Biraz Kitap

Bu Böyledir

14 Ocak 2020

Kitap: Bu Böyledir | Yazar: Mustafa Kutlu | Yorumlayan: Hülya Erarslan


Bu Böyledir | Mustafa Kutlu

Çağlayan Adliyesinin kütüphanesinde, öğle arasının bitmesini beklerken okudum bu kitabı.

Sekiz hikayeden oluşuyor:

  1. Bu Böyledir
  2. Bahtımın Yıldızı
  3. Süleyman’ın Seçimi
  4. Red Cephesi
  5. Manifatura
  6. Kahkaha Çiçeği
  7. Su Sesi
  8. Son

Hikayeler birbirinden kopuk değil, birbiriyle bağlantılı. Sevdim bunu.

Lunaparkta

Ben çok düz bir insanım galiba. Ben olsam bu kitabın adını tüm düzlüğüm ve yüzeyselliğimle “LUNAPARKTA” koyardım. Hatta dümdüz “LUNAPARK”. Kitabı okuduysanız ya da okursanız neden böyle düşündüğümü anlarsınız. Söyleyeyim: Hikaye bir lunaparkta geçiyor çünkü. 😊 Anne, baba ve çocuk lunaparktalar. Çocuğun gönlü olsun, eğlensin diye lunaparka gitmişler. Ama babanın aklı başka yerlerde. Baba Süleyman, bedenen orada ama aklı başka diyarlarda. Geçmişinde. Çocukken yanında çalıştığı yorgancıda, dayısında, felsefe öğretmeninde…

İşin güzeli, Süleyman’ın aklından geçen bu insanlar diğer hikayelerde teker teker anlatılıyor. Kitabı okumaya başladığımda beklemediğim bir şeydi bu, sürpriz oldu, beğendim.

Dayısı

Mesela Süleyman’ın dayısı, manifaturacı Rafet Efendi. “Manifatura” hikayesinde o var ve ben en çok bu hikayeyi sevdim galiba. 💯

Rafet Efendi işinde başarılı. Süleyman’ı okutuyor. Ama okutmasa mı diye düşünüyor. Okuyunca ne olacak çünkü. Kızı ile Süleyman’ı evlendirmeyi düşünüyor. Süleyman iyi, akıllı, dürüst çocuk. İşlerin başına Süleyman’ı geçirir, kafası rahat eder. Ama kız kardeşinden (Süleyman’ın annesinden) çekiniyor. İşleri düşünmekten başka bir şey yapamıyor. Namazlarını kaçırıyor bu uğurda. İmama yakalanıp “Bu cuma seni aramızda göremedik Rafet Efendi” demesinden kaçıyor. Namaz kılarken de aklında hep iş güç kaygıları. Kitapta bu kısım çok eğlenceli geldi bana. Namaza duruyor Rafet Efendi ama aklı hep başka yerlerde.

Felsefe Hocası

İlk iki öyküde kendisinden şöyle bir bahsedilen felsefe hocası üçüncü öykü olan “Süleyman’ın Seçimi”nde kendisini gösteriyor. Süleyman, ailesi ile lunaparktayken felsefe hocası Şinasi Bey’i görüyor.

“Sorbon’da okumuş derlerdi. Uzun zaman bunun Şinasi Bey’e ne gibi bir güç kazandırdığını düşünmüşümdür. Buralarda ne işi var? Beni felsefeden iki yıl üst üste bırakmakla ne kazandı?”

Felsefe hocasının asıl hikayesini okuduğumuz “Kahkaha Çiçeği”nde felsefe hocası da “Süleyman’ı niye bıraktım, sarhoşluğuma geldi demek” diyor. Manyak. Senin sarhoşluğun çocuğun iki yılını yemiş.

Karısı

Süleyman’ın karısı Zinnure. Onun hikayesi de “Bahtımın Yıldızı”nda. Küçük bir kızken temizlikçilik yaptığı konakta “Aman da burayı kim temizlemiş, oooo buralar ne temiz olmuş, kim yaptı böyle?” desinler diye hayal kuruyor. Canım yaaa.

Süleyman, karısından yakınıyor kendi iç dünyasında. “Kaç zamandır, ne söylesem elini şöyle bir sallayıp amaaaaan sen de deyiveriyor” diye içleniyor karısıyla ilgili.

Açıkçası ben de aynen Zinnure Hanımcığım gibi davranırdım Süleyman’a. Şurada lunaparka çocuğu eğlendirmeye gelmişiz, adam geçmişine dalmış, ilk iş gününde giydiği kravat aklına düşmüş, -kravatı bağlamakla işe bağlanmak arasında bir metafor kuruyor Süleyman- sonra karısına soruyor, neredeydi benim o ilk kravatım diye.

Ebesinin nikahındaydı.
Ne bileyim, kravatının bekçisi miyim?
Zinnure Hanım “amaaaan” deyivererek şık davranıyormuş bence.

Çıkış

Bir lunapark aktivitesinin eğlenceli geçmesi beklenir ama kitabı okurken, çıkın artık şuradan, dedim ben. Kabus gibi oldu çünkü sonlara doğru.

Saygılarımla,
Hülya Erarslan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

5 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 15 Ocak 2020 at 19:14

    Yaaa Hülya bayılıyorum ben senin yorumlarına. Bakayım bu sefer nasıl buldu kitabı acaba, diye merakla açıyorum her yazını.
     
    Alta alıntıladığım bölümde çok güldüm örneğin:
     

    “Ebesinin nikahındaydı.
    Ne bileyim, kravatının bekçisi miyim?
    Zinnure Hanım “amaaaan” deyivererek şık davranıyormuş bence.”

     
    Süleyman’ı da hiç sevmedim; mıy da mıy. Bir şey yapmak yerine devamlı söylenen, mutsuz insan tipi. Bunlar bence mutsuzlukla, etraflarındaki insanların enerjileriyle besleniyor.
     
    Sonuç; bu kitabı asla listeme almıyorum. Kesin fenalık geçiririm okurken, Süleyman’a da bolca saydırırım 😉

    • Cevapla Hülya Erarslan 16 Ocak 2020 at 21:24

      Ben böyle şeyler duyunca bir parça tedirgin oluyorum. Belki sen okusan sevecektin (ki sanmıyorum, evet 🙂) ama ben önyargı oluşturdum. Ya da seven bir insanın canını sıktım yazımla.
       
      Ay ne bileyim ama teşekkürler neticede.

  • Cevapla Hasan Saraç 15 Ocak 2020 at 21:06

    Uluslararası tanınırlığı olan değerli Psikoloji Profesörü Engin Geçtan gerçek bir entelektüeldi. Ne yazık ki kendisini geçen yıl yitirdik.
     
    ODTÜ, Boğaziçi ve Marmara Üniversitelerinde de öğretim görevliliği yapan yazarımızın en çok beğendiğim iki eseri İnsan Olmak ve Hayat‘tır.
     
    İzninizle İnsan Olmak adlı eserinden üç alıntı yapıyorum SenVeBen.Biz değerli okurlarına…
     

    “İnsan kendine değer verebildiği oranda başkalarına da değer verir; diğer insanlara gerçek anlamda değer verdiğini hissettikçe kendisini de değerli bulur.”

    “Sürekli yakınan kimse hiçbir işe yaramaz.”

    “Dünyada iki tür insan vardır: Yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler!”

    Başka söze ne hacet!
     
    Esenlikle kalın sevgili SenVeBen izleyicileri… :)))

  • Cevapla Hasan Saraç 17 Ocak 2020 at 04:09

    Memnun oldum katkınıza, teşekkür ederim…

  • Cevap Yaz