Kırmızı

Şahane Vedalar & Muhteşem Merhabalar

3 Ocak 2020

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

* Yazarın Notu: Bu yazıyı, Evgeny Grinko – Once Upon A Time dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Yazı: Şahane Vedalar & Muhteşem Merhabalar | Yazan: Nurdan Yılmaztürk

Şimdi siz bu satırları okurken, ben şahane 1 vedanın dönüş yolunda olacağım.

Yeni zamanların yeni zenginleri, hep hatırlatırdı kadına şu cümleyi; “Vasatlığın da, asaletin de kokusu, 3 nesil boyunca kalırmış 1 ailenin üzerinde..”

Büyük, ağır, 2ye katlanan demir kapıyı kapatırken yavaşça ve vedalaşırken az önce altından geçtiği ağlayan söğüdün yere değen dallarıyla, ardından seslenen adamın gevrek gülümsemesi arasına sıkıştırdığı dileğini dile getirişi, tam da kadının aklından geçen bu düşünceyi tanımlar gibiydi;

“Güle güle oturuğun demeyğceh misiniz?”

“Demeyğcehti.” Bunu gevrek ağızlı adama söylemedi.

Çocukluğunda yaptığı gibi, demir kapının üzerindeki geometrik şekillere terli avuç içlerini ve parmaklarının iç boğumlarını dokundurarak geçti.

Evin karşı çaprazındaki duvara zıplayarak çıktı ve annesinin tabiriyle “tünedi”. Evle arasından geçen taş yola boş gözlerle bakarken, son zamanlarda gelişigüzel ve zamansız ne çok veda ettiğini düşündü şaşkınlıkla.

Keyfe keder 2 kadeh rakısına, günde 3 dal sigarasına, 2 şekerli demli çayına, 1 dilim ballı ekmek altlığı kaymağına, sarımsaklı karışık kızartmasına, kremalı pastasına, ıhlamuruna, zerdeçalına, yıllarını verdiği işindeki unvanına, cam kenarı orkidelere tahsis ofisine, artık sadece fotoğraflarda gördüğü eski zamanların yastık sohbeti dostlarına..

Son bardağını içtiğini, son nefesini çektiğini, son çatalını daldırdığını, son kaşığını karıştırdığını, son lokmasını yuttuğunu, son projesini tamamladığını, son kez saksılarına vitamin bıraktığını, son muhabbetini ettiğini düşünebileceğinden bile daha kısa 1 sürede ve hızlıca vedalaşmıştı hepsiyle. Üstelik o sıkı sıkıya bağlı ritüellerinin hiçbirini gerçekleştirememişti de. Kim bilir, böyle olmalıydı belki de..

Bugün buraya gelirken, bu evle de aynı böyle vedalaşma(ma)yı geçirmişti aklından lakin işler düşündüğü gibi gitmemişti nedense.

Küçük 1 kız gibi duvarın üzerine oturmuş boş yola bakıp 1 yandan da ayaklarını anlamsızca ve nedensizce sallarken; “Vedaları hiç sevmediğimdendir belki..” diye geçirdi içinden. Hayatındaki hiçbir şeyin ve hiç kimsenin yerinin değişmesinden dahi hoşlanmayan tutturuk aklı ve kalbi, veda etmekten de hiç haz etmemekteydi.

O bunları düşünürken; 1 eliyle kocaman kalın gözlüklerini, diğer eliyle kocaman 1 ayçiçeği kafasını sıkıca tutan 1 kız çocuğu koşarak nefes nefese yanına geldi. Kadının önünde durup, içi taze çekirdek dolu ayçiçeği kafasını kadına uzattı. Çıplak ayakları toz, toprak içindeydi, yanaklarından kan fışkırmak üzereydi. Önce nefesini, sonra burnunun üzerinde ağırlık yapan gözlüklerini düzeltti. Kadının şaşkınlığı henüz geçmemişken, sanki onu 40 yıldır tanıyormuşçasına kız çocuğu, “Merhaba, nasılsın, iyi misin?” diye soruverdi. Kadın etrafına bakındı, kimse yoktu. Gevrek gülümsemeli adam da demir kapıyı sanki biri evi çalıp götürecekmiş gibi kalın 1 zincirle kilitleyip az önce gitmişti.

“Sen kimsin? Beni tanıyor musun? Seni tanıyor muyum? Nerede oturuyorsun sen? Üşümüyor musun böyle ayakların çıplak, hem bak toprağa, çamura da bulanmışsın, hasta olmayasın? Okula da mı gitmiyorsun, senin yaşıtların okulda değiller mi şu an?” gibisinden türlü soruları birbiri ardına sıralayıverdi.

Küçük kız, sıska bedeninin 2 yanındaki omuzlarını silkti. Kayan gözlüklerini yukarı itti. Çamurlu ayaklarına tebessüm etti.

Taze ayçiçek kafasından 1 parça koparıp içinden çıkan süt çekirdeklerinden birkaçını ağzının içine attı ve kadına dönüp; “Okullar tatil şimdi. Okullar tatil olunca yazlığa geliriz biz ve ben çıplak ayakla dolaşmayı çok severim ama annem hep kızar, “Asil ve güzel kızlar, böyle dolaşmazlar” diye beni uyarır, ayağıma 1 şey batacağından ya da üşüteceğimden korkar. Arada şu yolun karşısındaki tarlaların içine koşarak giderim ve oradan 1 ayçiçeği kafası koparıp gelirim. Ayaklarımın çamur olması bundan sebeptir ve annem yine kızar tabii. Korkar benim için. Cesurum ama ben. Korkmam hiçbir şeyden. Gezmeyi, dolaşmayı çok sevdiğimi bildiklerinden yaşım küçük olduğu için ne kadar korksalar da laf geçiremezler bana. Kimi günler sahilde yürürüm 1 uçtan öbür uca saatlerce tek başıma. Büyüyünce de daha uzaklara gideceğim. Gezeceğim. Hep gezeceğim. Dünyanın ucundaki feneri bile göreceğim. Evimiz de şurada bak” diye hızlı hızlı ve heyecanla anlatırken, 1 yandan da parmağının ucuyla kadının az önce vedalaş(ama)dığı evi gösterdi.

Kadının içi ürperdi. Bu gerçek olabilir miydi? Zihni yine ona şahane 1 oyun mu sergilemekteydi? O sırada kadının eve dikkatle baktığını fark eden küçük kız terli avuç içlerini şortunun cebinden çıkardığı 1 kenarı açık pembe kelebek işli 1 keten mendille sildi ve kadının elini tutup sallayarak dikkatini kendine vermesini sağlayıp, “Sen kimsin, neden buradasın?” diye sordu.

“Beeen, ben kimim, aaa ben de burada oturan biriydim ve buraya vedalaşmaya gelmiştim. Ama vedalaşamadım” dedi kadın biraz da huzursuzca.

“Kimle vedalaşacaksın? Neden vedalaşamadın? Çok saçmaaa..” diyerek anlatmayı sürdürdü küçük kız; büyük gözlüklerinin ardındaki birer bilyeyi andıran gözleri ve çokbilmiş tavrıyla “Biliyor musun ben 11 yaşındayım ve bugüne kadar defalarca vedalaştım.” Kadın güler gibi oldu ama küçük kızın miyop bakışlarıyla karşılaşınca derhal ciddi 1 ifadeye büründü yüzü.

Küçük kız devam etti sözlerine:

“Önceki gün ölen balığımla vedalaştım. Turuncu ve çok güzeldi, onunla komik anılarımız da vardı. Onu toprağa gömdüm. Şimdi gübre olacak, bunu Hayat Bilgisi dersinde öğrendim. Sonra 4 tekerlekli bisikletimle vedalaştım. Bekçinin oğluna verdik. Verirken biraz üzülür gibi oldum, o benim ilk bisikletimdi ama artık o bisikletin bana uygun olmadığını, 2 tekerlekli bisikletim geldiğinde 1 kez daha anladım. Karşı sitedeki kız arkadaşlarımla vedalaştım. Benimle oynamak istemediklerini söylediler birkaç defa. Nedenini sordum, öğrenemedim. Bebeklikten beri beraberdik. Ben de ağladım ve anneme anlattım. O da annelerine anlattı ama yine de kabul etmediler beni oyunlarına. Yapacak 1 şey kalmadı sonuçta. Ve annem de bana, anılarımı güzelce saklamamı ancak beni istemeyen insanlar için üzülmek yerine yeni arkadaşlar bulmamın ya da kendi başıma oyunlar icat edebilmemin de keyifli olacağını anlattı. Şimdi sahilde tanıştığım yeni arkadaşlarımla oynuyorum gündüzleri ve akşamları da satrançta kendime rakip oluyorum ahahahha. Yatağımla vedalaştım. Uyuyana dek üzerinde defalarca zıplardım, hatta 1 keresinde 1 ayağını kırdım. Ayaklarım taşmaya başlamıştı artık uç kısımlarından, off bu yeni yatağım tıpkı bulutların üstünde uyumak gibi. Aaa az daha unutuyordum, okulumla ve öğretmenimle vedalaştım. Büyüdüğüm için şimdi yeni 1 okula gideceğim. Yeni okul için çok heyecanlıyım. Kıyafetleri önlük gibi değil, böyle büyüklerinki gibi kırmızı kareli etekli.”

Bilhassa bu son 2 cümlesini söylerken öyle keyifliydi ki, kahkahaları boş sokağı çınlatacak güçteydi.

“Gördün mü, işte böyle vedalaşabilirsin. Korkmaaaa. Vedalaşınca hep iyi 1 şey oluyor sonra. Birazcık ağlarsın ama bak söyliyim. Dur aklıma süper 1 fikir geldi, istersen seni anneme götüreyim, biliyor musun o daha güzel anlatır.”

Kadın yutkundu, eve doğru 1 daha baktı ve “Bilmez miyim..” diye geçirdi aklından iç çekerek.

1 rüyadan uyanmak gibi ba(ğ)zı vedalar yahut ebediyen uyumak. 1 kapıyı kapatmak. 1 dönemi sonlandırmak. 1 bağı sonsuza dek koparmak. Bilhassa o bağın parmaklarını kangren edercesine sıkı sıkı dolanmış haliyle son derece uyuşmuşken aklın, kalbin ve bedenin, şahane 1 şekilde vedalaştığında bağlı olduğunla; özgürleşmesi ruhunun, duygularının, düşüncelerinin. Nefes alıp vermeye başlaması yeniden tüm hücrelerinin. Muhteşem 1 “Merhaba!” demek istemek herkese, her şeye. Daha önce hiç söylemediğin biçimde. Yılın tam da bu zamanları, bilhassa bunun için tasarlanmıştır belki de.

2020’ de muhteşem merhabalara yer açmak için 2019’dan kalan tüm şahane vedalar mutlaka ve en kısa zamanda edilmeli. Çocukluktan kalma 1 sevinç içinde; korkusuz, cesur, pervasız ve kahkahalar ile.

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 4 Ocak 2020 at 13:02

    İyi ama bazen veda etseniz de istemeden, kabul edemeyip, hiç vedalaşmamışsınız gibi yapıp hep hatırlamak istediklerimize ne demeli?
     
    Aslında her vedanın buruk bir tadı oluyor, hatta biraz acıtıyor bile…

  • Cevapla Aycan Çolak 14 Ocak 2020 at 12:25

    Kaleminden dökülen şahane yazıların beni nasıl rahatlatıyor, nasıl güzel geliyor içime. Akıp gidiyor su gibi. Eline, kalbine, paylaşımına sağlık.

  • Cevap Yaz