Yıldız Tozu

Bir Kalbe Sığınmak

9 Aralık 2019

Öykü: Bir Kalbe Sığınmak | Yazan: Sıla Malik

İçinde bulunduğu sınıfa göz gezdirdi. Rahat değildi. Uzun zamandır çalıştığı bir sınavdı bu. Çaprazındaki sıraya baktı. Boştu. Sahi onu en son ne zaman görmüştü?

Önünde duran 3 sayfaya baktı. Bir haftadır gecesini gündüzüne katıp çalıştığı her şey, bu üç sayfa içindi. Çıkabilmesi için kaç dakika kaldığına bile bakmak istemedi.

Sınavı masaya bıraktıktan sonra dışarı çıkmak yerine sırasına döndü. Kalem kutusunun geniş bölmesindeki farklı boyutlarda katlanmış kağıtları çıkardı.

El yazısı kiminde çok kötüydü kiminde güzel. Kelimelere bakıyordu ancak görmeye cesaret edemiyordu. İlk cümleyi okuduğunda o zamanları hatırladı.

Birinden hoşlandığında, birine kırıldığında ya da bir şeye sevindiğinde hep böyle yapardı. Yazardı, herkese anlatmak isteyecek kadar coşkulu ama bir o kadar da korkaktı.

“Ben seni öylesine sevmiyorum ki. Bir şey olduğunda ilk sana koşmak istiyorum, varlığını hissettiğim anda içimde beliren sarılma isteğini bastıramıyorum. Seninle ilgili en ufak detayı bile öğrenmek istiyorum. Derdin olduğunda benimle paylaş, sana ortak olayım istiyorum. Sürekli seninle sohbet etmek, senin değer verdiğin ve gözlerinin aradığı ‘o’ kişi olmak istiyorum.”

Gözleri doldu. Son birkaç haftadır neredeydi bu ruh? Bedeni burada dururken neydi bu aklının ona yaptığı?

Aklına gelen yerle fırladı sırasından. Koşar adımlarla okulun arka bahçesine ilerledi.

Oradaydı.

Bir süre kopup düşen, havada süzülen yaprakları izledi. Üzülüyordu içten içe. Yine aynı heyecanla çarptı kalbi. Yavaşça aldı yerini yanında. Bir süre sessizce bekledi ikisi de. Boğazına bir düğüm yerleşse de başladı konuşmaya.

“Ben özür dilerim senden. Bana ne oldu bilmiyorum. Sadece öyle bir hâle geldim ki etrafımda olup bitenin farkında bile değilim. İnsanları kırmaya başladım, istemeden hem de. Senin ellerini tutabilmek için nice günler içim içimi yerken, şimdi yaptığıma da bir bak! Biliyorum, kızgınsın bana. Belki de kırgınsın, ilk sana gelemedim bu sefer. Kendimde kendimi anlatma cesaretini bulamadım biliyor musun? İhtimaller dünyasında kahrolduğunu sanan ben, sen beni kalbine kabul ettikten sonra apayrı bir korkuyla karşılaştım. Belki de beni uzaklaştıran şey buydu. Kendi gözümde bile yeteri kadar iyi değilken senin karşına çıkamazdım. Bugün her ne kadar o garip serüven bitmiş olsa da ben bunu nasıl telafi edebilirim inan bilmiyorum. Seni seviyorum; seni düşleyebildiğim tüm aşık hallerimden bile fazla seviyorum. Özür dilerim. Bir haftadır ruh gibi olduğum için, bana ulaşma şansı vermediğim için, suskunluğum için özür dilerim.”

Gözünden düşen damla yanağını ıslatırken sıcak bir el yavaşça sildi o yaşı. Çekinerek baktı özlediği gözlere, bir zamanlar ona böyle bakması için can attığı gözlere. Kırgınlık ya da kızgınlık yoktu o gözlerde. Aksine derin bir sevgi işliyordu içine. Saçlarını okşadı önce, ağlayışının arttığını gördüğünde ise kendine çekti onu. Şimdi özlemini duyduğu, ruhunun ilacı olan yerdeydi işte. Sıkıca sarıldı ona. Saçlarına konan öpücüklerdeki sevgiyi hissetti.

“Özür dilemene gerek yok. Ben biliyorum o gözlerdeki yorgunluğu. Sen minik kağıtlarında hep benim gelmemi diledin sana. Sen ortak olmak istedin, benim hayatıma. Ama bu oyun iki kişilik sevgilim. Her zaman iyileştiremezsin. Her defasında sen dinleyemezsin. Şimdi sıra bende. Ne zaman ihtiyacını hissetsen bu kollar seni sarmak için burada. Ancak şimdi sil gözyaşlarını, ne olur ağlama.”

O haklıydı, bu oyun iki kişilikti. Birbirlerinin hayatlarında güzellik olan iki insanın oynayabileceği en güzel oyun. Ve oyunun kurallarında paylaşmak vardı. İyiyi, kötüyü, acıyı ve güzeli. Paylaşmak ve hafiflemek. Tüm o hissedilen duygular gibi.

Sıla Malik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan