Ay Işığı Yolcusu

Öfke

25 Şubat 2020

Yazı: Öfke | Yazan: Atakan Balcı

Kızgınlık anlaşılabilir ve klasik anlamıyla hayvan-varlığımızın temelindeki yadsınamazlığı gösteren bir duygu. Bu duygunun kaçınılmazlığı da yaşadığımız boyutu biçimlendirme arayışımız ve boyutun tüm noktalarına kesin bir biçimde egemen olma isteğimizle fazlasıyla bağlantılıdır. Çünkü, bir padişahımızın da söylediği gibi “Dünya bir hükümdar için çok küçük”tür bizlere göre.

Açgözlülük

Bu, kızıl elma değil, Tengrici köklerimizle bağlantılı olan bir ülkü olan “kızıl elma” çok daha farklı bir kavram. Bu, üzerinde yaşadığımız yeryüzü ile de sınırlı değil. Bizdeki bu olgunun varoluşsal gerçekliği, önemli ölçüde, komşusu olduğumuz çöllerden ve batı kültürünün emperyalist damarlarının ırkımıza (insan?) ağusunu* akıtmasından kaynaklanan dev boyutlu bir hırs, açgözlülük. Hırs sözcüğü gerçi “aç gözlü” anlamına gelir ve o derece kötücül biçimde içimize yerleşmiştir ki özümüzden uzak bu ağu, “gelişme arzusu” imişçesine masumlaştırmaya çalışan yığınların içine atlar nice aydınlık yüzlerimiz bile. Halbuki kendini aydınlık yüzlerden sayan ayrık yığın (Kesinlikle aydınlanmanın ışıklı tozu ayaklarından yansıyan “aydın”ları kastetmiyorum), “hırslı” anlamına gelen “haris” sözcüğünü, anlamını gayet doğru biçimde de bilerek, “aç gözlü” anlamında, doğru anlamda kullanır. Sorun biçim değil, sorun anlam bile sayılmaz; sorun kavram, açgözlülük.

Nehrin Akışına Bırakmak

Aç gözlülüğe bu derece bağlı-bağımlı olan, damarlarında yeşil, ağulu kimyasal sıvı akan yığının atomu sözde bireyler ve bu yığınla birlikte aynı nehrin akışına kendini bırakmış olan sözde aydınlık yüzlüler (ki bir de aydın düşmanlığı yapar bu bireyler) hırslarına güzel bir neden bulur ve kendilerini de çok zorlanmadan ikna ederler.

Kızgınlığın, bazen çıplak gözle görülen ve fakat çoğunlukla “algısal özen mikroskobu” ile gözlemlenmesi gereken, yığının ise, bakışları istemi dışında olur da o yöne çevrildiği anlarda da gözlerini ve aslında ilginç bir başarı ile algılarını sımsıkı kapatır ve dışarı çıkmaya çalışırken daha az öncesinde kezlerce çarpıp geri dönmek zorunda kaldığı cama yeniden, yeniden ve yeniden tüm adanmışlığıyla vuran bir sinek gibi sürdürür yanlışını. Sinekten farklı olarak, kendi önündeki bu büyük boyutlu engelde küçücük bir delik olsun açacak gücü olsa da o engele neredeyse ilahi bir aşkla, şirk denilen türden bir aşkla bağlıdır ve aslında sinekten çok daha kötü durumda olsa da kendini insan ırkının en şereflisi, mükemmel ötesi sayar ve bir çoğu alçak gönüllü olduklarına ciddi ciddi inanarak girerler bu evrenden büyük çelişkinin içine.

Sanal Yaprak

Bütün bunlar öfke ile ilgili, bu satırlardaki bütün sözlerim. Öfkenin nedenleri değil yalnızca, aslında daha çok öfkeyi dönüştürmenin önündeki karbon çeliğinden yapılmış gibi görünen, fakat aslında sanal bir meyve ağacının yapraklarından yapılmış olan engeller. Ancak, özünde bu kadar dayanıksız olsa da bu dayanıksızlık, gerçeğin aydınlık yolunda olan biri için bile bazen yeterli gelmiyor. Ama en azından, içeride büyük bir kaosa ulaşmayı ve sonrasında inanılmaz görünen gerçek bir ışıkla yoğrulmayı, yoğrulmayı ve yeniden yoğrulmayı deneyimlemesini sağlıyor. İşte bunun için değer.

Sevi ve ışık ile!…

Atakan Balcı
 
 

Açıklamalar:

Ağu: Zehir ⇡⇡⇡

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan