Akıl Tutulması

Bipolar Günceler | Mektup 1

17 Ocak 2020

Yazı: Bipolar Günceler | Mektup 1 | Yazan: İlhan Vardar

“Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.”
– Albert Einstein

Başlığa bakarak; bu devirde mektup mu kaldı, diyebilirsiniz. Haklısınız. E-Mail (e-posta) yerine mektup demek bana çok daha sıcak geliyor.

Mektup yazma kurallarını derslerde gördüğümüz, –eğitim sistemimizden ne yazık ki bu dersler kaldırıldı– dolmakalem ve el yazısı ile yazarken bazen kalemimizin düşüncelerimize yetişmediği durumlarda düşüncelere dalmamıza neden olan o mektuplar. Hele hele bu mektup bir aşk mektubu ise, bırakın düşüncelerimize yetişmeyi, seçilecek kelimeleri bulmak adına saatlerce hayallere daldığımız o sımsıcak mektuplar. Zarfı açtığımızda burnumuza gelen mürekkep ve kağıt kokuları arasından, sevgilinin kokusunu seçme, ayırma, okumadan önce o kokuyu hissetme çabaları…

Ne yazık ki aldığımız her mektup, sevgiliden gelmişçesine ısıtmıyor içimizi. Bu hafta başladığım “Bipolar Günceler” yazı dizisinde bipolar yaşamları daha derinden hissedeceğimiz, (adları bende saklı) bipolar ve bipolar yakınlarından gelen mektupları paylaşmaya başlayacağım.

Mektup 1

“Ben orta yaşı geçmiş bipolar bir kadınım. Bir evlilik yaşadım ve çocuklarım var.

Kadınlarımızın, genç kızlarımızın vahşice katledilişlerini öfke, panik, isyan ve korku ile izlerken, gittikçe artan şiddet olayları karşısında toplumun bu kadar öfke nöbeti ile sarsılmamasına açıkçası anlam veremedim. Binlerce kadın katledildiği halde. Ya da gencecik kızımıza tecavüz eden onlarca erkek onu öldürmediği için mi sessizce geçiştirildi. Bu tepkiler cinayetlerin çoğalmaya başladığı zamanlarda olsa idi acaba şu an yaşıyor olur muydu yüzlerce kadın ve genç kızımız?

Sanırım olayların vahşiliğine idi bu tepki ve öfke. Çünkü, şiddete, işkenceye hem de yakınları tarafından uygulanan baskıya, tecavüze karşı tepkisiz olan, görmeyen, yardım etmeyen toplum ölümlerden sonra niye bu kadar tepkili?

Lütfen bu cümlelere hemen tepki vermeyin bir okuyun yazacaklarımı.

Ailemin en küçüğü idim.

El bebek gül bebek büyümüştüm. Öğretmenlerim dikkatimi toplayamadığımı, düşüncelerimin karışık olduğunu söylemişler aileme çocukluğumda. Bunun üzerine ailem hayatım hakkında tüm kararları almaya başladı. Sosyal aktivitelere kattılar beni. İstiyor muydum, bilmiyorum ama tüm kurslara katıldım ve bitirdim.

Güzel bir çocukluk idi benim için. İnsanlarla çok kolay iletişim kurabiliyor ama bir müddet sonra nedense ilişkilerimde başlayan problemlere anlam veremiyordum. İlişkilerim hep kısa süreli idi. Çok arkadaşım olmadı diyebilirim. Kardeşlerim gezerken ben evden çıkmıyordum. Genç kızlığımda da sürdü bu ama evde de müzik dinlemekten başka bir şey yapamıyordum. Bazen dışarı çıktığımda ise eve dönmek bilmiyordum. Kendimi kontrol altına alamıyordum. Hep bir şeylere karşı gelme, isteksiz, dirençsiz, tam başına buyruk olmak istiyordum.

Tabi sürekli ailem, kardeşlerim tarafından frenlenmek, kocaman bir boşluğa düşmek, en deli fikirlerle alışveriş isteği uyandırıyordu. Sonra o anlık mutluluktan etkilenip bir anda moral bozukluğu içinde ağlamak, sürekli iniş çıkışlarla yaşamak.

Duygu ve düşüncelerime gem vuramıyordum. Bazen çok neşeli, anlatılacak o kadar çok şey vardır ki… Bazen de günlerce susardım.

Özgür yaşama isteği, kısıtlama ya da frenlemeler sanki hakaret gibi geliyordu. Ailem bu duygu geçişlerinin benim elimde olduğunu düşünerek şımarıklığa vurduğumu söylüyordu.

Komik olan bende ne olduğunu bir türlü anlamlandıramıyordum. Şeytanın, beni sürekli üzecek, ailemi ise zor duruma düşürecek, durmak bilmeyen delice bir hırsla, isteklerimi ya da heves ettiklerimin sahibi yapmak için beni dürttüğünü düşünüyordum. İçimdeki sesi kontrol edemiyordum.

Ailemin istediği kişi ile evlendim.

Duygularıma yine hakim olamıyordum. Eşim kısa süre sonra bazı sorunlar olduğunu söylemeye başladı. Hatta beni çift kişilikli olarak yorumladı. Haklı idi belki çünkü ben de bilmiyordum.

Eşim bilimi, sanatı seven bir insandı. Her şeyi birlikte yapmaktan da hoşlanıyordu. Ama benim gittikçe daha uçuk, her şeyi yaparım, büyüğüm, kuvvetliyim, özel güçlerim var gibi olan düşüncelerim daha da yoğunlaşmıştı.

Çalışmak istiyordum ama bunlar çok kısa sürüyordu. Yeni iş projeleri, sosyal aktivitelere atlıyordum. Bir haftada üç iş değiştirdiğim oluyordu. Eşimle konuşamıyordum bile sürekli bir fikirden öbürüne atlıyor, kaçışı ya alkolde ya çılgınca alışverişte buluyordum.

Eşim de birkaç kez ilaç alıp ölme isteğimi yaşayınca arayışlara girmiş psikiyatr, psikiyatr dolaşıyorduk. 7-8 doktordan sonra Bipolar olduğumu söyledi bir doktor. Çok korkmuştum. İlaçlarımı kullanmıyordum. Ailem de bir türlü kabullenmek istemedi bu durumu.

Sonunda eşim istemeyerek de olsa beni bir kliniğe yatırdı. Eşim ve çocuklarım ile kısa bir dönem çok mutlu idim. Ama ailem “Sen deli değilsin, artık iyileştin, ilaçlarını içmesen de olur” demeye başladı. Hatta eşime boşanma davası açmam için beni ikna ettiler. Tabi ilaçlarımı kullanmayınca kısa sürede kendime aşırı güvenim, uçuk yaşamım geri geldi.

Boşandım.

Ailemle yaşamaya başladım. Anlattıklarımda şiddet ve tacizden eser yok gibi. Evet çünkü daha anlatmadım.

Hoş ve güzel bir kadınım. Genç kızlığımdan beri girdiğim her işte, sosyal sorumluluk projelerinde, aktivitelerde insanlara aşırı güvenimden dolayı, güler yüzlü olduğum için hele manic dönemlerimde aşırı güvenim de yerinde olduğundan sürekli tacize maruz kalıyordum. Bedenim cinsel bir obje olarak görülüyordu.

Bakmayın özellikle siyasetçilerin kadın kutsaldır, şöyledir böyledir dediklerine. Siyasi aktivitelerde vitrin süsü olarak kullanıldığımı hissediyordum. En aç gözlüler de ibadetlerini yaptığını söyleyen dini bütün kişilerdi. Yine de belki bu haksızlık olur çünkü erkek olmaları yetiyordu. Yolda yürürken bile öyle hissediyordum ki sanki tamamen çırılçıplağım.

Evet mani dönemlerimde seksi giyinmeyi severim. Ama bu bakışlar, bu tacizler depresif olduğum, kendime bakmadığım pejmürde kıyafetlerle gezsem bile değişmiyordu. Hatta bir gün işimden eve giderken şiddete bile maruz kaldım ki yüzüm gözüm morarıp şişti de gittiğimiz hekim eşimden şiddet gördüğümü ima etmiş, adamcağızın günahını almıştı.

Bu şiddet ve tacizleri yaşarken dostlarım, insanlar, kısacası toplum acaba bu kadın neden böyle, yardıma ihtiyacı var mı diye sorgulamıyordu bile? Benim tercihim diye düşünüyorlardı belki de. Ya da deli kadın ne yapsa yeridir, diye düşünülüyordu sanırım.

Ölmem mi gerekiyordu bu toplumun desteğini, yardımını almam için. Bu vahşi cangılda hem de duygu ve düşüncelerine hakim olamayan benim gibi insanlar mı suçlu? Belki de vahşet ve erkek kurbanı olan binlerce kadından yüzlercesi benim gibi.

Namus bekçisi erkeklerimiz, hatta en yakınlarımız, babamız, yeğenimiz, akrabamız neden sorgulamazlar, neden, neden, neden?..

Neden biz suçluyuz?

Evet kadın olmak suç ama bipolar ya da akıl sağlığı bozuk kadın olmak daha da büyük günah erkeklerin gözünde. Kadın hasta da olsa erkeklerin tarlası sür sürebildiğin kadar… Az mı akıl sağlığı yerinde olmayan çocuğumuza tecavüz edilmedi.

Hasta bile olsak duygularımız var bizim de. Aşık da oluruz kısa sürse de. Ne yazık ki düşüncelerimiz bir anda her şeyi alt üst edebiliyor. Bu bizim tercihimiz değil…

Belki de toplumun bu duyarsızlığı bizleri yaşamımıza son vermeye itiyordu. Topluma yabancılaşmamız, yalnızlaşmamız, içimize kapanmamız çıkış yolu olarak da intiharı düşünmemiz. Hele hele boşandıktan sonra dul bir kadın olmak, aile ile yaşamak işkencelerin en büyüğü idi.”

Devamı 👉🏻 Bipolar Günceler | Mektup 1.2

Derleyen: İlhan Vardar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Dr. İbrahim Afif Karakılıç 21 Ocak 2020 at 11:38

    Sevgili İlhan Bey, muhteşem bir mektup. Bipolar bozukluk, psikolojik bir bozkluktan ziyade organik yani beyindeki bazı kimyasallardaki düzensizlikten olur. Tedavide ilaç ve psikoterapi birlikte uygulanmalı. Bireyler, depresif dönemlerinde, hipomanik ve manik dönemlerdeki davranışları nedeniyle kendilerini suçlamakta ve bu kısır döngüden çıkamazlar.
     
    Bipolar bozukluğu olan bireyler, durumlarını şeker hastalığı, hipertansiyon, koroner kalp hastalığı gibi kabul edip ilaç tedavilerini sürekli psikiyatrist takibinde sürdürmeleri gerekir.
     
    Sevgi ve saygılarımla
    Dr. İbrahim Afif Karakılıç

  • Cevapla İlhan Vardar 21 Ocak 2020 at 23:23

    Çok teşekkürler İbrahim Hocam. Bir uzman gözü ile görüş almak, farkındalık yaratmak adına giriştiğim bu yolda beni gelecek için daha da umutlandırıyor.
     
    Fakat; dediğiniz ve modern psikiyatrinin önerdiği gibi tedavide ilaç ve psikoterapi uygulanmalı. Ne yazık ki bu konuda son zamanlarda çeşitli yöntemler önerilmekte, insanlar yanlış yönlere çekilmektedir. Mesela 30 Mart 2017 Dünya Bipolar gününde Nilüfer Kent Konseyi’nin düzenlediği bir etkinlikte akademik kariyeri olan bir uzman (psikolog) bipoların sadece sanat terapi ile tedavi edilebileceğini iddia etti. Ve sanat terapi uygulayan psikoloji klinikleri gittikçe çoğalmakta.
     
    Tabi bunun yanı sıra yine ilaçsız bir yığın tedavi yöntemleri önerilmekte ve insanların hem tedavileri gecikmekte ve bu yöntemlerden sonuç alamadıkları için cinci hocalara yönlenmektedir.
     
    Biliyorsunuz bu konuda 2007’lerden beri TPD “Ruh Sağlığı Yasası” için girişimlerde bulunuyor ne yazık ki siyasilerden destek bulamıyor. En azından Meslek Odaları ve ilgili derneklerin halkı bilinçlendirmek adına sürekli etkinlikler yapması gerektiğini düşünüyorum.
     
    Mektup serisi bittikten sonra konu ile ilgili olarak dünyada yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan “Sıfır Ölüm” konusunu işlemeyi planlıyorum.
     
    Saygılarımla

  • Cevap Yaz