Sentez

Düş Müydü O?

6 Aralık 2019

Yazı: Düş müydü o? | Yazan: Özge Can

Kasıklarımdan bacaklarıma inen, oralardan bir tel kasa abanıp yeniden kasıklarıma çıkan bir sancı. Teker teker sayarım odaklanabilsem, tüm kaslarımın yerini. Ayak başparmağımda bir kas var mesela. O kas bacağımdan kasığıma, oradan rahmime, oradan da kalbime bağlanıyor. Sonra beynimin sol lobunun köküne gelip duruyor orada. Sancıyla karışık, ağrının merkezine oradan ulaşıyor.

Sanıyorum ki beynim, kulaklarımdan, gözlerimden, burnumdan, ağzımdan akacak. Oysa tek bir çığlıkla, boğazımdan hırıltılı bir nefesle ağrı çıkıyor. Beynim yerinde, patlamadı!

Kaç tur daha dönecek bu sancı bedenimde bilmiyorum. Kesip alsınlar içimden. Beni içimden çıkmaya zorlayan -canavar olduğundan şüphelendiğim- canlıyla bu savaşın içinde bırakmasınlar. Oysa ki yalnızım!

Ben az önce canavar mı dedim?

Aman Tanrım! Aklım da melekelerini yitiriyor galiba. Oysa elim karnımın üzerinde gezinirken ne çok şiir okudum ona. Küçücük bir zerre iken bile parmak uçlarımdaki kaslardan akıttım ona sevgimi. Şimdiyse o, taa parmak uçlarımdaki kasları zorluyor benden ayrılmak için.

Bedenim zerre zerre dökülüyor adeta. Yeniden başlıyor aynı sancılı döngü. Ne demişlerdi? Derin nefes al, bacaklarını ayır, ıkın!

Ikın, ıkın, ıkın…..

İşte o anda başı çıktı. Son bir çaba ha gayret, ha gayret…

Sonrası düş, sonrası yalan.

Bacaklarımın arasında başını gördüğüm, canımdan türemiş başka bir can, bir anlık bana ait.

Sonrası yok!

Sonrası yalan!

Sonrası hiçlik!

Kadınlık haneme yazılır mı bu doğum?

Anneliğim kime göre var ya da yok? Beşeriyetin sözlüğüne göre “anne” değilim. Fakat doğurdum ben. Canımdan bir can getirdim dünyaya, bu acımasız, kötülük dolu, boş dünyaya. Aldılar ellerimden bebeğimi. Yok, ellerimden değil, bacaklarımın arasından aldılar. Kim aldı, nereye götürdü bilmiyorum. Belki de hatırlamıyorum. Ya baygındım ya da uyuyordum. Ama doğurdum! Canımdan, etim söküle söküle doğurdum! Bir taraflarımı yırta yırta içimden çıkardım.

Ve kaybettim!

Aklımı mı?

Belki de aklımı! Evet!

Bir gün avare dolaşıyordum köhne, çirkin sokaklarda. İrin kokuyordu. Sokak lambalarına elektrik vermiyordu devlet. Öyle hırpani yerleşmişlerdi ki sokaklara; devlet de “Beter olun, bir yudum su yok size” der gibi, yok saymıştı oraları.

Oralar nereler mi?

Bilmiyorum!

Yol nereden başladı?

Yola nereden, neden düştüm bilmiyorum!

Kapı önlerinde -fotoseldi adı galiba- o ışıkların bir varmış bir yokmuş oynayıp, sarımtırak küflü aydınlıklarında görüyordum önümü.

Yaz mı, kış mı bilmiyorum!

Belki bahardır, sonbahar! En çok sonbaharda aranır ruhum. Gider, dolanır, kaybolur, yeniden gelir. İçini sarı, kızıl yaprakların damarlarında doğaya salar. Yerde, gökte, toprakta eritir. Yeniden doğar. Kışa hazırlanırken hep yeniden doğurur kendini, kendi kendinden.

Evet, evet. Emin oldum bir sonbahar gecesiydi.

Başını kara bir örtüyle dolamış kadın, kolumdan çekiştirip izbe bir aralığa sokmaya çalışıyordu beni. Kadın yalnızdı ama kalabalıktı da. Kara örtüyle sardığı başının içinde parlayan camgöbeği gözlerinden binlerce göz çağlıyordu. Kaçsam dedim, kaçamadım. Kolumdan tuttuğu ellerine, gözünden taşan binlerce bakışa teslim ettim kendimi.

Binalar arası geçiş sağlayan izbe aralıkta, onlarca çocuk gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Gri, siyah, kahve, yeşil, mavi, beyaz! Beyaz mı? O nasıl gözdü anlayamadım, göz bebeğini yitirmiş beyazlık. Oradaydı hepsi, bana bakıyorlardı. Can, ruh kalmamış çukura kaçmış onlarca çocuk gözü. Hevessiz, heyecansız bakıyorlardı sadece belki merak vardı gözlerinde.

Yerde sarılı bir bebeği aldı kadın ellerine.

Griye dönmüş beze sarılı bir bebek. Yüzünü gördüğüm an korktum. Dudakları morarmış, rengi küle dönmüş bir bebek. Gri bezin içinde, bezden daha gri, cansız kalmış bir bebek.

“Emzir bebeğini” dedi kadın. Komutla hareket etmeye kodlanmış robotik ruhum, aldım kucağıma bebeği ama korktum. Aklım terk ediyordu bedenimi. Yukarıdan el sallayarak gidiyordu; bana ihtiyacın yok der gibi.

Kucağımdaki bebeğe baktım “Cansız bu bebek, ememez ki” dedim, galiba dedim.

“Sen emzir kızım, senin canın can oldu bir kere, yine can olacak emzir” derken, göz bebeğindeki binler de çok ısrarcı olunca ikna oldum.

O izbe yerde çıkardım mememi, verdim bebeğin ağzına. O bebek var ya; o kül rengine dönmüş, mor dudaklı bebek… Aldı mememi ağzına, emdi. Emdikçe can buldu. Rengi pembeleşti, dudakları kan kırmızı oldu. Yeniden can buldu kucağımda. Çirkin, izbe, küf kokan o sokaklar, nergis kokusuna bezendi.

Bebek beni emdi, ben dünyanın güzelliklerini.

Ben kadının gözündeki binlerce gözdeki sevgiyi emdikçe, bebek de beni emdi.

Gözlerini açtı, grili bir mavilikte ışıltılar saçtı. Sokak aydınlandı. Işıklar yağdı gökten. Canımdan can verdikçe ben çoğaldım sanki. Bir damla sütüm bin oldu da evreni sardı sanki. O an anladım! Bacak aramdan çalınan bebeğimdi. Beni emdikçe çoğalıyordu o da, tamlanıyordu.

Sonra o kara örtülü, binbir gözlü kadın aldı kucağımdan bebeğimi, “Senin görevin bu kadar” dedi.

Ya benim çığlığımdan, ya da yırtılmak için o anı bekleyen gökyüzünden, bir figan koptu, yarıldı beni içine aldı.

Göğsümde bir sızı, rahmimde bir yarıkla ben kalakaldım.

İçimden çıkardığım, canımdan beslediğim bir can vardı. Aldılar elimden. Bacağımın arasından, göğsümden çekip aldılar.

Ve dünya dönmeye devam etti. Gün geceye, gece güne evrildi. Mevsimler değişti. Beni bir hiçliğin ortasında bıraktı bu arsız dünya.

Şimdi soruyorum herkese;

“Ben anne miyim? Anne isem, bebeğim nerede?”

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

10 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 6 Aralık 2019 at 11:18

    Süperdiiii 👌🏻
     
    Bana Mine Söğüt’ün o çok etkilendiğim; büyülü, hafif esrik, örselenmiş ruhları anlattığı hikayelerini hatırlattı. Çok sevdim Özgecim. Tebrikler 👏🏻

    • Cevapla Özge Can 6 Aralık 2019 at 11:54

      Teşekkür ederim canım 😍
      “Deli Kadın Hikayelerine” göz kırpan bir öykü oldu “Düş Müydü O?”
      Beğenmene sevindim canım 💙

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 6 Aralık 2019 at 12:39

    Hii çok çok cok güzeldi. Tebrikler Özgecanım..❤

    • Cevapla Özge Can 6 Aralık 2019 at 13:28

      Teşekkür ederim Gökçem 💙😘

  • Cevapla Beril Erem 6 Aralık 2019 at 13:22

    Özgecaanım, dün sana söylediğim gibi, ben de çok beğendim bu öykünü. Ve ilginçtir; bak şimdi Didem’in yorumunu görünce, bana da Mine Söğüt’ün “Naz Neden Derine Gömmedi Kedileri” öyküsünü anımsatmıştı okurken. Farklı bir örgü olmasına rağmen, kadının yalnızlığını, çaresizliğini benzeş duygularla hissettim.
     
    Eline sağlık canım👌🏼❤

    • Cevapla Özge Can 6 Aralık 2019 at 13:40

      Kadınlığın pencerelerinden bakarken, ortak duygularda dinlenmişiz 😍 Teşekkür ederim canım benim, senin de eline sağlık can editörüm 💙😘

  • Cevapla İmren Can Uçan 7 Aralık 2019 at 10:15

    Eline, yüreğine sağlık 🙏♥️

    • Cevapla Özge Can 8 Aralık 2019 at 11:27

      Teşekkür ederim canım 💙

  • Cevapla Cansuyum 24 Aralık 2019 at 11:22

    Ruhu güzelim, can yangınlarına merhem olanım, okudukça içine çeken, çektikçe derinleşen ve kendimizi bulduğumuz bir öykü olmuş.. Nefessiz okudum.
     
    Her kadın bir annedir!
     
    Yüreğine sağlık 🦋

    • Cevapla Özge Can 24 Aralık 2019 at 12:11

      Canım benim, teşekkür ederim 🙏 Kadınlığın bin bir türlü hallerinden nice güzellikler çıkar, biz de çıkartmaya uğraşacağız 💙

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan