçılığı yaptığı ve yılın 11 ayını dünyanın farklı köşelerinde geçirdiği olmuştu. Geriye kalan bir ayı sonbaharın tüm tonlarının hüküm sürdüğü kendi küçük şehrinde geçirmenin ev özlemiyle baş edebilmesini sağladığını söylediğinde neredeyse üzülecekti Damla onun için. Neredeyse…

Anthony’nin koluna hafifçe vurmuş; “Cut the crap; you live a life where everyone will die for!” (Saçmalamayı kes; birçok insanın uğruna öleceği bir hayat yaşıyorsun!”) dediğinde ikisi de kahkahayla gülmüş, sohbetin geri kalanı Anthony’nin gezdiği ülkelerden anektodlarla devam etmişti.

02:00

Kapanış saatinde Fernanda, Damla’nın yanına gelip gitmeye hazır olup olmadığını sormuş; Ben, o ve diğer görevliler etrafı toparlarken Anthony’yle birlikte biraz daha barda takılmasının mahsuru olmadığını, söylemiş; Anthony de bir süre daha sohbet etmekten keyif alacağını belirtince bir an tereddüt ettiyse de sonunda Fernanda’ya henüz gitmek istemediğini açıklamıştı. Böylece Fernanda eve dönmüş, Damla barda Anthony ile sohbet etmeye devam etmişti.

Kalkmalarına yakın Anthony “Will you let me show you something really extraordinary?” (Sana gerçekten olağanüstü bir şey göstermeme izin verir misin?) diye sorduğunda Damla’nın merakı olumsuz bir cevap vermesine müsade etmemişti.

“Sure” (Elbette.)

“Well, let’s get out of here then” (Güzel. O zaman buradan çıkıyoruz.)

Genç kadın, “Ne?”, “Nereye?”, “Nasıl olur?” sorularına “Sürpriz”den başka yanıt vermeyen Anthony ile arabadaydı bir süre sonra.

*

03:00

7/11’ın önünde yolcu koltuğunda oturmuş Anthony’nin geri dönmesini beklerken “Hybrid5 araba kullanan bir adam ne kadar tehlikeli olabilir ki?” diye düşünüyordu.

Kısa bir süre sonra arabanın yanına dönen Anthony önce arka kapıyı açtı, elindekileri koltuğa bıraktı. Yerine geçip “Are you ready?” (Hazır mısın?) diye sorduğunda Damla’dan aldığı cevap “Absolutely” (“Kesinlikle”) idi.

Sadece beş dakika daha yol almışlardı ki Anthony, Museum of Natural History’nin (Tabiat Tarihi Müzesi) önünde arabayı durdurdu. Şaşkınlık içindeki Damla kinayeli bir şekilde “Are we going to visit the museum at this hour?” (Müzeyi mi gezeceğiz bu saatte?) diye sorarken cevabın evet olmasını kesinlikle beklemiyordu.

Bir seneden uzun süredir yaşadığı şehirde, bu müzeye ya da herhangi başka müzeye, değil gece gece, gündüz vakti bile gitmemişti. İçinden “Maşallah, şehirdeki tüm barları biliyorsun ama konu müzelere gelince acaba hangisinden içeri bir adım attın?” diye kendi kendini azarlıyordu.

Burada ne yapıyor olabileceklerini düşünen Damla, arabadan çoktan inmiş olan adamın peşinden kendi kapısını açıp dışarı çıktı.

“Come on, don’t look so shocked. I’m sure you will love what you see.” (Hadi ama, o kadar şok olmuş bakma. Eminim göreceklerini seveceksin.)

Sağ elinde 7/11’den aldıklarını taşıyan Anthony diğer elini Damla’ya uzattı. Sanki yıllardır sokakta el ele yürümüşlercesine güven içinde adamın parmaklarının arasına teslim etti elini genç kadın.

Müzenin girişindeki gece bekçisi gelen çifti görünce yaya giriş kapısını açtı. Anthony, adamı ismiyle selamladıktan sonra kadını demir parmaklıklı ufak kapıdan geçirip bahçenin iç kısımlarına yöneltti.

Sürprizini göstermeden önce elindekileri eve bırakmak istediğini söyleyince Damla yeni bir hayretin içinde; “Do you mean you live in the museum?” (Bu müzede yaşadığın anlamına mı geliyor?) diye sordu.

Anthony, müzede değil ama müzenin bahçesindeki evde yaşadığını, ailesinin her yıl düzenli bağışlarının ve yaptığı işin buna izin verdiğini anlattı yürüdükleri süre boyunca.

Ardından bahçenin arka kısımlarında ufakça bir villanın kapısını açıp Damla’yı içeri davet etti.

İki katlı evin alt katı, açık bir mutfak ve bir salondan oluşuyordu. Girişte solda duran kapının ya bir odaya ya da tuvalet açılıyor olabileceğini düşündü. Salonun sağ arka kısmında spiral demir bir merdiven üst kata çıkıyordu.

Anthony elindeki poşeti mutfak tezgahına bırakıp “Let me take my camera from my room. If you like the surprise and let me take your photos, I can take a few frames there” (İzninle odamdan fotoğraf makinemi alacağım. Eğer sürprizi beğenirsen ve fotoğraflarını çekmeme müsade edersen, orada bir kaç kare alabilirim) derken çoktan üst kata çıkan merdivenlere yönelmişti.

Salonun ortasında tek başına kalan Damla etrafı incelemeye başladı. Bir erkek için oldukça düzenli ve sıcak bir ortamdı. Her yer ama her yer kitaplar ve dergilerle kaplıydı fakat biraz dikkat edince obsesif bir düzen var gibi hissetti Damla. Hiçbir kitap ya da dergi rastgele konulmamış da özellikle olduğu yere yerleştirilmişti sanki.

Damla’nın etrafı daha fazla incelemesine fırsat kalmadan Anthony kamerasıyla merdivenlerde gözüktü.

“Are you aware of how beautiful you are?” (Ne kadar güzel olduğunun farkında mısın?) diyen sesi ve bu cümleleri teyit eden gözleriyle kadına bakıyordu. Duymaktan çok tüm hücreleriyle hissettiği bu iltifat karşısında Damla mahcup bir ifadeyle gülümsedi.

Anthony, genç kadının yanına geldiğinde yeniden elini tutup bahçeye yönlendirdi Damla’yı. Hiç konuşmadan bahçede el ele ilerlediler ta ki Damla gördüğü manzara karşısında şaşkınlıkla elini Anthony’nin avucundan çekene kadar.

Dev bir iskelet olağanca ihtişamıyla karşısında duruyordu.

Damla’nın hayranlıkla seyrettiği devasa kemiklerin büyük ihtimalle bir dinazora ait olduğunu düşünmüş olabileceğini söyledi Anthony. Oysa bu bir dinazora değil, günümüzde dünyada var olan en büyük canlıya ait bir iskeletti. Amerika’da tüm kemikleriyle tastamam şekilde sergilenen beş Mavi Balina iskeletinden biriydi.

Damla, mevcudiyetini tüm kudretiyle hissettiren doğanın en büyük varlığını büyülenmişcesine hareketsiz bir hayranlıkla izlerken kendisiyle aynı duygular içinde olan Anthony’nin hislerinin kaynağının balina değil de kendi varlığı olduğunun farkında değildi şüphesiz.

Kadının bir süre izlediği görüntünün keyfini çıkartmasına müsade ettikten sonra iskeletin içine girmek ister mi diye sordu Anthony. Yapılan teklifin fikrinin bile yarattığı heyecana kapılsa da anın büyüsünün kaybolacağından endişe ederek oldukça kısık bir sesle bunun yasak olup olmadığını sordu adama. Şu anda etrafta onları durduracak kimse olmadığı cevabını alınca ürkek adımlarla iskelete doğru yürümeye başladı.

Demir çubuklar üzerinde yerden yukarda duruyordu balinanın iskeleti. Baş ve gövdenin arasındaki geniş aralıktan geçip kaburgaların arasında orta bölümde durduklarında Damla bunun hayatında yaşadığı en heyecan verici anlardan biri olduğunu düşündü.

Dolunayın yalabık ışıklarının altında balina kemikleri belki de gündüz gözükeceğinden bile etkileyici ve heybetliydi. İkisinden başka kimsenin olmaması, gecenin sessizliği… Anthony’nin onu bu saate buraya getirmek istemesini şimdi daha iyi anlıyordu.

Anthony elindeki kamerayı kaldırıp izin istercesine göz kırptığında Damla başıyla onaylayıp gülümsedi. Diyafram6 ve enstantane7 ayarlarını hızlıca değiştirip vizörü8 gözüne yaklaştırdığı anda ard arda gelen deklanşör9 sesleri esrik10 bir etki yaratıyordu genç kadının üzerinde.

Kadrajın odağındaki kadının büyüsünde arka arkaya çektiği karelerin ardından bir an durdu Anthony. Kamerayı yüzünden çekti, sol omzuna astı. Hiçbir şey söylemeden sakince kadının yanına ilerledi. Damla merakla adamın bir sonraki hareketinin ne olcağını beklerken genç kadının yüzünü nazikçe avuçlarının arasına aldı. Nezaketin gittikçe yerini ihtirasa bıraktığı bir tutkuyla kadını öperken Damla ömrü boyunca bu anın üstüne çıkabilecek bir ilk öpücük olamayacağını düşünüyordu.

Ömrünün çok da uzun olmadığını bilmeden…
 

Didem Çelebi Özkan

 
 

Not:

Öyküde Mavi Balina yazan yeri tıklarsanız eğer müzede çekilmiş bir fotoğrafa ulaşacaksınız 😉
 
 

Açıklamalar:

1. Cazadores:Tekila Cazadores’in tarifi, kurucu Felix Bañuelos’un dedesi José María tarafından yaratılmıştır. Etiketteki geyik (cazadores “avcılar” anlamına gelir) José María Bañuelos’ın agav (tekila yapımında kullanılan kaktüs) tarlalarının içinden geçtiğini gördüğü vahşi geyiklerden esinlenilmiştir etiket tasarımında. ⇡⇡⇡

2. BDSM: Aşağıdakilerden herhangi birini içerebilecek belirli bir erotik davranış veya oyun tipini ifade eden bir kısaltma: Esaret ve Disiplin (B&D: Bondage and Discipline), Baskınlık ve Boyun Eğme (D&S: Dominance and Submission) ve Sadizm ve Mazoşizm (S&M: Sadism and Masochism). ⇡⇡⇡

3. Aura: Aura, Paranormal veya Tinsel anlamda kullanılan bir terim olup, canlıların bedenlerinden yayıldığı varsayılan ışınımla oluşan ve gitgide yayılan tesir kuşakları tarzında kendini gösterdiği iddia edilen elektromanyetik alana verilen ad. – Vikipedi ⇡⇡⇡

4. Freelance: Bağımsız, serbest çalışmak ⇡⇡⇡

5. Hybrid: Aracı hareket ettirmek için en az bir elektrik motorunu benzinli bir motorla birleştirir. Rejeneratif frenleme ile enerji tasarrufu sağlar. Bazen elektrik motoru bütün işi yapar, bazen gaz motoru ve bazen birlikte çalışırlar. Sonuç daha az benzin yanması ve dolayısıyla daha iyi yakıt ekonomisidir. ⇡⇡⇡

6. Diyafram: Objeden yansıyan ışınların aynanın üzerine ne yoğunlukta düşeceğini belirleyen sisteme denir. Fransızca “diaphragme” kelimesinden gelirken İngilizce “açıklık” anlamına gelir. Diyafram, ışığın yoğunluğunu ve net alan derinliğini kontrol eder. ⇡⇡⇡

7. Enstantane: Diyaframdan geçen ışınların ne kadar süreyle sensörde kalacağını kontrol eden sisteme enstantane denilmektedir. ⇡⇡⇡

8. Vizör: Fotoğrafçılıkta cismin görüntü karesinin çerçevelenmesi ve gerekli ayarların yapılmasına yarayan mercek ya da elektronik ekrana denir. ⇡⇡⇡

9. Deklanşör: Fotoğraf makinesi, kamera gibi optik aygıtlarda, fotoğraf veya film çekmek için basılan düğme. ⇡⇡⇡

10. Esrik: Alkollü içki içmiş ya da uyuşturucu almış ya da herhangi bir nedenle kendinden geçmiş olan. ⇡⇡⇡

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

21 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Kasım 2019 at 07:05

    Mavi Balina | Umarım Bu Gece Öldürülmem | Didem Çelebi Özkan

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Kasım 2019 at 07:15

     
    Didem Çelebi Özkan – Yazılar Facebook sayfasında öykünün tanıtımı ve altına gelen yorumlar:
     
    Umarım Bu Gece Öldürülmem | Didem Çelebi Özkan - Yazılar Facebook Tanıtım Metni
    White Space
    Umarım Bu Gece Öldürülmem | Didem Çelebi Özkan Facebook Tanıtım Metni
    White Space 2
    Umarım Bu Gece Öldürülmem | Didem Çelebi Özkan Facebook Yorumları | 01
    Umarım Bu Gece Öldürülmem | Didem Çelebi Özkan Facebook Yorumları | 02
    Umarım Bu Gece Öldürülmem | Didem Çelebi Özkan Facebook Yorumları | 03
    Umarım Bu Gece Öldürülmem | Didem Çelebi Özkan Yazılar Facebook Sayfası Yorumları | 01

    • Cevapla Muhammet Angin 2 Aralık 2019 at 20:51

      Türkiye şartlarında gerçekten cesurca ve özgürLüğe atılan imza…
      Kalemine, Yüreğine Sağlık….

      • Cevapla Didem Çelebi Özkan 3 Aralık 2019 at 15:03

        Ne kadar güzel, motive edici bir yorum. Çok teşekkür ederim.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Kasım 2019 at 07:30

     
    SenVeBen’in Instgram sayfasında öykünün tanıtımının altına gelen yorumlar:
     
    Umarım Bu Gece Öldürülmem |  Didem Çelebi Özkan | Instagram Yorumları | 01
    Umarım Bu Gece Öldürülmem |  Didem Çelebi Özkan | Instagram Yorumları | 02
    Umarım Bu Gece Öldürülmem |  Didem Çelebi Özkan | Instagram Yorumları | 03

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 18 Kasım 2019 at 07:41

    Harika…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Kasım 2019 at 07:44

      Yaaa canım benim 😍😍😍
       
      Çok hata var kayıtta aslında ama bir süre sonra artık işkenceye dönmüştü okumak. Yüz kere tekraralamaktan aynı cümleleri kendi öykümden nefret ettim resmen 🥵
       
      Ne yaparsam yapayım sonsuz desteğin için çok ama çok teşekkür ederim bi’ tanem 😘❤️

  • Cevapla Hazal Özkan 18 Kasım 2019 at 10:42

    Sesin, müzik ve güzel kalemin bir arada, harika olmuş Didem 😍👏🏻👏🏻👏🏻

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Kasım 2019 at 10:43

      Ayyyy canım benim, çok teşekkür ederim. Ne kadar mutlu ettin beni yorumunla. Kocaman öperim 😘😘😘

  • Cevapla Demet Uncu 18 Kasım 2019 at 12:50

    Didemciğim harika olmuş. Bir solukta okudum 😘❤

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Kasım 2019 at 12:56

      Çok teşekkürler kuzum 😘😘😘

  • Cevapla Sinem Çelebi 20 Kasım 2019 at 01:00

    Canım, hikayeni bu sefer de sesinden dinlemek çok keyifliydi 👏🏻 Tebrik ederim her zamanki gibi gene heyecanla ve zevkle okudum. Ahhh bi’ de o son cümle olmayaydı iyiydi 😉

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Kasım 2019 at 01:02

      Şu sıralar mutlu sonlara alerjim var 😝😂
       
      Öperim fıstığım 😘😘😘

  • Cevapla Atakan Balcı 20 Kasım 2019 at 12:00

    Vay canına!…
    Başka ne diyebilirim ki?
    Romanlaştırılabilecek bir öykü aynı zamanda bu.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Kasım 2019 at 12:04

      Yaaa canım benim, beğenmene çoook sevindim.
       
      Aslında öyküyü bitirirken devamı aklımdaydı. Nasıl bir yol alacağımı biliyordum. Kim bilir, belki bir gün gerçekten bir kitapta anlatırım Damla’ya ne olduğunu 😉
       
      Yorum için çok teşekkürler canım 🤗

      • Cevapla Atakan Balcı 20 Kasım 2019 at 15:09

        Bu denli kompleks duyguları bu denli başarılı bir biçimde sunmuş olman inanılmaz derecede güzel. 🙃🙂😉☀️

        • Cevapla Didem Çelebi Özkan 20 Kasım 2019 at 15:46

          Vaowwwww ne kadar onere edici bir yorum 😍😍😍 Çok çok teşekkürler canımcım 🤗❤️

  • Cevapla Beril Erem 25 Kasım 2019 at 15:31

    Merhaba, ben Tembel Teneke 🙋🏼‍♀️
     
    Daha yeni okuyup, dinleyebildim öyküyü. Canım benim müthiş olmuş, hem sesine hem kalemine sağlık. Damla sayesinde Instagram stalker’lığı nasıl yapılır öğrenmiş bulunuyorum an itibariyle 😂😂😂
     
    Epey sürükleyici, zirve noktasına getirene kadar ufak ufak ve tatlı tatlı bir hazırlık var, o çok hoşuma gitti…
     
    Ama,
     
    O şahane ilk öpücükten sonra niye ömrü uzun olmuyor Alla’sen? Yapılır mı bu bize? 😥

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 25 Kasım 2019 at 15:35

      Yaaa kadın ne güldüm yorumuna. İnsanın
      öyküleri kadar yorumları da sürükleyici olur mu 😂 Bayıldım. Çok teşekkür ederim kuzum keyifli yorumun için.
       
      Kocaman öperim 😘😘😘

  • Cevapla İrem Savas 26 Kasım 2019 at 07:31

    Günaydın diye başlayacağım çünkü saat 07:30 ve ben işe doğru ilerliyorum. Normalde arkadan şarkı sesi gelen kulaklığımda artık senin sesin geliyor. Eline, diline sağlık. Yaşar gibi oldum dinlerken 🙏🏼

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 26 Kasım 2019 at 13:16

      Fıstığım çoook teşekkürler. Beğenmene çok sevindim.
       
      Öperim güzellik 😘

    Cevap Yaz