Kırmızı

Önce Çocuklar Öldü

28 Şubat 2020

* Yazıyı yazarının sesinden dinlemek için alttaki ses dosyasını tıklayabilirsiniz.

* Yazarın Notu: Bu yazıyı, Schindler’s List – Main Theme (Piano) dinleyerek okumanız tavsiye olunur. YouTube linki için tıklayabilirsiniz.

Yazı: Önce Çocuklar Öldü | Yazan: Nurdan Yılmaztürk

Önce çocuklar öldü.
Sonra çocuklar öldü.
Hep çocuklar öldü.

Sonbaharın kışa telaşla ve rüzgârın önüne yaprakları katarak varmaya çalıştığı günlerden biri. Tepenin başındaki 1 kitap fuarının döner kapısının önünde uzayıp giden kuyrukta sırasını bekleyen sıska 1 kız çocuğu, uzun ince askısını 1 düğüm marifetiyle kısaltıp boynundan çaprazlamasına astığı çantasının içine, 1 avuç parasının hemen yanına iliştirdiği kitap listesine göz gezdiriyor heyecanla. Kitapları koklayarak okuyanların anlayabileceği türden 1 heyecan bu. Avuç içlerini terleten cinsten. Büyüyüp yaş aldıkça geçmeyen; bilakis kocaman 1 kadın haline, özenle taşıdığı özelliklerinden.

Döner kapı birkaç defa daha dönüyor onu almadan içine.

1 lunaparktaymış hissi. Dönme dolap sırasının kendisine gelmesini beklemeye tahammülü kalmamış küçük 1 kız çocuğu hali. Ve işte içeri girebildi. Kitabın olduğu her yer onun için 1 mabet sanki. Önü, arkası, sağı, solu kitaplarla dolu. Mutlulukla selamlıyor hepsini. Hayalinde, hepsini kucaklayıp eve götürme isteği. Hangi yöne gitmeli, nereden başlamalı şimdi? Yokluyor, karışık kafasının üzerinde dağınık halde duran, uçları kıvrımlı çikolata kahvesi saçlarını.

Listesini 1 pusula gibi kullanma kararı ile başlıyor bu her sene 1 seyahate çıkar gibi hazırlandığı gezisine. Parmak uçları ile dokunmak suretiyle kitaplara, geçiyor kitapevlerinin tezgahlarının önünden usulca. 1 yandan listesindekileri bulmanın sevinci kaplarken içini, diğer yandan elleri ve gözleri ile değiyor özellikle sert kapaklı olanlara. Zira onlar en sevdikleri. Ve bu ba(ğ)zen, yumuşak karnı onun kitapları seçerkenki.

Aklından bunlar geçerken, 1 kitap ilişiyor gözüne birden. Adını bilmediği 1 yazar. Kırmızı, gri ve siyah renklerden oluşan kitap kapağının üzerinde kırık 1 oyuncak bebek resmi. Elleri başının 2 yanında, bedeninden geriye hiç bir şey kalmamış gibi. Ölü belli ki. Kızı, hızla 1 duvara çarpmışçasına vuruyor ismi.

Küçük sıska kız, eskilerin tabiriyle okumayı söktüğünden beri, okunacak ne bulsa etrafında hemen okuyan biri. Okuyacağı her ne ise; yaşından, başından, boyundan, posundan ve dahası usundan, düşünden, işittiğinden, gördüğünden, bildiğinden büyük dahi olsa okur yutarcasına. Bu sebepten; ileri miyop gözleri, ilerlerdi ba(ğ)zen sabahlara dek satırlar boyunca.

O kitabı da tam da böyle okudu.

Çocukların doğduğu topraklarda ne de kolay öldüğünü ilk kez, 1 gazetenin ana sayfasını kaplayan 1 fotoğraf eşliğinde henüz 8 yaşındayken okumuştu.

Gazete, fotoğraftaki 6 günlük bebek gibi kokuyordu; kan, süt, ölük. Sonra; boynundan ince, suçundan hallice 1 ilmiğin ucunda asılı duran 1 çocuğun hikayesini okudu. Tarihler, güllerin solduğu 1 akşamı gösteriyordu. Evlerine renkli tüplü televizyonların henüz girdiği dönemlerde 1 gün, haberlerde, iyi eğitimli ama çoook iyi eğitimli 1 çocuğun; silah değil de kalem tutmayı çok iyi bilen 1 çocuğun, vatani görevi esnasında hain 1 pusuya düşüp öldüğünü 1 altyazıda okudu.

Küçük kız büyüdükçe, ölü çocuk sayıları da büyüdü. Çocuklar, kimi zaman tek başına, kimi zaman topluca ölüyordu. Sebeplerini, kurallarını, taraflarını hiç bilmedikleri ve tanımadıkları oyunlarda 1 piyon gibi ve ba(ğ)zen taburlarca öne sürülerek; bu toprakların fıtratı buymuşcasına ölüyordu. Dünyaya gelişlerine kendileri karar veremedikleri gibi bu dünyadan gidişlerine de kendileri karar veremeyerek ölüyordu.

Önce çocuklar ölüyordu. Sonra çocuklar ölüyordu. Hep çocuklar ölüyordu.

Nurdan Yılmaztürk

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 28 Şubat 2020 at 21:27

    Sözün bittiği yer Nurdan Hanım.

  • Cevap Yaz