İnce Mevzu

Yeşil Koltuk

30 Ocak 2020

Yazı: Yeşil Koltuk | Yazan: Seda Çağlayan

İnsan paylaşmak istiyor.

İyi ya da kötü bir şey yaşadığı zaman olan biteni anlatmak, anlatmak, anlatmak ve bir süre susmamak istiyor. “Diline vurdu” derler ya halk arasında, aynen öyle oluyor işte. En azından ben öyle oluyorum. Ya da oluyordum. Bir süredir, tam olarak ne kadar olduğunu da bilmiyorum ama fark ettim ki, artık pek anlatmaz olmuşum. Ne yazarak, ne de yüz yüze. “E her hafta yazıyorsun ya bize” demeyin. Aynı şey değil. Ben kendi kendime yazmaktan bahsediyorum. Tamamen kişisel.

Kaçış

Günlük iştir, güçtür, zamanla genişleyen sosyal çevre, işten çıkıp doğrudan eve gitmemek… Bunların hepsi etken eski alışkanlığımı bir kenara bırakmış olmamda ama hiçbiri esas neden değil, biliyorum. Bunlar sığındığım mazeretler.

Artık eskisi kadar anlatmak istemiyorum. Kendime bile. Esas sebep bu. İyiyi, güzeli, mutluluğu paylaşmak daha kolay, buna hala hevesim var ama canımı sıkan şeyleri konuşmak istemiyorum. Sanki konuştukça büyüyorlar. Böyle katmer katmer olup yüreğimi sıkıyorlar.

Uyanış

Ve sanırım en büyük sebep de şu ki; çok büyük dert olduğuna inandığım, kendimi uğrunda paraladığım sebeplerin, gerçek dünyada bir toz tanesi bile etmediğine bir şekilde uyandım sonunda. Çok şükür!

Fark ettim ki gerçekten üzülecek esaslı bir sebebi olmayan ben, ona buna kafayı takmaya çok alışmışım. Bir süredir böyle düşünüyorum, o yüzden onları karanlık bir odaya kapattım, çok mecbur kalmadıkça da kapısını aralamıyorum. Fakat itiraf etmeliyim ki bunu bu şekilde yaşamak da hiç kolay değil. Çünkü kalem duruyor, dil duruyor ama zihin durmuyor.

Yeni Yer

Sevdiğim bir yer var bugünlerde. Osmanbey taraflarında. Huzurlu bir havası var. Sıcak bir dekorasyonu, dinlendirici müzikler. Ve yeni tanıdığım ama bilgisine güvendiğim biri. Oranın sahibi olan biri. Henüz yeni tanışıyoruz. Oldukça da mesafeliyiz aslında ama bu ara sadece gerçek anlamda onunla konuşuyorum.

Yeşil Koltuk

Çok güzel, koyu yeşil, rahat bir koltuk var. Orası benim yerim. Kadife. Çocukluğumdan kalan alışkanlıkla konuşurken kadifenin üzerine kumaşı ters ve düz ederek bir şeyler çiziyorum. Çiziyorum, sonra silip başka bir şey çiziyorum. Dikkatim dağılmasın diye telefonuma da hiç bakmıyorum. Yeni tanıştığım birine anlatmak da çok kolay değil, bazen konuşurken “Bunu neden yapıyorum?” diye düşünsem de vazgeçmiyorum. Demek bu ara bunu yapmak istiyorum. İçimden gelen sesi dinliyorum. Her zaman olduğu gibi.

Kalbim Yumruk Kadar

Yani genele kapalı, özele açık bir tavrım var bugünlerde. Mutlaka sizlerin içinde de benim gibi derdini söylemekten yılanlar vardır. Ama bu sistem bana yaradı gibi hissediyorum. Siz de kestirin birini gözünüze. Kendinize bir kurban seçin ve kimseye anlatmasanız bile ona anlatmaktan vazgeçmeyin.

Hepimizin kalbi yumruk kadar sonuçta, içine at at bir yere kadar.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 30 Ocak 2020 at 15:57

    Selam, öylesine haklısınız ki ama bu zamanda sizi dinleyecek ve belki de yol gösterecek, sizi tenkit etmeyecek ama söylemesi gerekenleri de dostça söyleyecek birini bulmak öyle zor ki. Sizin belki de çok savunmasız ve duygusal bir anınızda anlattıklarınızı, bir gün size karşı kullanmayacak, gerçek bir insan. İşte tam da bu yüzden anlatmaktan kaçar oluyoruz galiba.
     
    Ben kendi adıma, anlatarak rahatlamadığımı ve derdimin azalmadığını, hatta sonradan niye anlattım deyip pişmanlık duymayı ve hatta kendime kızmayı öğreneli çok uzun zaman olmadı. Ama nedense böyle daha rahat olduğumu, hiç olmazsa kendi açıklarım yüzünden üzemediklerini fark ettiğimden beri daha iyiyim. Belki de sadece dinleyen olmak daha iyi geldi bana. Belki bir gün ben de hiç ortak tanıdıklarımızın olmadığı birisine veya birilerine anlatırım…
     
    Sevgiyle kalın.

    • Cevapla Seda Çağlayan 4 Şubat 2020 at 01:45

      Nimet Hanım Merhabalar,
       
      Kendinizi bu kadar kendinize saklamaya karar vermiş olduğunuzu duymak beni çok mutlu etmedi. Bu teklifimi ne kadar ciddiye alırsınız bilmiyorum ama bizler burada tam da dediğiniz gibi birbirimizi tenkit etmeden, samimiyetle birbirine yardımcı olmamız gereken zamanlarda birbirlerini kollayan insanlar olarak bulunuyoruz ve ne zaman isterseniz sizinle de seve seve dertleşiriz. Çok çok teşekkür ederim yazdıklarımı okumaya değer bulup bir de benimle iletişime geçtiğiniz için. Bir gün birlikte bir kahve de içeriz umarım.
       
      Sevgiler çok çok.

      • Cevapla Nimet Canbayraktar 3 Mart 2020 at 17:34

        Merhaba
         
        Bunca zaman sonra gördüm ve okudum yazdıklarınızı. Merak etmeyin ben, burada yazanların ve yazılanların sıkı takipçisiyim. Ve okuduklarıma dayanamayıp yorum yazdığım oluyor. Sonra merakla cevapları da okuyor ve birileriyle konuşmuşum gibi hissediyorum zaten. İlginize teşekkür ederim. Ne güzel bu sitede, kahve içmek istediklerimin sayısı gün geçtikçe artıyor.
         
        Bazen araya engeller giriyor okumadıklarım oluyor ama sonra geriye dönüp hepsini okuyorum. Ve hem mutlak bir şeyler öğreniyor veya bir arkadaşla sohbet etmiş kadar memnun ayrılıyorum sayfadan.
         
        Esenlikler diliyorum.

        • Cevapla Seda Çağlayan 5 Mart 2020 at 01:46

          Biz sizin o dayanamayıp yorum yazmalarınıza bayılıyoruz:)
          Teşekkür ederim benimle de olduğunuz için, görüşmek üzere. sevgiler…

          Seda

  • Cevapla Leyla Sabuncu 31 Ocak 2020 at 23:06

    Ben Paşa’ma anlatıyorum dertlerimi…. Sabah kalkıyorum, salonumun duvarında o muhteşem uranyum dolu gözlere bakıp dert yanıyorum. Öyle bir ışık var ki o gözlerde… hâlâ canlı.. Cevaplarımı alıyormuşum gibi pek bir rahatlıyorum. Herkesin evinin duvarında Paşa’mızın bir resmi olmalı… Huzur dolu.. Cok iyi anlıyorum seni ve çok seviyorum. Kalemine sağlık… Sevgiyle kal…

    • Cevapla Seda Çağlayan 4 Şubat 2020 at 01:46

      Leyloşum, senin gibi kaç insan kaldı acaba yaşadığımız toplumda. İçindeki ateş hiç sönmesin.
       
      Seni seviyorum kadim dostum.

    Cevap Yaz