Hayatın Kendi Tasarımın

Hayır!

16 Ocak 2020

Yazı: Hayır! | Yazan: Handan Önder

İlk bakışta olumsuzluğu çağrıştıran, sözlük anlamı da “onamama hali, bir red ediş“ olarak tanımlanan; bazen bir olaya, bazen bir kişiye, bazen bir davete basit ya da önemli pek çok şeye karşı bir duruş.

Peki bu karşı duruşlarımız her zaman bize olumlu mu dönüyor yoksa hayatımıza “keşke”ler mi katıyor? Aslında bu sözcüğün altında bizim özgürlüğümüz ve özgünlüğümüz yatıyor. Tabi ki olması gerektiği gibi yerli yerinde kullanabiliyorsak. Bu her zaman mümkün olabiliyor mu? Sanırım bunun cevabı “Hayır”. Peki ama neden?

İyi Niyet Aldatmacası

Bir düşünelim bakalım bu sözcüğü hayatımızda ne sıklıkla ve hangi durumlarda kullanıyoruz. Mesela siz de şöyle diyenlerden misiniz? “Ay ben çok iyi niyetliyim, kimseyi kıramam, hiç hayır diyemem…” Genellikle de bu cümle şöyle bir serzenişle biter; “Hep bu iyi niyetimden kaybediyorum, ben kimseyi kırmamak için çırpınırken kaybeden hep ben oluyorum.”

Ah bu bilinçaltı! Bize ne güzel oyunlar oynuyor ve bilincimize ne de güzel kılıflar bulduruyor. Bu, bilinçaltından gelen “onaylanmama ve yalnız kalma” korkusunun bilinçte “iyi niyet” aldatmacasına dönmüş hali. Bu gibi cümlelerin altında “beni sevin, beni onaylayın” çığlığı yatmaktadır.

Bilinçaltı için yalnızlık ölüm demektir. İlk insandan bu yana aynı sistemle çalışan ve hiç değişim geçirmeyen ilkel (sürüngen) beynimiz bizi bu durumdan uzak tutmak için çalışır. Atalarımızın yaşamını düşünürsek bunun ne demek olduğunu daha iyi anlayabiliriz. İlk insan için yalnız kalmak, bir gruba dahil olamamak ölümle sonuçlanabilecek tehlikelere açık olmak demekti. Bilinçaltının mantığı yoktur, o bilincimizin işidir. Yani beynimizin bu kısmında sistem hep aynıdır, ne biliyorsa o… Doğduğumuz andan itibaren de duygusal beyin dediğimiz limbik sistem bu bilginin üstüne yeni kayıtları almaya başlar.

Ağaç Yaşken Eğilir

Toplumumuzda çocuklara birey gibi davranıldığı pek söylenemez, çocuktan genellikle itaatkar olması beklenir. Atasözlerimizde bunun izlerini görebiliriz. Mesela;

“Oğlunu dövmeyen kesesini, kızını dövmeyen dizini döver.”
“Şımartma çocuğu başına biner.”
”Ağaç yaşken eğilir.”

Otorite ve itaat üzere şekillenen bir çocukluk geçirdiyseniz “hayır” demek çevrenizdekiler tarafından onaylanmamak ve sevilmemek olarak kayıt edilir. Mesela şu cümleler pek çoğumuza tanıdık gelecektir..

“Büyüklere hayır denmez.”
“Dediklerimi yapmazsan seni sevmem ya da annen olmam.”
“Bak Ayşe Teyze’nin kızına, hiç annesine karşı geliyor mu?” (kıyaslama en fenası)

Sizi o gün bir sinemaya gitmek için arayan arkadaşınıza “hayır” dediğinizde arkadaşınızın tepkisi sizin sevginizi sorgulamaya kadar varıyorsa bilin ki bu arkadaşınızın bilinçaltında bu kayıtlardan epeyce var. Aynı şey sizin için de geçerli tabi ki…

Tüm bunlardan bu kelimeyi fütursuzca kullanalım, canımız istemediğinde hemen ”hayır”ı yapıştıralım anlamı çıkmamalı. Tabi ki sevdiklerimizi kırmamak adına zaman zaman da olsa istemediğimiz halde “evet” dediğimiz durumlar olacak, olmalı da. Ama şunu unutmayın, kendinizi önce siz onaylayın ve sevin. Bir atasözümüz der ki “Taşıma suyla değirmen dönmez.” Siz kendi değerinizi kendiniz bilmediğiniz sürece, kendinizi sevip onaylamadığınız sürece dışarıdan gelenler hep bedel ödemek zorunda bırakır sizi.

Unutma herkes gibi artılarınla ve eksilerinle “tek”sin ve “değerli”sin.

Cümlenin kaynağını bilmiyorum ama bu yazıya güzel bir nokta olacağını düşünüyorum.

En güzel “evet” zamanında söylenmiş “hayır”dır.

Sevgiyle kalın.

Handan Önder

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz