Kültür & Sanat

Konuşan Ağaç

15 Ocak 2020

Yazı: Konuşan Ağaç | Yazan: Pelin Erem

Dünyamız milyarlarca yıldır değişimlere uğradı. Yanardağ patlamaları, göktaşı çarpması, buzul çağı gibi değişimler kitlesel yok oluşları da beraberinde getirdi. Yeni türler açığa çıktı. Değişen yaşam şartlarına adapte oldular. “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” dememiş miydi Herakleitos? Elbette ki değişim kaçınılmazdı. Ancak birkaç yüzyıl öncesine kadar dünya hep doğal sebeplerle değişmişti. Ne yazık ki günümüzde yaşadığımız çevresel değişiklikler ve bunların getirdiği olumsuz sonuçlar doğal nedenlerden kaynaklanmıyor.

Özünde yalnızca bir diğer canlı türü olan insanın kendini Tanrı ilan ettiği, doğaya hükmetmek istediği bir devirde yaşıyoruz. İnsanoğlu, varlığını mümkün kılan ve her türlü olanağından sömürürcesine faydalandığı yuvasına geri dönüşü olmayan zararlar vermenin eşiğinde. Tam da bu yüzden içinde bulunduğumuz çağın “Antroposen Çağı” yani “İnsan Çağı” olarak adlandırılması oldukça yerinde. Gönül isterdi ki bu terimin vücut bulduğu hakikat olumlu yönde olsun.

Suçluyuz!

Bazı mikroorganizmalar birlikte yaşadıkları konakçıdan yararlanırlar. Partnerlerine hiçbir faydaları yoktur, hatta onlara zarar verirler. Bu mikroorganizmalara biyolojide “parazit” adı verilir. Sizce de insanoğlu bu tanıma göre dünyanın paraziti değil mi?

Büyük oyuncuları yaylım ateşine tutsak da yaşanan çevre kirliliğinden, nesli tükenen hayvanlardan, yaşam alanları her geçen gün yok olan türlerden her birimiz sorumluyuz. Her gün bilinçli ya da bilinçsiz, bu değişimi körükleyecek davranışlar sergiliyoruz. Plastik kullanımına devam ediyor, tüketim çılgınlığının gölgesinde yaşıyoruz. Belki de sırf çöpe attık diye atıklarımızın öylece yok olacağına inanıyoruz. Bu çöplerin yok olurken verdiği zararı tamamen göz ardı ediyoruz. Enerjiyi israf ediyor, tasarruftan adeta kaçıyoruz. Bedenimizin ve evimizin temizliğine gösterdiğimiz özeni ne yazık ki dünyamız için göstermiyoruz. Atıklarımız her geçen gün devleşiyor, yaşam alanımızdan, oksijenimizden, sağlığımızdan çalmaya devam ediyor. Üstelik yalnızca bizim değil, ekosistemdeki tüm canlıların.

Yedinci Kıta

Yaşanan tahribatın önemi ve aciliyeti pek çok sanatçıyı harekete geçirdi. 2019’da düzenlenen 16. İstanbul Bienali “Yedinci Kıta” başlığı altındaki eleştirel içeriğiyle bu yıkıma dikkat çekti. Pasifik Okyanusu’nun ortasında, 3,4 milyon metrekare genişliğinde, 7 milyon ton ağırlığındaki dev plastik yığınlarının oluşturduğu yüzergezer kıtaya gönderme yapıldı.

Sergide yer alan 56 sanatçının 36’sı “Yedinci Kıta” temasına özel, ekoloji ve sanat arasında köprü kuran sanat eserleri üretti. 16. İstanbul Bienali, insanlığın sebep olduğu doğal ve kültürel atıkların dünyaya verdiği zararın geleceğimizi nasıl tehdit ettiği konusunda düşünmemizi sağladı. Empati kurduran, farkına vardıran ve hatta çevremizi koruma yönünde yapıcı adımlar attıran bir sergi oldu.

“Suret, Zuhur, Tezahür”

Serginin yer aldığı mekanlardan bir tanesi de Büyükada’ydı. Adada yer alan sergideki son durak, Taş Mektep’te bulunan Hale Tenger eseriydi. İstanbul merkezli Hale Tenger, değişik malzemeleri kullanarak ses ve videodan yararlandığı yerleştirmeleriyle tanınmaktadır.

Sanatçının Taş Mektep’teki “Suret, Zuhur, Tezahür” isimli yerleştirmesi mekanın bahçesinde yer aldı. Tenger, karışık malzeme ve sesten faydalandığı eserinde meyve ağaçlarındaki verimi arttırmak için kullanılan “bilezik alma” tekniğini eleştirdi. Bu teknikte ağacın kabuğunun bir kısmı halka şeklinde soyularak çıkarılmaktadır. Amaç, yapraklarda sentezlenen organik besin maddelerinin bilezik alınan yerin alt tarafına geçmesini engellemektir. Bu sayede üst tarafta biriken besin, ağacın meyvesinin daha iri ve gösterişli olmasını, çok daha kısa sürede olgunlaşmasını sağlamaktadır. İnsanlar tarafından gerçekleştirilen bu uygulama, ağacı yaralayarak zarar vermek pahasına, daha çok verim almak için yapılmaktadır.

Bu yerleştirme çalışmasıyla Hale Tenger izleyiciyi, doğanın sunduklarıyla yetinemeyen insanın açgözlülüğü üzerine düşünmeye teşvik etmiştir. Kendini ifade etme şansı olmayan ağacın gözünden yazdığı şiirle ağacı dillendirerek eleştirel bir yaklaşımda bulunmuştur. Fısıldayarak konuşan ağacın ağzından dökülen mısralar izleyicide ağaçtan insanlık adına özür dileme isteği uyandırmaktadır.

Bahçeye dağınık olarak yerleştirdiği obsidyen taşlarından elde edilen yansımalarla doğa ve insana ayna tutarak kendimizle yüzleşmemizi amaçlamıştır. 16. İstanbul Bienali temasıyla uyumlu olan eser, insanın doğa ile olan çıkara dayalı ilişkisini empati kurarak sorgulamamızı sağlamıştır.

Kendimizi Kandırıyoruz

Organik gıdalarla beslenelim düşüncesiyle tonla para vermeye hazırken, ürünlerin yetiştiği topraktan, gökten düşen yağmurdan, su kaynaklarımızın temizliğinden nasıl emin olacağız? Başka canlıların da yaşadığı bu dünyanın meyvelerini gasp etme hakkını bize kim veriyor?

Kendimize layık gördüğümüz, çocuklarımıza, torunlarımıza miras bıraktığımız dünya böyle bir yer mi? Peki ya hangimiz isteriz Türkiye Cumhuriyeti’nin beş katı büyüklüğüne ulaşmış Plastik Cumhuriyeti’nde yaşamayı?

Gerçekte tabiat karşısında aciz olan, beton yığınlarının ardına saklanmış insandır. İnsanın doğaya verdiği zarar, kendine verdiği zarardır.

Pelin Erem

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 15 Ocak 2020 at 18:47

    Gerçekten aklım almıyor; hemen önümüzdeki duvara doğru son hızda giden spor bir arabanın sürücü koltuğunda gibi insanlık. Duvarı görüyoruz, yandan birileri (bilim insanları) “Yapma!!!!” diye bağırıyor, çarpışmadan sağ kurtulamayacağımız da ortada ama biz zeka küpü insan evlatları değil frene basmak gaza biraz daha abanıyoruz. Allah sonumuz hayretsin, diyecek bir durum bile yok. Hayır yok bu gidişte 😔
     
    Harika bir konu, gerçekçi bir anlatımdı. Dergimizde yer verdiğin, farkındalık yaratmaya çalıştığın için çok teşekkür ederim Pelincim 🤗

    • Cevapla Pelin Erem 11 Mart 2020 at 23:20

      Kendin ettin kendin buldun diye buna deniyor herhalde. Doğanın intikamının kaçınılmaz olduğunu bile bile.
       
      Ben teşekkür ediyorum, böylesine kaliteli ve titizlikle çalışılan bir platformda kendimi ifade etme fırsatım olduğu için 🙂

  • Cevapla Emel Erem 15 Ocak 2020 at 22:45

    Cağın en büyük problemini irdeleyip gözlerimizin önüne seren ve üzerimize düşen vazifeler nelerdir dedirten anlamlı bir yazı. Kutluyorum canım.

  • Cevapla Oya Runa 3 Mart 2020 at 10:17

    Şiiri okumayı bekliyordum yazının sonunda. Belki ben göremedim. Bilgilendim bir kez daha. Teşekkürler. Yolunuz açık olsun.

    • Cevapla Pelin Erem 11 Mart 2020 at 23:12

      Çok teşekkürler Oya Hanım. Şiiri uzunluğundan dolayı koyamadım ne yazık ki.

    Cevap Yaz