Portakal Çiçeği

10 Yıl

6 Ocak 2020

Yazı: 10 Yıl | Yazan: Sıla MalikKimse bize hayatımızın en hızlı ve çabuk geçecek olan 10 yıllık dilimine girdiğimizi söylememişti. En azından girişte bir bilgilendirme, bir broşür veya danışmanlık hizmeti olmalıydı. Bize çocukluktan çıktığımızı sağ olsunlar söylemişlerdi ancak hepsi bu kadardı. Gerisini bir şekilde öğrenir, insan düşe kalka büyür, deneyimler tavsiyelerden daha etkilidir diye diye arenanın ortasına bir yem gibi atılmıştık adeta. Anlayamadığımız tek nokta; deneyimler daha işe yarar bir öğrenme yoluysa tavsiye denilen olgunun geçerliliğini kimler neden ve niçin kabul etmişlerdi?

Tabii ki bu soruyu hiçbir zaman ciddi ciddi soramadık. Çünkü vaktimiz ve imkânımız olmadı. Zira bu 10 yıl içinde bambaşka biri olacaktık, bu da mental ve fiziksel olarak zaten bizi yeterince meşgul edecekti.

Büyümenin güzel bir şey olduğunu zannetmemizi sağlayan o televizyon dizilerine asla benzemeyen hayatlarımızla, karışmış zihinlerimiz ve düşe kalka edindiğimiz deneyimlerimizin bir bütünüydü bu 10 yıl.

Bakın, hayatımızın ilk 10 yılı her açıdan güzeldi. Çünkü sorumluluklarımız çok minimaldi, boş bir beyin ve müthiş bir merakla dünya bizim için keşfedilmesi muazzam bir yerdi. Ve tek sıkıntımız belki de ev ödevlerimiz, mahallede topuyla oynatmayan gıcık komşu çocukları ya da oyun kollarından birinin hep bozuk olmasıydı.

İkinci 10 yıllık dönemde inişler ve çıkışlar başladı. Evet, ergenlik, hayatımızda yaşayabileceğimiz tüm duygu-durum değişikliklerinin ilkiyle tanıştığımız o kaçınılmaz dönem. Ailelerimiz “Ne oldu acaba bu çocuğa? Böyle değildi bizim yavrumuz aaa” ile “Dönemsel geçişte çocuk, hassastır anlayışlı olmak lazım” arasında mekik dokurken bizlerin onların sınırlarını iyiden iyiye zorladığımız dönem.

Bu iki 10 yıllık periyot sürecindeki sıfatlarımıza bakalım:

Bebek, çocuk, ergen, sınav öğrencisi, liseli vb.

Bakın bu iki 10 yıllık süreçte de bizim üstümüzdeki stres de sorumluluk da belli.

Ancak iş 20 ile 30 yaş arasında neden bu kadar hızlı değişti? Onu anlayamadık. Bir anda kendimizi hayatımızın en az 30 yıllık bölümünü o alanda çalışarak geçireceğimiz mesleğimize karar verirken bulduk. Ve ne yazık ki daha sadece 18 yaşında gencecik birer birey olduğumuzdan doğru karar verip vermediğimiz konusunda sıkışıp kalanlarımız, hayatın her zaman aynı kolaylıkta olacağını zanneden masumlarımız ve asla gerekli özeni göstermeyenlerimiz azımsanamayacak kadar fazlaydı.

Bu dönemde yepyeni bir sıfat kazandık: stajyer.

Başta fiyakalı veya havalı görünebilir fakat işi öğrenelim diye gittiğimiz yerlerde hunharca iş gücümüzün ve genç enerjimizin sömürüldüğü güzel uygulamalar bütünü eşittir stajyerlik.

Bu deneyi de hayatta kalarak atlattıktan sonra gelen olası sıfatlar:

Mezun, psikolog, mühendis, avukat, doktor, dişçi vb.

Ancak bu çok kritik sıfat alımında çok ince bir nokta var. Alınması günümüzde oldukça muhtemel bir sıfat: üniversite mezunu işsiz.

Daha üçüncü 10 yıllık dönemimizin yarısında hayatımızın önemli sıfatlarını edindik. Şanslı olanlarımız işe başladı ancak sıfatlar birer rozet gibi yakamıza asılmaya devam etti. Ancak bizim asıl merak ettiğimiz bu rozetlerin kaçından gerçekten gurur duyarak bahsedecektik? Adımızın önüne hangisini getirmekten çekinmeyecektik?
İş dünyasının basamaklarını hızlı çıkanlarımız bölüm şefi, genel müdür yardımcısı, genel müdür gibi gibi birçok sıfat daha astılar boyunlarına.

Birkaç yıl içinde işlerin rengi daha da değişti. Bizler birinin sevgilisi, nişanlısı ardından eşi olduk. Sırasıyla üç sıfat daha ekledik listeye. Bu da bizim için garipti.

Tamamen tercihimize kalmış şekilde de olsa birinin hayatındaki önemli kişilerden olma yoluna girmiştik. Birini sıfırdan tanıyabilir ve onu ailemiz yapma, onunla sıfırdan aile kurumunu inşa etme gibi hiç gelmeyecek zamanlarda yapacağımızı düşündüğümüz şeyleri yapabilirdik.

Çok fazla insan tanıdık, kimileri iyiydi bizim için kimileri ise başkalarıyla daha iyi olurdu her zaman için. İnsanlar her türden ve huydanmış, bunu öğrendik.

Ardından bir diğer sıfatı üstlendi bazılarımız:

Anne/baba.

Dünyadaki amacını ve yerini algılamayı başarabilenlerimiz bu hayata bambaşka bir yaşam getirme cesaretine sahip oldular. Ve bu inanılmaz şekilde büyümüş hissettirdi bize. Anne/baba olmayı seçmesek bile her ne kadar genciz desek de birilerinin amca/dayısı, halası/teyzesiydik.

Geri dönülmez yoldaydık anlayacağınız. Bir anda büyümüş ve kendimize bir yer edinmiştik bu hayat denilen kabarede. Ve hepimiz kaldırdık gecenin son kadehini hayatımızın en hızlı 10 yılının şerefine.

Şerefe.

Sıla Malik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan