Yıldız Tozu

Son Sayfadaki Mucize

20 Ocak 2020

Yazı: Son Sayfadaki Mucize | Yazan: Sıla Malik

Kısa bir mola için neler gerekli? Sıcak bir bardak çay ya da bir fincan kahve mi? Soğuk yağmurlu bir günde battaniyenin içinde tüm gün yumak halinde oturmak mı?

Pencereden bakıp gökyüzünün bittiği o en uzak yere gitmek istemez mi insan? Uçsuz denizde ufuk çizgisinin gizeminde kaybolup giden bir geminin hayalini kim kurmaz? Koca binalarla çevrili metropollerde, küçücük alanda can bulmaya, var olmaya çalışan yeşilliklere dalıp başka diyarlara kim gitmez?

Yapabileceği çok şeyi yoktu.

Çünkü elinden gelen buydu. Tek bir kaçış noktası vardı. Kitapçılar. Her gün aynı saatte, aynı sokaklardan geçerek giderdi kitapçıya. Ezbere bildiği evleri, pencerelerdeki çiçekleri, sokaklardaki o cılız ağaçları garip şekilde benimsemişti. Kulaklığından ruhuna akan müzikle beraber soyutlardı kendini dış dünyadan.

Bir zamanlar alıp veremediği çoktu zamanın hızla akıp gittiği dünyayla. Ancak bu savaş onun hem boyunu aştı hem de ruhunu yordu. Bir gün geriye doğru attığı tek bir adım her şeyi berraklaştırdı onun için.

Bazen bazı şeyleri çözebilmenin, onlardan kurtulabilmenin geri çekilip neler döndüğünü anlamaktan geçtiğini anladı. Kavuştuğu farkındalık ister onun beklediği gibi olsun ister olmasın, rahatlatıcıydı.

Çabalamak bazı zamanlarda daha yorucuymuş, anlamış oldu. Takip eden günlerde soyutladı kendini. Çok fazla anlattığını fark etti mesela. Herkes tarafından anlaşılmak gibi bir derdinin olduğunu gördü. Ama herkesin onu anlaması demek düşüncelerinin öznelliğinin çok sığ seviyelerde olduğunun kanıtı değil miydi? Ayrıca bu kadar konuşup kendini açmak savunmasızlık olarak geri dönmez miydi? Anlamak isteyen sessizlikten bile sayfalar dolusu mânâlar çıkarabilirdi. Gözlerine bir kez bile bakmayanlar nasıl kalbinden geçenleri algılayabilirlerdi ki?

Onu bir zamanlar üzen bu da değildi aslında. Değer kavramının insandan insana değişmesiyle büyük kavgalıydı o. Birine bakarken kalbi bu kadar atarken nasıl olur da karşı taraf bunu anlamazdı?
Karşılık için zorlanamaz hiç kimse, bunu biliyordu ama bazı şeyleri fark edip bunu kullanmak ne kadar doğruydu?

Burada yanlış olan neydi?

Çok değer vermek mi yoksa yanlış insana değer vermek mi? Her insan özünde sevilmek için yaratılmamış mıydı? Hepimizin açgözlülüğü sevilme söz konusu olunca kabarmıyor muydu zaten?

Tüm bunlar uzaklaştırdı onu. Cevapları asla samimi bulmadı. Kitaplardaki hayatların hayal dünyasındaki gerçekliği daha ilgi çekiciydi artık. Anlatmaya kalksa sayfalarca yazıyla açıklayamayacağı duygular kitaplarda bazen bir satır bazen bir paragraftı sadece. O da bir seçim yaptı. Kitapların büyüsünden onun kadar etkilenen birini bulana kadar çok arkadaş edinmeyecekti. Yeni insanlara kendini baştan anlatmak ve onların bunu kavramasını, kabullenmesini, kendince yargılamasını ve onu kendilerince bir kalıba oturtmalarını beklemek sıkıcı geliyordu çünkü.

Kitapçılar sokaklara göre sıcaklardı, samimi havaları ve ona her zaman daha tuhaf hissettiren atmosferleri vardı. Zaman o kadar yavaş akardı ki onun için. Kitapların dünyasında kaybolmak kadar eğlenceli bir şey yoktu artık.

Bir kitap ilgisini çektiğinde olduğu yere çöker ya da bir köşeye siner sonuna kadar o kitabı okurdu. Ardından kasanın ardındaki haftalık kitap yığınına ekler, her cuma okuduğu tüm kitapları satın alırdı. Ona alışan dükkan sahipleri ise bu durumu yadırgamaktan çok seviyorlardı. Sessiz sakin ve zararsızdı o. Hem kitapla içli dışlı olandan, cebinde Nazım Hikmet taşıyandan zarar gelmezdi.

Her şeyi okurdu o.

Roman, deneme, gezi yazısı ya da ansiklopedi hiç fark etmezdi. Hepsinin farklı, gevrek bir tadı vardı onun için.

Tüm hayalleri kitaplardan sonra değişmişti. Gitmek istediği yerler artmıştı mesela, gecenin tüm şehirleri açık hava müzesine çevirdiğine inanıyordu artık. Son okuduğu kitap sağ olsun bambaşka bir deneyim için yolculuğa çıkacak bir yabancı arayışındaydı bir süredir.

Kitaplar sayesinde ona sunulandan daha fazlası olabileceğine olan inancı artmıştı sanki.

Ve tüm bu süreç boyunca fark etmediği bir şey, biri vardı.

Her gün onun kitapçıya gelmesini bekleyen, kitapları usanmadan saatlerce inceleyişini izleyen, yüz ifadelerinden ne düşündüğünü çözmeye çalışan ve her gün o gittikten sonra onun bıraktığı kitabı okuyarak onun hissettiklerini hissetmek isteyen.

O, o kadar kendi dünyasında olmayı seviyordu ki bu kişiyi fark etmemişti bile. Fark edilmeyi sabırla beklese de merakı, ilgisi ve hayranlığı her geçen gün artıyordu. Sesini sadece giriş çıkışlarda verdiği selamlarda duyabiliyordu ama artık daha fazlasını istiyordu.
Bir gün okuduğu kitaptan aldığı cesaretle ikisinin de hayatını değiştirecek bir adım attı. Köşesine çekilmiş, kitabına dalmış onun yanına kuruldu. Elinde onun okuduğu kitaptan vardı. Yavaşça kulağından kulaklığı çıkararak kendi kulağına taktı. İşte o zaman ilk defa göz gözelerdi.

Heyecandan elleri titreyerek kitabın sayfalarını karıştırdı hızlıca. Aradığı sayfayı bulunca hafifçe gülümsedi. Ona yavaşça kitabı uzattı.

“Bazen en güzel yolculuklar minik bir adımla başlar.”

Onun tepkisini hem sabırsızlıkla bekliyor hem de gelecek tepkiden çekiniyordu.

O ise sakindi. Karşıdaki raftan başka bir kitap alarak bir süre sayfalarını karıştırdı. Durduğunda yüzünde samimi bir gülümseme oluşmuştu.

“En iyi maceran için gerekli olan sadece bir yabancıdır belki de?”

 
Sıla Malik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz