Satır Arası

Alışkanlıklar Ve Hayat

7 Şubat 2020

Yazı: Alışkanlıklar Ve Hayat | Yazan: Nalan Erpolat

Alışmak

Hayat hikayesinin başladığı noktadır alışmak. İnsan doğduğu andan itibaren bir şeylere alışmaya başlıyor. Karanlıktan çıkıyor, aydınlığa alışıyor; sudan çıkıyor karaya alışıyor. Anne kordonundan kopup, ağzıyla beslenmeye alışıyor. Yeni seslere alışıyor, zamanla annesinden-babasından farklı insanlara alışıyor, sosyalleşmeyle farklı ortamlara girmeye alışıyor. Kısaca yaşıyorsa alışıyor, hem de Necip Fazıl Kısakürek’in de söylediği gibi çok hızlı, bazen farketmeden alışıyor.

“Ah alışmak… Hislerimizin şimşeğini bir saniyenin ummanında bir katre kadar yaşatıp yutan dipsiz uçurum…”

Zamanla hayat karmaşıklaşıyor, alıştıkları çeşitleniyor insanın ve iki ayrı kavram çıkıyor ortaya. İyi alışkanlık ve kötü alışkanlık.

Kötü Alışkanlık | Bağımlılık

İyi alışkanlıklar hayatı güzelleştirse de, kötü alışkanlıklar zorlaştırıyor ve yaşamın tüm kalitesini düşürüyor. Kötü alışkanlıkları olan insanların bir çoğu, hayatın zorlaştığının farkında olmalarına rağmen, davranışlarından bir türlü vazgeçemiyorlar. Bunun sebebini anlayabilmek için, davranışın ilk başlamasına bakmak gerekiyor.

İnsanoğlu, doğası gereği hep acıdan ve zorluktan kaçmak; zevkin ve rahatın da peşinden gitmek ister. Hayatta kalmak için ise birçok sorumlulukları vardır ama sorumlulukların gereğini uygulamaya geçirmek de özünde zorluğu ve acıyı barındırır. İşte bu acılarla başa çıkmak için bedeni kısa süreli rahat ettirme ihtiyacı ile başlar kötü alışkanlıklar.

“Bir sigara yakayım da bir nefes alayım.”
“Bi’ çikolata atayım ağzıma da mutlu hissedeyim.”

Ya da daha çok çocuklukta başlayan:

“Şu internet oyununu oynayayım da öyle ödevimi yapayım.”

Bu gibi davranışlar çok tekrarlanınca alışkanlık olur; hayat işlevselliğini kaybettirecek raddeye gelirse de bağımlılık olur. Diğer bir değişle, davranışı gerçekleştirmek bireyin çalışmasını engelleyecek düzeyde ise ve birey davranışla ilgili öz denetimini kaybetmişse, bu birey artık o maddenin, o oyunun vs. bağımlısıdır.

Bağımlı olmak da çok uç bir durum değildir aslında, insan duygularla doğar ve duyguları olan her birey potansiyel bağımlıdır. Bağımlılık seviyesine gelmemek, farkındalıkla birlikte cesaret ve gayret gerektirir.

O anlık mutlu eden maddeden (sigara, alkol, çikolata vs.) vazgeçmek önce farkındalıkla başlar:

“Bu bana zarar veriyor, böyle giderse ben bunu çok daha fazla kullanırım ve ömrümün bir kısmını çok hasta ve obez olarak geçiririm; başıma bu kötülükler gelmeden bundan vazgeçmeliyim.”

Daha sonra cesaretle devam eder:

“Ben bu çikolatayı yemezsem kendimi iyi hissetmeyeceğim, biliyorum ama yine de yemeyeceğim.”

Daha sonra sabır ve gayretle devam eder:

“Evet anlık olarak kötü hissediyorum ama yolun sonu sağlıkla iyi hissetmek olacak, kilo da vermeye başlayacağım yakında, çok mutlu olacağım, yememeye devam edeceğim.”

Bu süreçlerde tabii, boşluğu dolduracak, her bireyin kişiliğine ve yaşam tarzına uygun farklı iyi alışkanlıkların kazanılmaya çalışılması da istenilmeyen davranıştan vazgeçilmesine destek olacaktır. Ama her şekilde alışkanlıklardan vazgeçilmesi sancılı bir süreçtir; tabii asla imkansız değildir.

Hayatın Akışı İçinde Alışmak

Bir de hayat aktıkça, yaş geçtikçe alıştıkları vardır insanların. Vakti zamanında “hayatta yapamam” denilen bazı şeyler de zamanla normalleşir. Eskilerin “insanın alışmadığı şey yoktur” sözü çok doğrudur, farkında olarak ya da olmayarak, hayatın mecburen getirdiklerine de alışır insan. İnsanların hep hayatın içinde bir şekilde faal olması bu mecburiyetleri her zaman kolaylaştırır.
Bu konuyla ilgili, Nazım Hikmet’in çok sevdiğim dizeleriyle bitirmek istiyorum sözlerimi:

“Kocalmaya Alışıyorum
Kocalmaya alışıyorum, dünyanın en zor zanaatına, Kapıları çalmaya son kere,
Durup durmadan ayrılığa.
Saatler, akarsınız, akarsınız, akarsınız
Anlamaya çalışıyorum
İnanmayı yitirmenin pahasına.
Bir söz söyleyecektim sana söyleyemedim. Dünyamda sabahleyin aç karnına içilen cigaramın tadı Ölüm kendinden önce bana yalnızlığımı yolladı Kıskanıyorum öylelerini,
Kocaldıklarının farkında bile değiller,
Öylesine başlarından aşkın işleri…”

Sevgilerimle,
Nalan Erpolat

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan