Akıl Tutulması

Söz Bipolarların | 2

20 Aralık 2019

Kadın | 29 yaşında | Evli ve 1 çocuk sahibi | Hemşire

“19 yaşında yardıma ihtiyaç duyacak kadar şiddetli bir depresyon yaşadım. Hastalığımı ise 20 yaşımda, evlendiğimde öğrendim. Geçmişimde de depresyon vardı aslında. Ne zaman hayatım değişse böyle şeyler ortaya çıkıyor. Defalarca depresyon atlatmış olduğumu hastalığıma teşhis koyulunca fark ettim. Ailem o dönemlerde destekçimdi. Onlar olmadığı anda kötüye gittim.

Evliliğin ilk yılları zaten hep zordur. Biz de bir takım sorunlar yaşıyorduk. Depresyon ilaçları kullanırken, hemşire olduğum için mani yaşadığımı kendim anladım. Acile geldik ve ‘Ben manideyim, bana yardım edin’ dedim.

Bipolar olduğumu ilk öğrendiğimde ne yapacağımı bilemedim, dünyam başıma yıkıldı. ‘Bundan sonra iflah olmam, hayatım boyunca ilaç kullanacağım, hiç mutlu olamayacağım’ diye düşündüm.

Eşimle beraberdik. İlk duyduğunda o da şaşırdı, ne yapacağını bilemedi. Uykularımın düzenli olması çok önemliydi, o bu konuda bana destek oldu.

Daha sonra hamileliğe kadar düzenli yaşadım ve çok sorun yaşamadık. Hamile kalınca ilacı bırakacağım ve bu hastalığı yeneceğim diye düşünüyordum. …..’de hamile kaldım.

Hamile kalınca atak geldi. Ramazan ayıydı oruç tutmak istedim. Uyku düzenim de bozulunca atak geçirdim ve kendimi hastanede buldum. İlaç kullanmak zorunda da kaldım. Ancak sonra araştırdık ve bebeğe zararı olmayacağını öğrendik.

Hamileliğin 2’inci ayında ikili taramada bebeğimde down sendromu olabileceği söylendi, bebeğimi almayı teklif ettiler. Ağlayarak eve gittim, eşimden destek beklerken bir de ondan darbe yedim. Elini uzatsa, omzuma koysa yetecekti ama farklı bir yol denedi. Yine de şu anda sağlıklı bir oğlum var, ona kavuştum ve çok mutluyum.

İlk teşhis koyulduğunda yoğun bakımda çalışıyordum. Bipolar tanısı koyulunca doktor olan şefim beni istemedi. Sonra başka bir bölüme beni yönlendirdiler, oradaki şefim bir kere ‘Eşin hastalığını bilse seninle evlenmezdi’ dedi. Yine iş yerinde bir arkadaşımın ‘O deli, raporu var’ dediğini duydum hamileyken ve bu beni çok üzdü. Eğer devlet memuru olmasaydım işsiz kalmıştım diye düşündüm.

Tıp doktoru bile beni istemedi.

Kanser hastasına insanlar nasıl yardım etmek istiyor, elini uzatıp şefkat göstermek istiyor, benim de ruhum bazı dönemlerde kanser oluyor.

Biz buraya gelmek için 1 günümüzü harcıyoruz çoğu zaman ama özel sektörde çalışan insan bunu her zaman yapamaz. Her zaman insanlara söylemiyorum, psikiyatrik sorun yaşayan insanlara özellikle destek olmak için söylüyorum. Ama ne kadar anladıklarını bilemiyorum. Annem bile hâlâ benim hastalığımın kendi kendime uydurduğum bir şey olduğunu zannediyor.”

Kadın | 42 yaşında | Bekar | Öğretmen

“Ben hastalığımı öğrendiğimde çok mutlu oldum. Çünkü başıma gelenleri anlamlandıramıyordum.

Üniversite 3’üncü sınıfta hiç durmadan uyumaya başlamıştım, annem final zamanı sınava girmem için yataktan iterek kaldırıyordu. Sonra hiç uyumadığım, çok enerjik olduğum bir döneme girdim. Birkaç defa bu aşırı uyku ile hiç uyumama durumum tekrar etti.

Depresif olduğum dönemde sela okununca çok üzülüyordum ve kendi kendime ‘Bu sela neden benim için okunmuyor’ diye düşünüyordum.

Defalarca depresyona girdim bu şekilde.

İlk doktora gitmem ise çok enteresan bir şekilde oldu. 20 yıl önce ayakkabıcıda alışveriş yapıyordum. Oradaki bir beyefendi ayakkabıcıya ‘Bu bayan daha önce geldi mi?’ diye sormuş. Ayakkabıcı da beni tanımış ve ‘Evet geldi. Ama geçen sefer bir arkadaşıyla gelmişti ve sessiz, sakindi. Hiçbir şey almadan çıktı’ demiş. Daha sonra bana dönüp belirtileri sordu. Yaşadıklarımı bana anlatıyordu. Sonra bana ‘Senin hastalığın var’ dedi ve resmen zorla, cebren ve hile ile beni doktora götürdü. İyi ki de götürmüş.

Depresyon dönemlerinde fiziksel bir acı çekmiyordum tabii ki ama ruhum acıyordu. Ruh acır mı?

Evet, ruh acır.

Sadece ölmek istiyordum bir neden olmaksızın. Param var, pulum var, ailem var, işim var ama bana sorsanız hiçbir şeyim yok. Elime milyarları verseniz, gidip şuradan bir pantolon al deseniz alamayacak durumdaydım. Okula gidip, eve geliyordum ve kimseyle sohbet etmiyordum. İnsanların birbirleriyle gülüşmeleri bile beni çileden çıkarıyordu. Halbuki ben saçma sapan esprilere bile gülen bir insanımdır.

Bir de mani dönemi var.

O dönemde ise dünyanın en mutlu insanı oluyorsun. En azından kendi adıma öyle. Habire para harcayayım, gezeyim, tozayım istiyorum. Mutlu, mesut, bahtiyar bir insan oluyorum. Sadece sinirlenmememiz gerekiyor. O anlarda gözümüz annemizi bile görmez olabiliyor. Geçmişte yaşadığımız ne varsa bunlar aklımıza geliyor. Ama çok para harcamak istiyoruz ve aileyle sorun çıkıyor haliyle.

Kardeşimde de var aynı hastalık. Allahtan aynı anda hiç mani ve depresif olmadık. Aslında hastalığımı seviyorum. Depresyonu sevemem ama manilerimi seviyorum. Hafif bir mani olduğumda dünyanın en mutlu insanı oluyorum.

Depresyonda dünyanın en mutsuz insanıyken, öldüm, bittim derken birden yeniden doğmuş gibi oluyorum. Kaç kişi banyo yaptım diye şükreder ama depresyondayken banyo yapmanın çok zor geldiği zamanlar olmuştu.O acıları çektik ki kıymetini biliyoruz. Nefes alırken ızdırap çekmiyorum mesela. Şimdi çok şükür diyorum.”

Kadın | 19 yaşında | Bekar

“Aradan yıllar geçti ama hayata karşı şaşkın ve anlamsız bakışım olduğu gibi duruyor. Bir de annemin korumacı tutuşu değişmeyen şeylerden. Karede babamı göremiyorum, zaten o günden bu güne objektifime çok nadir girdi. Ne yazık ki varlığını pek hissedemedim. Savunma içgüdüm ve kırılgan oluşum belki de bundandır.

Bir şeyler oluyor, arka plan sürekli değişiyor. Hayatıma kıyısından köşesinden yeni kişiler dahil oluyor, sonra gidiyorlar. Bana hüzün, mutsuzluk, karamsarlık gibi pek de hoş olmayan armağanlar bırakıyorlar. Yer yer yaşama arzumu yitirdiğim bile oluyor, sonra annişko için toparlanmam gerektiğini fark ediyorum.

Doğa Abla’da yürüyüşe çıkıyorum, çiçek kokluyorum, yağmuru izliyorum, kedi gıdısı okşuyorum, karda yürürken çıkan sesi dinliyorum. Ender kişinin keşfettiği şaşaasız dünya nimetleri beni iç huzura kavuşturuyor.

Hayatımda ‘iki ayaklı’ canlı istiyor muyum bilinmez. Olacaksa da pembe tüyleri, kanatları, tek boynuzu filan olsun. Onun içtiği sudan içen bir daha ölmek istemesin. Evrene inansın, hümanist olsun, hayvanları sevsin, kısık sesle konuşsun.

Tabii bunlar biraz ütopya. Asıl ihtiyaç duyduğum şey art niyetsiz saf sevgi.

Tıpkı yukarıdaki kırmızı yelekli bebişin ihtiyaç duyduğu gibi.

Ha bir de intihar lazım.

Garson Bey, siparişim gecikti; bir adet ölüm alabilir miyim?

Acısız lütfen.”

* Yazı dizisinin birinci bölümü için 👉🏻 Söz Bipolarların | 1
* Dizinin üçüncü bölümü için 👉🏻 Söz Bipolarların | 3

İlhan Vardar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan