Ay Işığı Yolcusu

En Kutsal Sanat | 3

24 Aralık 2019

Yazı: En Kutsal Sanat | 3 | Yazan: Atakan Balcı

Bilim, sanat ve felsefe değil bu yazı dizisinin ana konusu. Ayırdına varılabileceği gibi, bu üç büyük değerden çok, bu üç büyük değerin üzerinde yetişeceği topraktan söz ettim, ediyorum. Cahillik, cahil bırakılmışlık ve özellikle de İlber Ortaylı’nın “asıl tehlikeli olan” diyerek söz ettiği “yarı cahillik” ve bu yığını kolaylıkla yönlendirenler tarih boyunca insanlığa ve tüm dünyaya çok büyük kötülükler etmişlerdir. Daha önce de sözünü ettiğim gibi, ülkemiz de bu durumun dışında kalmamıştır ne yazık ki.

12 Eylül’den ibaret değil ve o tarihte başlamadı toplumumuzun yükselişini bereketlendirecek toprağı kaldırıp yerine cahilliğin kötücüllüğünü bırakma uğraşı. Ulu Önder Atatürk’ün bu konuyu da içeren bir sözünden kısa bir bölüme göz atalım:

“Bu ülkenin gerçek sahibi ve toplumumuzun temel öğesi köylüdür. İşte bu köylü bugüne dek eğitimden yoksun bırakılmıştır. Öyleyse bizim izleyeceğimiz eğitim siyasetinin temeli önce cehaleti yok etmektir.”

Çok büyük atılımlar yapıldı o dönemde bu alanda, gerçek düşmanın ne olduğu biliniyordu çünkü ve bu konuda önü açılması gerekenlerin kimler olduğu da öyle. Halkevleri kuruldu, inanılmaz bir tür eğitimle toplumun hemen her kesimine ulaştı halkevleri. Yeterli görmedi bunu kurucu us, Köy Enstitüleri düşüncesi oluştu. Bu düşüncenin uygulamaya geçtiğini görmeye Ulu Önder’in ömrü yetmedi.

Köy Enstitülerinde öğrencilerin gördükleri eğitim, bugünün en iyi eğitim yönteminin uygulandığı ülke kabul edilen Finlandiya’nın bugünkü düzeyiyle bile yarışır düzeydeydi. Sonraki yıllarda Köy Enstitülerinin başına gelenleri ise sanırım herkes biliyor. Bilmeyenler için ise, bugün Köy Enstitülerinin var olmaması durumu yeterince açıklıyordur sanırım.

Nedir bu en büyük düşmanı, bu denli güçlü görünen ve tarih boyunca insanlığa, canlı yaşama yıkımdan başka bir şey getirmeyen kötücüllüğü yenecek olan güç. Evet, tüm dünyanın başına bela olmuştur bu karanlık “cahillik aşığı” güçler ve cehaletin karanlığı. Örneğin, İncil’i İngilizceye çevirmek isteyen William Tyndale, bildiğim kadarıyla, İngiltere’de engellendiği için Almanya’ya gitmiş ve halk kutsal olarak gördüğü kitabı kendi dilinde ve anlayarak okusun diye orada İncil’i İngilizce’ye çevirmiştir. 1525 yılında bu çeviriyi yayımlayan Tyndale, tam Tora’nın (Tevrat) çevirisine başlayacakken dinsel bir mahkemede yargılanarak 1536 yılında yakılarak idam edilmiştir. Bu, batıda da tek örnek değil elbette ya da dünyanın geri kalanında.

Neden bu denli kötü ve tehlikeli görüyorum, savaştan da mı kötü bu cahillik? Bir tek benim abartıda bulunmamdan mı ibaret bu durum? Ulu Önder şöyle diyor bu tehlike konusunda:

“En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.”

Bu sözü söyleyenin dünyanın en önemli ve en değerli savaşçılarından biri olması, yaşamı boyunca 4000’e yakın kitap okuduğu kesin olarak bilinen biri olması, durumun önemini ve ciddiliğini yeterince gözler önüne seriyordur bana göre.

Peki ne yapmak gerekir bu büyük savaşta? Bu savaşta en ön cephede savaşanlar kimlerse onlara en büyük desteği vermek gerekir örneğin, ki Ulu Önder tam olarak da böyle yapmıştır. Bilim, sanat ve felsefenin yetişeceği ortamın bakıcısı, sağlayıcısı, koruyucusu, geliştiricisi ve belki de “savaşçısı” diyebileceğimiz bireylerin yaptığı iş, bizim kültürümüzde, 12 Eylül’ün başlatıp bugünlere ulaştırdığı ortam ve karanlık düşünsellik öncesinde, hiçbir zaman bir “meslek” olarak görülmemiştir. O “kutsal bir uğraşı”dır, para için yapılacak ya da “profesyonel bir bakış açısı”yla üzerinde durulacak bir meslek değildir. Profesyonelliğin de, paranın da, meslek olmanın da ötesindedir ve bu uğraşının içinde olanlar arasında, bizim ülkemizde, bunun örneği her zaman fazlasıyla olmuştur.

Yanıt açık aslında artık ama bu kutsal uğraşının savaşçılarının kimler olduğunu Ulu Önder’in bir sözüyle dile getirelim ve uğraşın adı da ortaya çıkmış olsun böylelikle tamamen:

“Toplumun düşmanı cehalet, cehaletin düşmanı öğretmenlerdir.”

Öğretmenler insandır, iyi veya kötü, çok zor bir uğraşın içindedirler. Öğretmenlik kutsaldır, kutsallığının bilincinde olarak bu uğraşı verenler, çok daha ağır bir sorumluluk içinde duyarlar kendilerini. Bu duyarlılığa sahip olan öğretmenlerin görülmediği, kötülendiği, cezalandırıldığı ve kesinlikle bu duyarlılıkla hiçbir ilişkisi olmayanların el üstünde tutulduğu ve saçtıkları zehirler, ettikleri kötülükler konusunda korunduğu ülkeler var ne yazık ki dünyamızda. Eğitimin kötücüllerin eline düştüğü bu ülkeler, dünya için tehlike yaratacak kötücüllük için ve adına büyük bir bereket (!!) kaynağıdır. Kendi adıma, bakanımız Ziya Selçuk için umut taşıyorum en başından beri ve hâlâ sürüyor bu umudum. Güzel günler göreceğiz, umutla!…

Sevi ve ışık ile!…

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 24 Aralık 2019 at 16:15

    Atakancım, bu yazı dizisini üç bölümü de harikaydı ama bunu ayrı sevdim. Net, sade bir anlatımla hedefi 12’den vuruyor. Tebrik ederim canım 👌🏻

  • Cevapla Atakan Balcı 24 Aralık 2019 at 22:05

    Ehh, adını koyduktan sonra daha netleşebiliyor kolaylıkla!… 🙂 Son yıllarda iyice artan biçimde eğitimin önünde engel oluşturmaya başladı öğretmen düşmanlığı, yazmak şart olmuştu.
     
    Teşekkürler 🙂

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan