Akıl Tutulması

Bipolar Günceler | Mektup 1.2

31 Ocak 2020

Yazı: Bipolar Günceler | Mektup 1.2 | Yazan: İlhan Vardar

Bipolar yaşamları daha derinden hissedeceğimiz, bipolar ve bipolar yakınlarından (adları bende saklı) gelen mektupları paylaştığım “Bipolar Günceler” yazı dizisine geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Mektup 1.2

“Boşandıktan sonra bir de dul olmak derdi ile baş etmek zorundasınız. Lanet olasıca ülkemde dul olmamalısınız.

Çocukluğundan beri seni tanıyan, başını okşayan bakkal amcanın bile bakışları değişir. Hele hele saatlerce oturup dertleştiğin komşu teyzenin kocası ile bir yerde karşılaşıp hal hatır sordun mu hemen damgalanıverirsin.

Ailenin evine dönmüşsündür. Hem de dul olarak. Yeri gelir en yakınların, yeğenlerin bile orospu diye aşağılamaya çalışırlar. Ailen daha büyük baskı uygulamaya başlar. Bekar biriyle evlenemezsin. Yaşlı ve dul biri ile evlenmek zorundasın. Evlenmek ne kelime.

Fikirlerim aileme bile uçuk geliyor. Bazen o kadar sinirli oluyorum ki etrafımdaki her şeyi kırıp dökmek istiyorum. Bu durumlarda bir caniye dönüşüyorum çevreme göre. Ailemin huzursuzluğu, tepkileri çok aşırı olduğu için tamamen kontrolden çıkıyorum. Alıp başımı gitmek, kaçmak bir çözüm benim için sanki. Ya da alkol almak. Dünya umurumda olmuyor. Kaçıyorum da ailemden uzak şehirlere. Çocuklarımdan uzaklara.

En büyük acı da namus bekçisi kesilen ailen onlardan uzak oldun mu çok mutludur. Ne yapıyorum, kimleyim, çalışıyor muyum, param var mı sorgulamalarına girmezler bile. Ama kaçmak da çözüm olmuyor bu kez pişmanlıkla kör bir kuyuya düşmüş gibi hissediyorum kendimi. Boğuluyorum sanki. Her şeyin sona erdiğini düşünüyorum. Ölüm benim için kurtuluş gibi. Aşırı duygusal bir yük. Yer değiştiren bir kum üzerinde durmaya çalışmak gibi. Acılar içinde kıvranıyorum.

Ne yaşadığımı kimse anlamıyor.

Çalışırken sürekli beni ilgilendirmese de her işe burnumu sokuyorum. Bazen patronlar bunu performansıma veriyor ama genelde problemler ve işten ayrılma ile sonuçlanıyor.

Acı olan yaşadıklarımın benim karakterimi yansıtmaması. Bu yıldırıcı iniş çıkışlar nedeniyle hayvansal içgüdüyle hareket edebiliyordum. Kaçmalar bir yere kadar. Yine kürkçü dükkanına dönmeler. Yine başa dönmeler.

Dışarı çıksam suç, evde alkol alsam suç. Sürekli kavga ve didişme. Hiç yapmadığım şeyler de yapıyordum. Sonunu düşünmeden anlık kararlar veriyordum.

Çocuklarımın yanına gitmem bile suçtu. Çünkü eski eşimle kalıyorlardı. Ama onlarla da mutlu olamıyordum. Kimse bilemezdi içimi, içim kadar. Dışarıya karşı her ne kadar açık, neşeli olsa da bu ruh içten içe erimekte ve yok olmakta…

Her şey bir hayal aslında hiç var olmayan. Gizli ben işte burada çıkıyor hayata. Boşluk ve mutluluk… Ne kadar zor o anları yakalamak. Eğer evde her şeyine karışan, yaptıklarına nankörce bakan, ne yapsan beğenmeyen, sana emirler yağdıran, hayattan bezdiren, Allah’a inanmanın sadece dua okumakla olmadığını davranışlarla da gösterilen bir şey olduğunu bilmeyen birileri varsa…

Ya da en boktan sevdalar seni bulmuşken ve sen hâlâ akıllanmamış hâlâ o sevdalar peşinden koşarken ve bir mıknatıs gibi kötülükleri kendine çekerken bu mutlu anları yakalamak ne kadar zor.

O kadar kolay ki birilerine bir şey söylemek, akıl vermek zor zamanlarda…

Söylemek o kadar kolay ki… Teoride her şey o kadar basit, her şey o kadar çözülebilirmiş gibi ki.. Ama gel gör ki hayat öyle değil, yaşamayan anlamıyor tabi. Herkes kendince yorumluyor hayatı sanki hepimiz birer piyon değilmişiz gibi. Sanki hepimizin sonu aynı değilmiş gibi.

Sonun aynı olduğunu, neyin ne olduğunu biliyorken üzüntü niye? Hayır, hayır üzüntü yok. Neye üzüleceksin? Bir dert var mı? Hayır, hayır yok, olmamalı.

Gel yanıma otur, konuş benimle, sonra git yanımdan uzaklaş hayatımdan. Kalmaya çalışma yanımda yoksa sen de boğulup gidersin bensizliğimle.

Ama gelirken bir de şarap getirsen her şey o kadar güzel olur ki… İnan çok güzel vakit geçiririz ama kalma… Bunun için de üzülmeye gerek yok… Çünkü hayat bu, piyonlarıyız oyunun, üzülmeye gerek yok. Bağlanmaya gerek yok. Hayal kurmaya gerek yok..

Sadece yaşa!

Şarabımı alma elimden yeter. İstersen çok inançlı ol, içme şaraptan ama saygı duy bana yeter… Karışma elimdekine bu yukarıdakiyle benim aramda…

Gel, sadece anı yaşayalım beraber. Üzülmeyelim yeter. Yorum yapma, yargılama, sadece sus ve gel şarabımdan bir yudum al ve anı yaşa. Bazen… Bir şey olur, bir kıvılcım… İşte bu dersin aradığım. Sanki kaybettiğin ve yıllarca arayıp da bulamadığın şeyi bulmuş gibi olursun.

İşte o an sigaranı yakarsın.. Dumanı ağır ağır ciğerlerine giderken, ciğerlerin tutuşurken aslında başka bir şeydir ya tutuşan…

İşte tam da bu haldeyken o ateş sönüverir… Gelen hemen gider… Bulduğunu yine kaybedersin. Tam mutluyken, geleceğe umutla bakarken, bu sefer doğru bir şey yaptım, düzgün bir şey oldu derken yine başa dönersin.

Zor olan kaybetmek değildir belki de. Zor olan başa dönmektir, yeniden kurmaya başlamaktır bir şeyleri boş, umutsuzca. Hayallerin yıkılmıştır bir kere, yıkmışlardır. Umudunu, hayata bağlandığın tek şeyi de almışlardır senden.

O an yine bir sigara yakarsın, bu sefer tutuşanın kendin olduğunu bile bile.”

Derleyen: İlhan Vardar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan