İçimdeki Sesler

Kardeş Gibisi Var Mı?

25 Şubat 2020

Yazı: Kardeş Gibisi Var Mı? | Yazan: Demet Uncu

Kız kardeşim dünyaya geldiğinde annem kardeşimi hiç kıskanmadığımı söyler. Onun için hep uysal ve merhametli bir çocuk olmuşum. Kardeşimi kucağıma verdiklerinde de sevgiyle onu kollarımın arasında tutmaya çalışıp o süre boyunca da hep gülümsemişim.

Bembeyaz tenli, pembe yanaklı, hafif tombik, sevimli kardeşim olmuş artık o benim. Ablası olarak dünyaya geldiğim için onu hep kollamak, hep korumak istemişim. Seneler sonra, sürekli kollamaya çalışan bu tavrımı ve ailemin korumacı yetiştirme tarzını sorguluyor olacağım elbette.

Ailenin küçüğü olanların kaderi miydi peki bu durum? Belki de düşmelerine, tökezlemelerine, hata yapmalarına imkan tanınmalıydı; yoksa nasıl pişirivereceklerdi kendilerini hayatın içerisinde, değil mi?

Kardeşimin henüz 2 yaşındayken salonda camın önüne bir sandalye çekip, aşağıda doğru sallandığını gördüğümde var olan tüm gücümle ona yapışıp içeri doğru çekmeye çalıştığım o birkaç saniyelik anı anımsadım şimdi. Ne maceralı bir gün olmuştu bizim için o gün.

Annem günlerce kendine gelememiş, ne kadar çok ağlamıştı. Kendisi çok naif, fedakar, korumacı, biraz da evhamlıdır. 20 yaşındayken evlenmiş ve 21 yaşında beni kucağına almış düşünsenize. Belki başka bir yazımın konusu olur sevgili annem 😍 Onun için hemen kardeşime dönüyorum şimdi.

Çocukken, onun gıda alerjisi olduğunu hatırlıyorum; özellikle yemeği çok sevdiği çikolata, muz, çilek gibi yiyeceklere karşı… Evimizde sıklıkla tekrarlanmış olan bir sahneyi gözünüzde canlandırmanızı istiyorum…

Muz Kabukları

Annem alışverişten dönmüş, aldığı muzları buzdolabının en üst köşesine yerleştirmiş, sonra yemeğini pişirmeye başlamış. Akşama doğru, meyveleri hazırlamak için buzdolabının üzerine doğru yönelmiş, muz kabuklarını görüp, içlerinin boş olduğunu fark edince, koridorda bir çığlık senfonisi başlamış…

İşte bahsettiğim bu olayın, belli aralıklarla bizim evde yaşandığını söyleyebilirim. Kardeşim, maalesef bu bahsettiğim yiyecekleri dayanamayıp, yediğinde özellikle elleri ve ayakları çok şişer ve kızarırdı. Ayakları yere bastıkça acıdığı için onu sırtıma alıp dolmuşçuluk isimli bir oyun uydurduğumu hatırlıyorum. Örneğin; onu odasından salona gitmek istediğinde sırtıma alıp, Şaşkınbakkal durağında durup (mutfak), bir bardak su içip, Erenköy (salon) durağında indirirdim. 😁

Genelde kardeşlerin aynı okulda eğitim almaları istenir. Nitekim ilkokulu birlikte aynı okulda okuduk kardeşimle. Ortaokul ve lise öğrenim hayatlarımız ise ayrı okullarda geçti. İlkokul yıllarında, teneffüslerde kardeşim bahçede oynarken her düştüğünde arkadaşları hemen sınıfıma koşar, “Kardeşin düştü, hemen gel” diye haber verirlerdi. Tabii abla olmanın sorumluluğu ile koşa koşa gider ve iyi olduğundan emin olduktan sonra sınıfıma dönerdim. Ailede bir hediye alınacaksa, aynısından iki tane alınırdı mesela. Aman bir maraza çıkmasın diye 🙂

Su Tabancası Savaşları | Nereye Gitti Bu Sarı Civcivler?

Yaz aylarında en çok sevdiğimiz şey evimizin büyük olan balkonunda birlikte vakit geçirmekti. Özellikle su tabancası ile geçirilen vakitleri anımsıyorum. Kardeşim balkondan aşağı sokakta yürüyen kişilerin üzerlerine su sıkıp, içeri kaçtıkça kahkahalarla birlikte saatlerce gülerdik; ta ki ıslanan bir adamcağızın kapı zilimizi çaldığı o ana kadar…

Pazardan alıp balkona koyduğumuz 2 minik, sarı civcinin içinde bulunduğu kutuya, yemlerini koymak için mutfağa girip, tekrar geri geldiğimizde; civcivlerin yerinde yeller estiğini, bir karganın götürdüğünü anladığımızda ise hüngür hüngür ağladığımız zamanları da dün gibi hatırlıyorum.

Yazı: Kardeş Gibisi Var Mı? | Yazan: Demet Uncu

Birlikte o kadar çok ve güzel anı biriktirdik ki hatırladıkça yüzümde beliren o gülümseme hiç gitmiyor inanın.

Büyüdükçe aramızda 2 yaş olması sebebi ile sadece kardeş değil, arkadaş da olmuştuk aslında… Her kardeş ilişkisinde olduğu gibi anne ve babasına karşı birbirlerini kollayan ve savunan kardeşler… Her ikimiz de ne kadar şanslı olduğumuzu biliyorduk aslında.

Nişan günümün akşamı, Ethem Efendi yokuşunda babamı arayıp arabaya arkadan çarptıklarını söylediğinde de aynı şansı içimde hissetmiş miydim acaba? 😉 O an tabii ki hayır; ama sonrasında bu olaya da çok güldüğümüzü hatırlıyorum. Biraz maceraperest, biraz gözü karaydı benim sevgili kardeşim.

Hayatımı birleştirdiğim insanı kaybettiğim haberini aldığım dakikadan itibaren Ankara’da yanı başımda bulduğum kardeşimden bahsediyorum size bu yazımda… Hayatımın belki de katlanmak zorunda kaldığım en zor dönemimde, kendimi kapattığım, kimseyle konuşmak istemediğim zamanlarda dahi yanımda hiç konuşmadan oturan kardeşim, o yas sürecini tamamlayıp, kendime yarattığım ev-iş arasındaki monoton hayatımı renklendirmek, beni harekete geçirmek için az çalışmadı.

Önceki yazılarımda bahsettiğim; yaratıcı yazarlık atölyesine katılmamı sağlayıp Mario Levi ile tanışmama vesile oldu. 70’ler Türkçe Pop Atölyesi’nde en sevdiğim şarkıları söylememe vesile olan yine kardeşimdi. Bir müsamere tadında olan konserimizi dinlemeye gelenler arasında da o vardı tabii.

Kendimi geliştirmeye ve yeni şeyler öğrenmeye hevesli olduğumu bildiği için, “İletişimde Ustalık”, “Başarı Psikolojisi” başlıklı eğitimlere beni yönlendiren yine kardeşim oldu.

Diyeceğim o ki

Kardeşi olanlar çok şanslı; tek çocuk olanların şansı da kardeş gibi dostu olanlar bence…

Sevgili kardeşimi ve bu yazımı okuyan ailesinde “kardeş” statüsünde olan herkesi sevgiyle selamlıyor, kardeşimle daha nice uzun seneler sağlıkla ve mutlulukla yan yana olabilmeyi diliyorum.

Sevgilerimle,
Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Müzeyyen Meral 26 Şubat 2020 at 20:16

    Bal tadında bir solukta okunan bu yazı çok güzel olmuş arkadaşım 👏🥰

    • Cevapla Demet Uncu 27 Şubat 2020 at 15:34

      Müzeyyenciğim, çok teşekkür ederim canım benim. Beğendiğine sevindim. 😊😘

  • Cevapla Nergiz Kocarslan 4 Mart 2020 at 03:59

    Demet Hanım; sıcacık, şefkat dolu bir yazı olmuş. Ne kadar şanslısınız ikiniz de.
     
    Çok sevgiler

  • Cevap Yaz