Üçüncü Göz

Sabah Yazmaları

10 Şubat 2020

Yazı: Sabah Yazmaları | Yazan: İlayda Oylum Güleryüz

Bir kitapta okumuştum, sabah yazmalarının önemini. Her sabah yazamıyorum tabii. Ancak, bu kış gününde yazdan kalma bir mektubum var…

İnsan güneşin doğuşuna bu kadar heyacanlanıyorsa, kendinden bir parçanın doğmasına neler hissetmez kim bilir. Henüz çok, çok, çok uzaklarda yıldız olan kızım Pera’m. Yıldız kadar parlak, ay ışığı kadar berrak yüzünü okşamak için sabırsızlanıyorum. O kadar çok suladım ki toprağı göz yaşlarım ile senin için taze meyvelerin, sebzelerin çıkmaması mümkün değil.

Bulut, yatağın tüm yorganını üstüne çekmiş gibi İzmir’de. Geçen gün 05:58’de Bozcaada’da karşıladığım bulutu İzmir’de 05.55’de karşılıyor olacağım. Kalemimi elime alamadığım günlere çok üzülüyorum ancak elden gelmiyor bazen (bazı şeyler).

Şevval Sam’ın Bozcaada şarkısını mutlaka dinle ve kendine gül rengi bir şarap ısmarlamayı ihmal etme. Kendime kaldığım günlerde boğulmak ile en derine dalmak arasında o kadar çok gidiyorum ki bu duygular sana uğrayacak olduğunda sakın korkma. Gönlünün alabildiği kadar kitap ile otur bir kenara, neler olması gerektiğini yaşayarak öğreneceksin. Ah! Evet bu dünya öyle bir yer.

Olması gerekenler, olanlar ve olacaklar.

Baş, orta ve son gibi. Okuduğum bir hikaye kitabının giriş, gelişme, sonuç kısmına denk geliyor. Şimdi insanlar benim bu saatte kalkmamı tabii hiçbir işi yok olarak yorumlayacak (bana göre). Fırlama cümlelerim içimi şişiriyor. Halbuki ben gün doğumlarını hep sevdim bunun iş ile alakası yok.

Kendi kendime tuttuğum çeteleler nasıl da çenesi düşük, aşağıya çeken varlıklar.

“Her gecenin bir sabahı…”

Ve günün sonunda (daha gün doğmamışken) insan en çok da bu yatağı kadar dağınık cümlelerinden ve kendinden korkuyor. Cümleye de “ve” ile başlamışım, iyi mi? Zihnimin tozlarını almak gibi bu cümleleri yazmak. Kendi kendime kalana dek ne kadar çok yük var bırakmam gereken. Kendi cevherine ulaşabilmenin en zor ya da yorucu hali. Daktiloda çatır çatır yazarlarmış ya işte ben de o takır takır seslerin huzurunu en içimde hissediyorum. Üzerime dökülen sihrin (ah sihir dememelisin yanlış anlayacaklar) faydasını yaşıyorum. Okumak, yazmak ve konuşmak. Dinleyemediğim ve durmadan kustuğum cümleleri düşünmeyelim.

“Kuş olur uçarım, yanarken içim.”

Gönlüm bir deli coştu sende. İşte bu coşkuyu hemen aleo vera gibi süreyim istedim, ben dahil herkes faydalansın.

Bir şey yapacağım yahu altı üstü bir şey ve bunun için milyon tane cümle kuruyorum, üstelik çoğu da çöp cümle. Anda nehir gibi akıp gidemiyorum, bunu o kadar çok istiyorum ki “Romeo Juliet”teki o sahne kadar istiyorum. Spor eşyalarımı arabanın arkasına koyup, sabah okumalarıma, yazmalarımı eklemek istiyorum.

“Sürgün olur göçerim, bu diyarlardan.”

Yazabildiğin için, gözlerinin bu denli açık olduğu için ve cesaretinden dolayı, hayatını kucaklayışından dolayı tebrik ederim Oyluş. Seni Seviyorum.

Nasılsın?
Heyacanlı.
Kaç dakika kaldı?
46.

Güneşin Kızları dizisi değil ama yaşadığım görsel şölene şahit olmanızı isterdim. Ah Küçük Prens! Kaç kişi benimle beraber bu görüntülere sahip ki? Tam da bu noktada insan kendini şanslı adlandırmamalı mı?

Şimdi spor kıyafetlerimi giyeceğim, arabaya atlayıp Bostanlı’ya gideceğim. Benim seromoniye hazırlanır şeklinde hazırlandığım şeylere insanların çoktan hazır olduğunu görünce kendimin çok da matah bir şey yapmadığını anlayacağım. Matah bir şey yapma sevdam her nereden geliyorsa. Reddedilme korkusu o bu, hadi ama Oyluş gönlündeki kuşu biraz salmanın sence de zamanı gelmedi mi?

“Uykusuzluğundan belli, kafanda birikintiler, teker teker döküldüler.”

Tam da bu değil mi?

“Sen hep kendine önlemler aldın, ben kendime yasaklar koydum”… Gibi gibi gibi…

Bu su hiç durmaz, müziğin harika ritmiyle gün doğuma gidiyor aşk ve sevgiyle. O beklenen en iyi gün bugün! Çünkü…

“Bugünü daha önce hiç görmedim!”

Sevgimle,
İlayda Oylum Güleryüz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan