Satır Arası

Kişisel Bütünlük

20 Aralık 2019

Yazı: Kişisel Bütünlük | Yazan: Nalan Erpolat

Toplumumuzda dilimize çok yerleşmiş, kişilik analizi içerikli birkaç kelime kalıbı vardır.

“Özü-sözü bir olmak”
“İçi-dışı bir olmak”
“Kalbindeki dilinde olmak”
“Net bir insan olmak”

Bu cümleler, kişiliğin güzel olduğunu vurgular, elbette patavatsızlık sınırına gelmediği sürece. Bu söylemlerin psikolojik olarak tam karşılığı, Türkçe’ye Doğan Cüceloğlu öncülüğü
İle kazandırılmıştır. Bu da “kişisel bütünlüktür’.

Bütün Kişilik

Kişinin tam ve bütün olması, ilk önce aksi mümkün olmayan bir kavram gibi düşünülebilir ama mümkündür.

Bazen yüz gülerken, gözler ağlar; dil söylerken gönül hissetmez. Bazen insanın içinden avazı çıktığı kadar bağırmak gelir ama bağıramaz: o an sessiz sakin orada oturmak zorundadır. İçinde fırtınalar kopar insanın kimi zaman ama “Nasılsın?” sorusuna “İyiyim” cevabını verir çünkü çevresinin tepkileri ışığında, hiçbir zaman iyi olmama şansı yok zanneder.

Hepimizin her zaman başına gelebilecek durumlardır bunlar. Toplumsal olarak bazen bunlara mecbur kalınabilir fakat durumun üstesinden gelebilmek, mümkün olduğu kadar kişisel bütünlüğü koruyabilmek, her bireyin kendi hayatına karşı sorumluluğudur.

Bazen kendinden beklenenlere “Hayır” demek ister insan ama diyemez. Sanki karşısındaki üzülecek, kırılacakmış gibi gelir; özellikle hayat gayesini çevresini mutlu etmek olarak gören insanlar, onları mutlu etmek için kendilerinden vazgeçerler.

Kişisel bütünlüğünden vazgeçerek yaşayan insanlar, mutlu olamazlar, hep stresle yaşarlar. Zamanla, mutlu insanları gördükçe, hayatta istediklerini yapabilen ve söyleyebilen insanlarla tanıştıkça, içten içe öfkelenirler. Dışarıya aksettirilemeyen her duygu, çoğaldıkça, biriktikçe bir yerlerden patlak verir. Mutlu ederek mutlu olmak için çıkılan yol, mutsuz ve huzursuz bir çıkmaz sokakta biter.

Çocuk ve Kişisel Bütünlük

Kişisel bütünlüğün en iyi örneği çocuklardır. Tüm samimiyetleri ile her hissettiklerini yaşayan ve yansıtan bütünlük içerisindeki insanlar, duyguları özgür bırakılmış olan çocuklardır. Zamanla uslu olmak için herkesin sözünü dinlemek durumunda bıraktırıldıkça, sevilmek için her şeyi kabul etmesi gerektiği konusunda düşündürüldükçe, hiçbir şeye itiraz etmemeye odaklı yetiştirildikçe, bu bütünlüğü de kaybetmeye başlarlar.

Kişisel bütünlüklerini kaybetmemeleri için, çocukların oldukları gibi kabul görmeye ve her şartta sevilmeye ihtiyaçları vardır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken çok ince bir ayrım var. Kişisel bütünlüğü korumak “Çocuk her istediğini her yerde söylesin, her istediğini yapsın veya yaptırsın” önergesiyle olmaz. Çocukların istedikleri göz önünde bulundurulmalı, isteklerinin anlaşıldığı kendilerine hissettirilmelidir fakat bu isteklerin hayata geçmesinin mümkün olmadığı durumlar, sebepleri ve muhtemel sonuçları ile çocuklara açıklanmalıdır. Doğru davranış, uygun bir dille çocuğa aktarılırsa, çocuk doğruyu içselleştirir. İçselleştirdiği bu doğruları dile getirebilip bunlara uygun davrandıkça da kişisel bütünlüğünü hiç kaybetmez.

İnsanın, hayatta olduğu gibi var olabilmesi; kendi düşünceleri, kendi benliği ile yaşayabilmesi tam anlamıyla kişisel bütünlüktür. Bu da farkındalık, sevgi ve sabırla kazanılır; kazandırılır.

Nalan Erpolat

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan