Hayatın Kendi Tasarımın

Nar Tanelerim

5 Şubat 2020

Yazı: Nar Tanelerim | Yazan: Handan Önder

Çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane.

Çocukluğumuzun meşhur bulmacalarından. Bu da nereden çıktı şimdi derseniz kendimi tanıma yolculuğumda kimliklerimi ilk öğrendiğimde “Aaa aynı nar taneleri gibi” demiştim. “Ben” dediğim bütünün içinde bu kadar çok parçam olduğunu öğrenmek şaşırtıcıydı. Hakikaten de görünen tek parça, içerisi ise epey bir kalabalık. Nardan tek farkı onun taneleri birbirinin aynısı ama benim içimdekiler her biri ayrı telden çalabiliyor. Farklı zamanlarda oluştukları için mi acaba?

Kim(lik)lerim

Doğduğum andan itibaren yerleşmeye başlamışlar içime. İlk gelen “evlat” kimliğim olmuş. Haa bir de ilk çocuk değilsem eğer “kardeş” kimliği de bonus. Sonra gelsin diğerleri… Öğrenci kimliği, arkadaş kimliği, kadın/erkek kimliği, iş kimliği, eş kimliği, anne/baba kimliği, komşu kimliği vs vs vs. Tüm bunların toplamı ise “ben“ dediğim “kişiliğim” olmuş.

Doğduğumuz anda paket halinde teslim almadığımız, yaşam yolumuz boyunca edindiğimiz bu kimliklerimizin her biri bizim bir parçamız. Bazılarında başarılıyız, bazılarında ise başarısız. Tam da bu nedenle hiç kimse bir bütün olarak ne iyi ne de kötü. Ama kategorize edip zamandan ve enerjiden tasarruf etmeyi seven bilinçaltımız genelde etiketlemeyi ilk izlenim üzerinden yapmayı sever. Karşılaştığımız kişi için beynimizde verileri hızla tarayıp onu mutlaka iyi ya da kötü bir tarafa yerleştirir.

Oysa insanları tek bir kimliğiyle değerlendirmek onu eksik tanımak olacaktır. Çünkü kimse aynı anda tüm kimliklerini açığa çıkaramaz. Bulunduğu ortam, karşısındaki kişi ya da kişiler ne ise kişinin de o kimliği açığa çıkar. (Evladın karşısında” baba”, annenin karşısında ”evlat” kimliği gibi). Bu yüzden bir kişiyi gerçekten tanımak zaman ister ve ilk izlenimler çoğu zaman yanıltıcı olabilir. Bir de kişiyi tanımak için onu farklı ortamlarda görmek gerekir.

Mesela çok yakından tanıdığınız bir arkadaşınızın ailesi ile bir araya geldiğinizde arkadaşınızın ailesine karşı tavırları sizi çok şaşırtabilir. Nemrut, geçimsiz üst yöneticinizle iş harici bir yerde görüştüğünüzde, mesela aile ortamında son derece ılımlı ve şevkatli bir baba ve uyumlu bir eş portresiyle karşılaştığınızda “bunun bütün nemrutluğu bizemiymiş” diye düşünebilirsiniz.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Tek bir kimliğiyle tanıyıp etiketlediğiniz kişi diğer kimliklerinde sizi ters köşe yapabilir.
Bazen de bazı kişiler bulundukları ortama ya da görüştüğü kişiye uygun kimliğe bürünemez. Mesela çocuğuna “patron” kimliğiyle veya komşusuna “ebeveyn” kimliğiyle davranmaya kalkar. Genellikle böyle nerede, nasıl davranacağını bilmeyenlere “densiz” deriz. Eğer bu eşik biraz daha aşılırsa bu kişiler psikiyatrinin alanına girerler.

Gidişler

Yaşam boyu bu kimliklerimiz bizimle olmaz. Bazılarının gidişi eğer adapte olamazsak bizi depresyona sokabilir. Anne ve babasını kaybeden bir kişi sadece ailesini değil aynı zamanda “evlat” kimliğini de yitirir. Onun için farkında olmasa da acısı daha fazladır. Bunun kadar travmatik olmasa da emekliye ayrılan kişinin, menopoza giren kadının, kardeşini veya arkadaşını kaybeden kişinin, boşanan insanların yaşadığı da budur.

Sistem boşluk kabul etmez.

Tüm kimliklerimiz başkalarına bağlı olsa da gidenlerin yerini doldurmak ve “ben” dediğimiz bütünü ayakta tutmak elimizde. Güçlü yanlarını besleyen, yeniliğe açık olan ve pek çok kimliği bir arada başarılı bir şekilde götüren insanlar var ve bizlere örnek teşkil ediyorlar.

Yazımı Tamer Dövücü’nün Optimum Denge Modeli kitabından bir alıntıyla bitireyim.

“Eski zamanlarda Batılı bir kral Doğulu bir krala satranç tahtası ve taşları hediye etmiş. Ve ‘Bu oyunu iyi oynarsan daha iyi bir kral olursun’ demiş. Doğulu kral da ona tavla hediye etmiş, Ve şöyle demiş, ‘Zarları hayat atar, oyunu sen oynarsın.’ Kimlikleri hayat getirir, içini doldurma sorumluluğu bizimdir. Zarlar ne gelirse gelsin en iyi eli oynamayı öğrenmek zorundayız.”

Sevgiyle kalın,
Handan Önder

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan