İçimdeki Sesler

O Taş Ev Gerçek Mi, Hayal Mi?

11 Şubat 2020

Yazı: O Taş Ev Gerçek Mi, Hayal Mi? | Yazan: Demet Uncu

Nihayet, yeni evinin penceresinin önüne yerleştirdiği sallanan sandalyesine oturabilmiş, keyifle Türk kahvesini yudumluyordu. Etraf o kadar sessiz, dingin ve huzur doluydu ki… Bembeyaz keten perdelerini araladığında masmavi bir deniz, turuncu ve sarının müthiş ahengi ile renklenen nefis bir günbatımını seyrediyordu şimdi. “Binlerce kez şükür” dedi içinden; hep severek çalışmış, tatlı yorgunlukları, ufak tefek sağlık sorunları olmuştu. Ama sonunda, bunu hak ettim diye içinden geçirdi. Herkesin emekli olunca şehir hayatını terk edip bir sahil kasabasında yaşayacağım dediği o hayali, sonunda kendisi gerçekleştirebilmişti işte. Çok fazla hayali olmamıştı bu hayatta ama;  yaklaşık 5-6 senedir içinde büyüttüğü bu düşünce şekillenivermişti işte. Belki hayatına girdiği adamın buna benzer hayalleri vardı, ondan da etkilenmişti sanırım.

En Sevdiğim Turkuaz

Yaşamak istediği ev, tam da istediği gibi olmuştu. Bir sahil kasabasında denize yürüme mesafesinde bir taş evdi şu an oturduğu… İki katlı, önünde terası olan, panjurlarının rengi en sevdiği turkuazdı evin.

Etrafı çam ağaçları ile çevrili; aralarında birer tane, en sevdiği ağaçlar olan, söğüt ve ıhlamur da vardı. Hafif esen, o ılık meltem rüzgarlarıyla sallanan, ipek görünümlü söğüt ağacının dallarına, bir de o mis gibi kokan ıhlamurun kokusuna bayılıyordu. Çok şükür; Allah ona, bunları görmeyi ve yaşamayı da nasip etmişti.

Evinin içi son derece sadeydi, özellikle tercih etmişti bu minimal çizgiyi. Artık gözlerinin, eşya yığınlarıyla yorulmasını istemiyordu. Açık mutfağında ahşap yuvarlak bir masa, annesinin ördüğü kırmızı-yeşil renkli oturma minderleri olan 4 sandalye, üzeri renkli mozaik taşları ile süslenmiş ahşap bir dolap ve bir de buzdolabı vardı. Pencerelerin çerçevelerini de turkuaza boyatmakla çok iyi yaptığını düşündü. Salonda kırmızı kadifeden 2’li koltuk, bir de aynı kumaştan ördek yeşili tekli koltuk vardı. Ortasına, anneannesinden kalma dikdörtgen sandığı yerleştirmişlerdi, çok da güzel bir orta sehpa olmuştu aslında. Salonun sağ köşesindeki eski şömineyi de unutmadan söylemek gerek, bu önemli bir detay olacaktı çünkü hayatlarında. Ara merdivenle çıkılan bir üst katta yatak odası ve bir de banyo vardı. Marangoza yaptırdıkları beyaz lakeden, pirinç başlıklı bir yatak ve kapakları camlı, üzeri minik sarı çiçek desenli perdeleri olan giysi dolabı da çok güzel olmuştu. Banyo keyfi için küvet detayı da unutulmamıştı tabii.

Sevmekle Başlar Her Şey

Bu güzelim taş evin en beğendiği köşesi olan terasa çıktı; mis gibi çam ağaçlarının ve denizden gelen iyot kokusunu şöyle güzelce ciğerlerine çekti.

Terasın ortasında, evin aynı malzemesinden olan taştan, dikdörtgen bir masa vardı. Masanın üzerinde duran, beyaz porselen vazodaki nefis kokan nergislerine şöyle bir baktı, yavaşça denize karşı, sandalyesine oturdu ve “Sevmekle Başlar Herşey” isimli kitabını okumaya devam etti.

Saatine baktığında altıydı, eşinin nerede kaldığını merak etti. “Bir çay koyayım bari” deyip, mutfağa doğru yöneldi. Anneannesinden kalma Antep işi çay takımlarını çıkardı. Onları anımsayıp, hafifçe gülümsedi. Keşke, onlar da burada olsaydı ve tüm aile ile birlikte bu taş evin keyfini sürebilseydik, diye aklından geçirdi. Bu düşüncelere takılı kalmak istemedi, düğümlenen boğazını bir bardak su içerek, biraz olsun ferahlattı. Ne de olsa, yeni bir hayat, artık onun için başlıyordu. Şehir hayatının kaosu, problemleri, pahalılığı, bu sebeplerden etkilenen duyarsız, anlayışsız insanları gerisinde bırakmıştı. Huzurlu ve sevgi dolu günler artık onu bekliyordu.

Sakızlı Kurabiyeler

Çayı demlerken, kırmızı renkli Vespa’nın sesini duydu ve kapıya çıktı. Sevgili eşi, her perşembe günü kurulan pazardan meyve, sebze; bir de kasabanın tek pastanesi olan Hülya Abla’dan en sevdiği, nefis damla sakızlı kurabiyeler almıştı. Motordan iner inmez, onu kollarıyla sarmaladı, elinden sadece kurabiye poşetini alıp, eve doğru yürüdü. Eşi, akşam için mangal hazırlığına başlamadan evvel birlikte terasta oturarak, bergamot kokan çaylarını, nefis kurabiyeler eşliğinde afiyetle yediler. Bir süre hiç konuşmadan, o sessiz ve huzurlu anların keyfini çıkardılar. Zaten onlar çoğu zaman konuşmadan da birbirlerinin hissettiklerini anlayan bir çifttiler.

“Ne iyi yaptın da hayatıma girdin, ne iyi oldu da birlikte hayal ettiğimiz evimizdeyiz şimdi” dedi sevgili eşi ona. Sandalyesinden kalkıp ona bir buse kondurduktan sonra, akşam için hazırlığa başladılar. Daha şimdiden, gramafonda çalmakta olan Zeki Müren şarkıları ile çakır keyif olmaya başlamışlardı zaten.

Birden, acı acı çalan telefonun sesini duydu ve açmak zorunda kaldı, “Demet Hanım okulun mutfağının su borusu patladı” haberini veren gece güvenlik personelinin sesi ile irkilerek, hangisinin gerçek olduğunu anlamaya çalıştı ve istemeyerek de olsa, gerçek hayatına geri döndü. Kurabildiği bu güzel hayal için önce kendini tebrik etti, hayalinden duyduğu büyük keyfi anımsayarak, bunun üzerine düşüneceğine kendi kendine söz verdi.

Sevgilerimle,
Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan