Naftalin

Aynalı Günaydın

21 Ocak 2020

Yazı: Aynalı Günaydın | Yazan: Gökçe Çiçek Gönülaçar

O zamanlar çalışmak da yollar da pek keyifliydi. Elimizde bu telefonlar, tabletler yoktu. Gözünün içine baka baka konuşulurdu insanların. İlişkiler samimiydi. Ne kadar depresyondayız desek de, bunalıma izin vermeyen arkadaşlarımız vardı. Her sabah “Günaydınııın” diye şakıyan bir sesle başlardım güne. Sonraları bu “Günaydın”ı bir papağana öğretecekti aynı cilveyle. Benim iş arkadaşım ve yakın arkadaşımdı kendisi. Ama onun bir sürü yakın arkadaşları daha vardı. Farklı formlarda olan.

Bana günaydın demeden önce evdekiyle zaten çoktan görüşmüş olurdu. Yola çıkarken ben şoförsem, kendi el aynasını, eğer şoför olan oysa dikiz aynasını ve güneşlik aynasını da bir kez açıp, onlarla da selamlaşırdı. Günün farklı saatlerinde, ruj sürme bahanesiyle çok sık sohbet ettiklerini de bilirim.

Onun arkadaşlarıyla ben o zaman pekiyi anlaşamazdım.

Çünkü ruj sürmezdim. Taşırırdım. Rimel ve göz kalemi gözümü kaşındırırdı. Benim için ayna, arabadaysak arkanı sağını solunu kollamak demekti.

Evdekini de sevmezdim.

El aynam da yoktu.

Ama deniz kabuklarından koca bir giriş aynası yapıp hediye etmişliğim de olmuştu.

İşimizin gereği, dışımızın güzel görünmesi gerekliydi. “Dış da önemli ama iç daha önemli” demeye başladığım yıllardı (hâlâ da aynı).

Bağıra çağıra şarkı söyleyip kahkaha atarak virajları dönerken, kaplumbağaları ezmemeye uğraşıp, yol kenarı tarlalarından papatyalar toplarken, habire âşık olup radyodan şarkılar tutarken, biz çok iyi arkadaşız sanırken…

İşte o aramızdaki gizli şahıslar… O aynalar…

Kıskanç yapım ortada. Hiç de saklamadım doğrusu.

Eskimeyen Hediye

Arkadaşım baktı olmayacak, bir 6 Kasım günü bana bu minicik el yapması aynayı hediye etti. Verirken kullanma kılavuzunu da anlatıp “Sevin artık birbirinizi“ dedi.

Birileri bana tuhaf tuhaf baktığında, “Suratımda bir şey mi var? Burnumdan o malum şey mi aktı? Ay göz makyajım mı bulaştı?” seklinde çok kullandım kendisini. Kendimi de sevmeye uğraşarak tabi.

Sonra bir şeyler, bir şeyler oldu. İş değiştirdi. Belki değiştirdiği işte daha mutlu oldu. Hep görüştük. Yeni arkadaşlar edindik. Ve büyüdük. Ağır yaşam sınavlarımızdan geçtik.

Ne olduysa oldu da…

O minik el aynası ortalıklardan kayboldu.

Ne olduysa oldu. Daha iyi anlaştığımızı düşündüğümüz başka arkadaşlarımız oldu.

Sonra buldum onu. Atmaya kıyamadığım eski bir çantanın içinde.

Aynanın kırılmadığına yemin edebilirim. Çünkü şu an elimde. Ama ayna mıydı sebep; kırıldı da kayboldu? Yedi sene mi uğursuzluk oldu?

Kırıldık, küstük işte.

Bir küslük devresinin sonunda bir akşam telefonum çaldı. Tam da uyumaya yakınken.

“Geliyorum seni alabilir miyim biraz?” dedi.

Kızsam da, kırılsam da hiç kıyamazdım ki.

Pijamalarımla çıktım. Arabasına bindim. Güzel gözleri ağlamaktan şişmiş, burnunu çeke çeke dikiz aynasını kendine cevirdi.

“Kendimi tanıyamıyorum artık Gökçe” dedi. “Yanlışların içinde boğuluyorum.”

Bir kasa biranın yarısını içmiş ama kafası aynası kadar net.

Anlattı anlattı…

Hep kaldığımız yerden gene gene başlardık. Ama o zamanlar olmadı. Öyle gerekliydi belki de.

Şimdi elimdeki şu küçük şeye bakıyorum da arkadaşım ne kadar merak etmiş kendini o zamanlar? Oysa ki, hiç içe dönük düşünmez sanıyordum ben onu. Ve bu değerli hediyeye baktıkça diyorum ki ne kadar uzun aramışız kendimizi? Ne kadar ağır olmuş yaşam dersleri?

Günaydın Şarkısı

Şimdi başka bir şehirde. Aşık. Evli. Sanıyorum ki mutlu. Hep olsun. Çok mutlu olsun. Ben elimdeki şu minicik şeyle konuşuyorum şimdi. Sır saklamıyor. Ne varsa bende onu gösteriyor. Sözünü esirgemiyor, Görmüş geçirmiş “eski bir dost” gibi.

Ben de bakıyorum ona, çok olmuş barışalı. Hem kendimle hem de onunla. Eminim ki her sabah bir günaydın şarkısı buluyordur söyleyecek. Yine cilveli cilveli şakıyarak… Ayna arkadaşlarına bir selam çakarak başlıyordur güne.

Çok şey öğretir arkadaşlar. Arkalarında olamasak da arkamızda olmasalar da. Kendini sevmeyi öğretirler zamanla. Ve doğru zaman geldiğinde aynaya doğrudan bakmayı da.

Gökçe Çiçek Gönülaçar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 21 Ocak 2020 at 13:24

    Hayatımıza giren herkesin belli bir yolculuk süresi olduğunu düşünüyorum. Kimileri bizimle yolun sonuna kadar gidici, kimileri de birkaç durak eşlik ediyor; lakin sohbetleri acı veya tatlı muhakkak bir ders veriyor. Yol elbette ki hoş sohbetli bir yarenle çok daha keyifli 😉
     
    Yazının konusu da anlatımda kullandığın metaforlar da harikaydı Gökçecim. Aklına, ruhuna, kalemine sağlık 😘

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 21 Ocak 2020 at 18:48

    Gerçekten çok teşekkür ederim. Upuzun yolculuklarda en iyi yarenler olmak dileğiyle..

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan