İnce Mevzu

Beni Böyle Sev Seveceksen

26 Mart 2020
Yazı: Beni Böyle Sev Seveceksen | Yazan: Seda Çağlayan

Kafamın içinde kelimeler düşüncelerime yetişebilmek için çılgınca bir gayret içindeler. Zira normal adımlarla onlara yetişebilmeleri mümkün değil zavallıların. Düşüncelerim, hâkim olamadığım biçimde değişiyorlar. Kötü iyiye, nefret sevgiye, kızgınlık sakinliğe evriliyor. Her şey tepetaklak oluyor kafamın içinde. İşte bu yüzden o zavallı kelimeler arkalarından bir kurt sürüsü koşarcasına birbirlerinin üstünden geçerek bu değişimi yakalamaya çalışıyorlar.

Telefonda

Birine bu kadar hızlı bir değişiklik içinde laf anlatmaya çalışmak ne zor bilseniz. Düşüncelerinizin hızına yetişemeyen kelimeleri, düzgünce yan yana getirip bir cümle kurabilmek bazen deveye hendek atlatmaktan zor. Hele de bu lafları anlatman gereken insan karşında değil de telefonun ucundaysa.

Bir zaman sonra bu gayret yoruyor. Zaten aslında yapmak istediğin şeye de engel oluyor. Bırakıyorsun. Kelimeler kendi halinde salınırken boşlukta aslında gitmeleri gereken en doğru cümlenin göbeğine oturuyor ve söylemek istediğin asıl şey bir çırpıda dudaklarından dökülüyor. Tıpkı şu anda kelimelerin havada uçuştuğu ama en doğru cümlenin içinde yerini alabildiği gibi. Özgürce.

Söylemen gerekenleri değil de söylemek istediklerini söyleyebilince, yazabilince böyle oluyor. Biliyorum, siz de şimdi bir çırpıda okuyorsunuz. İşte kendimi saklamamanın mükâfatı. Anlık bile olsa. Bir anlık bile. Eğer tüm bu fütursuzca kurulan cümleler geçirebiliyorsa karşımdaki kişiye içimdeki karmakarışık her türlü duyguyu tek tek ipe dizilmiş gibi, işte o zaman özgürlük oluyor.

Hem de çok matah!

Peki, çok mu matah bir şey bu kadar özgürce hatta fütursuzca konuşmak? İcabında karşındakini sıkıntıya sokmak? Evet efendim, çok matah. Çünkü ancak o zaman gerçek. Çünkü ancak o zaman iç içe geçebiliyor iki insan. Tüm saçmalıklarına rağmen olan biten her şeyin; kelimeler ağzından hâlâ başına gelebileceklerden korkmadan dökülebiliyorsa dudaklarından işte o zaman bir kıymeti var. Kurulu bebek gibi konuşmakta ne var. Alasını yaparım. Kitap gibi konuşurum icabında. Zor olan göze alarak özgürce konuşmak.

Dök kendini avuçlarıma

Ve işte böyle böyle konuşurken, döktükçe kendini karşındakinin avuçlarına, o da ancak açar sana dilindeki belki de kalbindeki kilidi. Ve işte ancak o zaman başlar gerçekler su yüzüne çıkmaya. Sonucu beğenebilirsin. Beğenmeye de bilirsin. Risk hep var. İşte tam da bu zaten göze alınması gereken.

Beni böyle sev seveceksen

Duyduklarından süzdüklerin, kalbini kavurabilir de ayaklarını yerden de kesebilir. Ya da her ikisini de yapmaz belki ama sana derin bir oh çektirebilir. Bunca zaman içinde tutup tutup da hiç yoklarmış gibi davrandığın düşüncelerini karşındakinin avuçlarına dökerek yükünden kurtulmanın verdiği o hafiflikle çektiğin derin bir oh. Sonrasında gelip omuzlarından aşağı yavaşça inen ince bir duygu.

Huzursuzlukla huzur arası, içindeki deli dalgaları sahile vuran küçük köpüklü dalgalara dönüştürmeye yetecek bir ince duygu. Belki daha rahat geçilecek bir uyku. Belki de daha fazlası.

Hiçbir zaman dinlemeyeceğim sözünü.

Ve ben sadece kalbime ve kalbine ve yaralarımıza ve derinlerimize değer vereceğim.

Beni böyle sev seveceksen.

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Sedat Gökmenoğlu 26 Mart 2020 at 10:29

    Hissettiğimiz gibi yaşamak ve hissettiklerimizi içtenlikle ortaya koyup paylaşabilmek herhalde en güzeli olsa gerek.
    Can Yücel’in dediği gibi “Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.”
     
    Teşekkürler…

    • Cevapla Seda Çağlayan 27 Mart 2020 at 18:32

      En güzeli evet. En temizi.
       
      Ne kadar güzel bir cümleyi hatırlattınız bana.
       
      Çok teşekkür ederim 🙂
       
      Sevgiler

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan