İnce Mevzu

Yeşilmişik

13 Şubat 2020

Yazı: Yeşilmişik | Yazan: Seda Çağlayan

Bitkilerle aranız nasıl? Çiçeği dalında mı seversiniz yoksa vazoda mı mesela? Yoksa hazır yetişmişinden mi alıp koyarsınız salonunuza ya da ufacıkken alıp büyütecek kadar sabrınız var mı? Bu da bir aşk gerektirir sonuçta, o kadar aşk sizde var mı?

Boyumdan büyük bitkiler

Ben hep içinde bitki yetiştirilen evlerde büyüdüm. Zaman zaman evlerimiz değişti ama evlerimizdeki bitki popülasyonu hiç değişmedi. Hep çok çoklardı. Hatırlıyorum, 8-9 yaşlarımdayken evin içinde benim boyumdan çok yüksek, kocaman yeşil yaprakları olan bitkilerimiz vardı. Babam ve annem hepsini özenle seçmişlerdi. Bir de baharla birlikte delirmiş gibi açan kocaman bir açelyamız vardı. O delirip açtıkça ben de ona delirirdim. Üzerindeki minik pembe çiçekleriyle küçük bir kızın aklını başından alabilecek kadar gösterişliydi. Babam ince ince uğraşırdı hepsiyle. Annem de elbette ama daha çok babam.

İlk bitkilerim

Bu şekilde büyüyen biri olarak benim de kaçınılmaz şekilde, nefes aldıklarına, kırıldıklarında acı hissettiklerine inandığım bu şahane canlı türüyle aramda tatlı bir bağ oluştu.

İşe başladıktan sonra ajanstaki masamın üzerinde, camımın yanında ve başka muhtelif yerlerde çalışan insanın kaçınılmaz bitkisi olan orkidelerime bakmaya başladım. O zaman fiyatları bu kadar makul seviyelere inmemişti henüz, dolayısıyla hem maddi hem manevi olarak çok kıymetliydiler, gözlerinin içlerine bakıyordum. Beni uzuuuun uzuuuun bekletip ilk çiçek dalını vermeye başladıktan sonra acayip süratli biçimde büyüyor, çiçek açıyor ve aylarca gönlümü hoş ediyorlardı. Kendiminkilerle birlikte arkadaşlarımınkileri de evlat edinmiştim, dedim ya en başta size, sabır işi, bu da bir aşk sonuçta diye, işte o aşk onlarda yoktu, bendeki hepsinin oldu.

Ben o aşkla ne orkideler büyüttüm, ne menekşeler açtırdım ve hatta ne fesleğenler suladım. Bayılıyorum fesleğene, en sıkıldığınız anda gezdirin elinizi üzerinde, hop bir kendinize getirsin sizi. Bir de dünyanın en ucuz bitkisi, evde kendiniz bile yetiştirirsiniz aslında. Deneyin.

Evimin cool tavrını yumuşatan bitkilerim

Sonra kendi evim oldu. İçindeki her detayla tek tek uğraştım. Alınacak çay kaşığından asılacak aynaya kadar delice araştırdım. Her şey yerine oturduktan, düzen kurulduktan sonra da sıra bitki alışverişine geldi. Evin geneli o zamanlar beyaz-gri idi, çok cool, havalı falandı ama çok soluk geliyordu gözüme, cansız. İlk bitkimi babam aldı, yine büyük, iğne yapraklı bir bitki; 3 gövdeli Dracaena Marginata.

İsmi bu kadar Akdeniz kokan canım bitkim evdeki konumu itibariyle güneşi gördükçe büyüdü, serpildi, artık benden daha uzun.

İkinci bitkimi çok ama çok kardeş bildiğim güzel arkadaşım Begüm hediye etti bana; henüz ergen bir Anthurium andraeanum.

Daha yeni yeni büyümekte olan o ergen bitki hayatımdaki en arsız ergenlerden biri çıktı inanır mısınız, üzerinde 5-6 çiçekten az çiçekle geçirdiği günü olmadı, muhtemelen o da hem yerini çok sevdi hem de beni. Evet, konuşuyorum zaman zaman onlarla, kusura bakmayın, herkes yapabilir sonuçta.

Bu iki tatlış benim evimin ilk bitkileri oldular, sonra giderek çoğaldık. Komşum kızının kendisine gönderdiği orkidesini bakamadığı için bana verdi, sonra ben babamdan bir Benjamin istedim. O da evdeki benjaminden çoğaltıp, büyütüp, geliştirmem üzere bana verdi, 40 tembihle elbette; “Bak sakın fısfıslamayı unutma, yağmurlamazsan gelişmez, kurur yaprakları, çok su verme, bozarsın çiçeği, çok kurutma toprağı susuz kalmasın…”

Gözüm gibi baktım, büyüdü miniğim. Ve daha neler var derseniz bir mini mandalina ağacım, bu sene ikinci kez meyve verdi bana, Kaş’a son gittiğimde arkadaşımın bana verdiği beş çeşit mini mini kaktüs, bir adet yapraklarının kenarları koyu, iç kısımları açık yeşil olan Dieffenbachia.

Bu arada bir bilgi de paylaşayım sizinle; Diffenbachia zehirli bir bitkidir. Eğer yaprakları yenirse kişi bir süre konuşamaz. Bu sebeple “Dumb Cane” yani dilsiz bastonu olarak da adlandırılır. Bu bilginin kıymetini bilin, yarın bir gün kullanmak gerekebilir her türlü.

Sonra bir adet Philodendron Scandens yani kalp yapraklı salon şarmaşığı ve nihayet en yeni ve kıymetli üyemiz bir adet Monstera Adansonii yani halk arasında bilinen adıyla deve tabanı.

Yeşilmişik

Baya baya kalabalığız gördüğünüz gibi. Baya baya yeşilmişik. Bir de ben bitkileri bir arada görmeyi seviyorum, evin içinde dağınık değil de bir arada. Ve sanırım onlar da o şekilde daha mutlular, giderek coşan bir halleri var zira. Haftada bir sulananlar, fısfıslananlar, gereğinde duşa sokulanlar, yerde durmayı sevenler, yüksekte gezinenler, daha neler neler.

Ben size bu konuyu sabaha kadar yazabilirim biliyor musunuz. Çok acayip, insan bir kere bulaştı mı elini çekmek istemiyor. Hastalık gibi. Her bir yeni tomurcukta, yeni bir minik yeşil dalda mutlu oluyorsun kendini kaptırınca. Bir de onlara zaman harcarken başka şey düşünemiyorsun, bu da şahane bir fayda mesela hanımlar, beyler. Bir de üzerine evin havasını temizliyorlar. Ve bunların hepsini birazcık suyla yapıyorlar.

Eğer bitki olmayan bir evdeyseniz bunun eksikliğini hissetmiyor ve bu yazının neden bu kadar uzadığına anlam verememiş olabilirsiniz. Siz kimseniz kendinizi belli edin lütfen, siz hazır hissettiğiniz zaman bu konuyla ilgili sizinle ayrıca ilgileneceğim. Zira aşkın bin türlü halinden biri olan bu mevzuya bulaşmadan yaşayıp gitmenize gönlüm hiç razı olmaz.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz