Varlık Sancısı

Cennet ve Massimino

11 Mart 2020

Yazı: Cennet ve Massimino

Hubble Teleskobunun bakımı için gönderilen Astronot Mike Massimino ağlayarak “cennet” deneyimini anlatıyor:

“Çok uzaktayım, alışkın olduğum nesneler yok, yer çekimi yok, sonsuz bir boşluk ve karanlık. Önümdeki teleskoptan başka cisim yok. Bir anlık gözlerim geldiğim yere yani dünyaya kaydı. Mavi pürüzsüz bir küre dönüyor. O kadar güzel ki… Bir mutluluk her tarafımı sardı. O kadar hafifim ki. Sanki yokum ama varım. Tarif edilemez bir dinginlik/huzur kapladı beni. Hissettiklerim kelimelere sığmaz. Gözyaşlarım yağmur gibi akmaya başladı. Kendi kendime; ‘Cennet orası işte. Dünya bizim cennetimiz’ diye düşündüm.”

Kozmik Bilinç Genişlemesine Şahit Oldunuz mu?

Tam böyle demese de aşağı yukarı böyle dediğini sanıyorum Astronot Mike Massimino’nun. “Aşağı yukarı” dememin sebepleri var. İzlediğim belgesel tercüme idi. Anlatan kişi astronotla aralarında geçen sohbeti aktarmaya çalışıyordu. (Deneyin isterseniz. Duyduğunuz bir olayı bir başkasına tıpa tıp aktarmanız imkânsıza yakındır. Tabi vakanüvis/vahi kâtipleri gibi bire bir not tutmuyorsanız.) Olayın esas kişisi Astronot Massimino ise metafora başvurmadan çıplak kelimelerle anlatılması imkânsız olan yaşadığı fizik ötesi (cennet-miraç) deneyimini belgesel yapımcısına anlatmaya çalışmışmış.

“Mış da muş da ne diyorsun be adam!” demeyin lütfen. Rahmetli Kemal Sunal ile Şener Şen’in oynadığı at izinin it izine karıştığı bir filmde geçen “Emir Eri Ramazan, enişte, süt oğlan” diyaloglarını anımsattığımın farkındayım. Bekleyin çok ciddi (!) sonuçlar çıkaracağım bu olaydan.

Bir bilim adamından çok bir televizyon yıldızı olan astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’u popüler bilim, astrofizik gibi mevzulara meraklı olanlar duymuştur. National Geographic’in çok izlenen bilim-komedi karışımı Yıldızlarla Buluşma isimli programın sunucudur. Hangi bölümdü, hatırlamıyorum. İzledim işte. Programın esas insanlarından biri olan komedyen kadın, Bay Tyson’a İngiltere’den bir soru olduğunu söyledi. Tabi insanlar doğal hallerini korumaya azami gayret ettikleri için seyir zevki yüksek ve ara ara çok zekice espriler oluyor. Soru da aşağı yukarı şöyle idi:

“Efendim merhaba! Yıllardır astrofizikle uğraşıyorsunuz. Hiç kozmik bir bilinç genişlemesi/sıçraması/aydınlanması yaşayan birine rastladınız mı?”

Astronot Massimino Ve Cennet

Epeydir izlediğim için tavır ve tepkilerinden programın sunucusu Neil deGrasse Tyson’nın fizik ötesi deneyimlere pek tarafsız yaklaşmadığını tahmin ediyordum. Ne diyeceğini merak ettim. Tyson, atmosfer dışına konumlandırılan ilk teleskop olan Hubble Teleskobunun bakımını yapmak için bu göreve giden ve yörüngede 24 gün kalan astronotlardan biri olan Mike Massimino ile yaptığı sohbeti (konuşma esnasında yine gözyaşlarını tutamadığını) anlattı.

Astronot Massimino üstlendiği görevi pür dikkat yaparken anlık gelişen deneyimini şu sözlerle aktarır:

“Bir anlık gözlerim geldiğim yere yani dünyaya kaydı. Mavi pürüzsüz bir küre dönüyor. O kadar güzel ki… Şu evrende ondan güzeli ve benzeri yok gibi… Mars’a bak mesela kupkuru bir kayalık. Tanrı bizi seviyor ki bizi oraya yerleştirdi. Bir mutluluk her tarafımı sardı. O kadar hafifim ki. Sanki yokum ama varım. Tarif edilemez bir dinginlik/huzur kapladı beni. Hissettiklerim kelimelere sığmaz. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Kendi kendime; ‘Cennet orası işte. Dünya bizim cennetimiz’ diye düşündüm.”

Boş Verilen İstenmeyenle Dolar

Şimdi çok özel bir noktaya geldik. İşin içine felsefe, din, bilim kısaca insan türünün hikâyesi, doğaya, kendisine bakışı… “Nereden geldik? Neyiz? Nereye gidiyoruz?” vaaz gibi oldu ama kelimelere takılmayın.

İnsanın anlam arayışı üç yoldan oluyor. Din, felsefe ve bilim. Bu üç sacayağı da varlığın evrensel bir kavramına karşılık geliyor. Yani birini boş vermek boşluk oluşturmuyor. Boş verilen alan istenmeyenle (kibir, kin, nefret, şiddet, faşizm, hor görme, yabancılaşma, yok sayma ile) doluyor. Ön yargısız üç alanı da dolaysız anlamak lazım gelir, derler. Yoksa devinim yasası gereği savaşınız sürer gider. Aslında devinim hiç durmaz ama siz artık nehrin kıyısında serin bir gölgede oturup seyirci konumuna yükseldiğiniz için değişiklikler rahatınızı bozmaz. Neyse Budist keşişi gibi konuşmaya başladım.

Susun! Âdem Babamız Konuşuyor

Astronot Mike Massimino’nun deneyimine yukarıda saydığım üç evrensel sabit (din-felsefe-bilim) açısından bakalım.

İlk sözü Âdem Babamıza vereceğim. Astronot Mike Massimino dedesinin kadim deneyimi ışığında ne gördü?

“Ey oğul* benim hikâyem bir ‘HAYIR’la başladı. Sonsuz sükûn, sesiz, kıpırtısız, huzur ve entropisiz bir evrende yaşarken isyan bayrağı açarak bütün bu gerçek güzelliklere LA (HAYIR) dedim. Karşılığında iradesi olan seçme hakkı olan yani irade sahibi olacaktım. Tıpkı senin gibi her şey uzakta (vehimde) bana güzel gözüktü. Ben sonsuza kadar bu âlemin keyfini sürecektim. Çok geçmeden bir felakete EVET dediğimi anladım fakat iş işten geçmişti bir kere aşağı düşmüştüm. Boş hayaller. Ölüm-yaşam ikiz kardeşti bu âlemde. Bir var oluşlar ve yok oluşlar yurduna gelmiştim. İstemediğim her şey vardı. Acımasız vahşi bir gezegene sürülmüştüm. Çalışma, savaş (doğa ile hayvanlarla), sıcak, soğuk, açlık, barınma ve zayıf bir beden. Can sıkıntısından bir eş (eşit) istedim. Bu isteğim gerçekleşti. Bu olayda sonra bir de haleflik* (ardı ardına çoğalan) özelliği kazandım. Çocuklarımız oldu. Düşünebiliyor musun sevgili torunum Massimino! Toplam dört kişiydik ve bir oğlum bir diğerini öldürdü. Sayınız çok artmıştır. Kim bilir ne çok cinayet işleniyordur. Ve sen buraya cennet diyorsun? Yapma yavrum Massimino. Orası aldatıcıdır. Gerçeklik verirsen çok başlı bir ejderhaya dönüşür, kafa kesmen çözüm değil, sonsuz yüzleri olan yeni kafalarla karşına dikilir ve bir türlü gaflet uykusundan uyanmana izin vermez. Ben yaşadığım onca acıdan sonra aman diledim. Buranın gerçek olmadığını, bir serap olduğunu anladığım gün acılarım son buldu ve bir kez daha LA (HAYIR) dedim. Ama dünyanın her şeyine ama her şeyine HAYIR dedim. Ve mutlu son. Özlemiyle yanıp tutuştuğum gerçek yurduma geri döndüm. Şükürler olsun. Sil gözyaşlarını güzel yüzlü Massimino. Sen umut-korku arası bir şeysin. Bırak kendini, teslim ol bitsin ıstırabın. Bende olan her şey sende de var. O zaman kurtuluşun için sadece buna canı gönülden inanman gerekiyor. Gözlerinden öperim…”

Âdem Babanın Hermenötiği

Evet, babamızın konuşmasından dünyanın cennet değil tam karşıtı cehennem olduğu anlaşılıyor. Yani uzaydan mavi gezegenin görüntüsünden epey etkilenen Astronot Mike Massimino bir serap görmekte ve bunu da gözyaşlarını dökecek kadar gerçek zannetmektedir. Üstelik uzayda gözyaşları kaskın camında buğu yaptığı için ağlamak yasak olmasına rağmen bunu yapmıştır (kendi ifadesi).

Âdem Babamızın konuşmasının hermenötiğini sürdürelim. Astronot Massimino dünyanın çekim kuvvetinden kurtulduğu için mutluluk gözyaşlarını dökmektedir. Dünyadan (cehennemden) uzaklaşmıştır. Bu işe kafa yoran ve bilenlerin dediklerine göre Sırat Köprüsü dünyanın (eşya, cinsellik, mal-mülk, makam, mevki, çocuk…) çekim kuvvetidir. Bu kuvvetten kurtulanlar özgür olur (Sırat’tan geçer) yani sonsuz cennet boyutuna geçerler. Okuyan, duyan çoktur. Mistikler aydınlanma anlarını anlatırken “Dünya avucumun içine sığacak kadar gözümde küçüldü” derler. Mistiklerin bu cennet tarifi de Massimino konumunu bozmamalı ve aşağıya dönmeyi kafasından bile geçirmemelidir.

(Hayat çok zor, bir torunu olarak ben de termodinamik yasalarının olmadığı, çalışmanın olmadığı, düşündüğün gibi yaşadığın huzurlu/gürültüsüz/bitimsiz bu evrene dönmek istiyorum mümkünse.)

Yüklemsiz Cennet

Felsefe ne diyor?**
Materyalist ekol, idealist ekol…
Modern çağın iki düşman kardeşi…

İki kardeş (materyalist-idealist) de monist yani tekil bir kaynaktan çoğalmanın olduğuna inanır. “İnanır” diyorum. Çünkü ne kadar delil olursa olsun kişi nihayet de bir kabulle işi bitirir. Varlığı belirlenimsiz/kendinden olan ilk ilkeden açımlama ile her şey meydana gelmiş/geliyor. Materyalist ilk ilkeye madde derken; idealist ilk ilkenin soyut/ruh/fikir/idea/tin yani yüklemsiz olduğunu ifade eder.

Astronotumuzun cennet deneyimini Georg Wilhelm Friedrich Hegel ve Karl Marx‘a sorduk… Şunu hemen belirteyim cennet kelimesi felsefenin değil dinlerin kelimesidir. Felsefenin ima ile tarif ettiği bu konuda da cennet kelimesini konumuz olması nedeniyle bir zorunluluk olarak yazıyorum.

“Cenneti bana değil, kardinallere sor.”
– Hegel

(Zamansal olarak karizmatik sakallıdan önce olduğu için ilk sözü Hegel’e veriyorum. Siyah taştan yapılmış üniversite binasının en büyük salonu hınca hınç öğrencilileriyle dolu. Kafasının arkasına topuz yaparak bağladığı saçları yandan bakınca sanki çift kafası varmış gibi bir hologram oluşturuyor. Israrla savunduğu özne-nesne özdeşliğine inat bir dualite oluşuyor.)

“Sevgili Massimino, cennet burası mı, orası mı? Öznel deneyimine saygı duyuyorum. Fakat cennet nerededir, var mıdır? Somut bir cevap istiyorsan sizin oralarda (İsminden İtalyan olduğunu varsayıyor) epey kıdemlileri bulunan kardinallere git derim. Hakikatin bazı işaretlerini, belirtilerini, emarelerini söyleyebilirim. Benim işim nasihat değil. Uzayda bulunduğun yerden dünyayı işaret ederek “Cennet orası” diyorsun. Aslında kendine bakıp ağlıyorsun. Sen ve orası bu ikilikten vazgeç. Uzayda bir yön var mıydı? Zaman var mıydı, bozulma var mıydı? Sonsuz/sınırsız bir birlik hali. Bence orası aşağıya göre cennet dediğin kavramın niteliklerine katbekat daha yakın. İşte yeterince düşünürsen aslında aşağısının da böyle olduğunu net olarak anlayacaksın. Uzayda tek başınalığı iliklerine kadar yaşamışsındır. Yeterince düşünürsen her daim böyle olduğunu anlayacaksın. Özne-nesne ikiliğinden kurtulmadan yüzlerce kadının dans ederek seni karşıladığı bir adaya da gitsen mutlu olamayacaksın. Özne hiçbir zaman kendi kendisiyle örtüşmez, sakinleşmez ve eksiklik duygusundan azade olmaz. Ancak bu kadar söyleyebiliyorum şimdilik. İyisi mi sen benim kitaplarımı oku. Umarım cennet dediğin kavramın işaretlerini orada bulursun.”

Yanıldın! Cennet Orası Değil

Bu anlayışa göre bakarsak Astronot Massimino, yine bir yanılgı içindedir. Gerçeklik yani dünya hayatı bir yabancılaşma yurdudur. Uzay’daki Massimino’nun Cennet (Dünya) dediği “ben” yadsınmadığı için var oluyor. Uzayın her tarafı simetriktir. Etrafınızda üç yüz altmış derece dönerseniz değişen bir şey olmaz. Bizi alâkadar eden nesneler yoktur. Zaman mutlak olarak belki vardır ama galaktik zamanla (bir güneş yılı 260 milyon küsur yıl) kıyaslandığında bizlere yani saniyelik yaşayan sıcak parçacıklara göre yok gibidir. “Ben” kavramı bu ortamda tutunacak bir dal bulamaz, yadsınacak bir kavram da olmayınca ortam tine kalır. Dolayısıyla “ideal ortam” mı desek, “Cennet” mi desek yoksa “idealar ortamı” mı desek, bilemedim. Ama Hegel’e göre dünya ile kıyaslandığında uzay ortamı tinin arzuladığı ortama pek benziyor. Astronot Massimino’nun “İşte Cennet” diyerek aşağıya bakarak gözyaşlarına boğulması yanılgının daniskası olarak görünüyor Hegel’e göre. Daha radikal bir yorumda bulunursak Hegel’e göre Cennet ne aşağıdadır ne yukarıda olsa olsa kişinin kafasının içindedir.

Özne Huzur Bulmaz

Mutlak olan (var/nesne olmayan) yani kendisinden başka bir şeye bağımlı olmayan ideadır/düşüncedir/bilgidir/Tindir. Tin nesneye (biçime-forma) dönüşür ve nihayetinde yine kendine döner.

Düşüncedeki devinim gerçekliği, gerçeklikteki devinim düşünceyi etkiler. İkisi de hakikattir ama özne istikrarsız olandır, zamansal/tarihsel/mekânsal olandır. Bu nedenle doyuma ulaşması için ereği olan tine dönmesi gerekir. İşte Cennet burasıdır. Özne vardır ama yok olandır, tin yoktur ama var olandır. Başta da söyledik, iç içe geçmiş paradoksları anlamak için sağduyuyu param parça etmek lazım.

“Dünyayı yorumlamak değil, değiştirmek lazım.”
– Karl Marx

(Sıra Karl Marx‘da. Bir önceki oturumda kendisine uzun bir konuşma fırsatı verdiğim için biraz kısa kesmesini rica ediyorum. Kafasını onaylar mahiyette sallıyor.)

“Sevgili Yoldaşım Massimino! Öyle uzaktan ağlak ağlak bakma. Gel hele, gel hele… Bu halinle insan sevgisinden nasibini almamış ama ‘Bizim işimiz sevgi’ diyen, göğsü körük gibi inip çıkanlara benziyorsun.2 Bir cennet varsa orası burasıdır. Çünkü buradan ötesi yok. Eğer dünya cehenneme dönmüşse suç senin, benim, ötekinin… Zincirlerinden başka bir şeyi olmayanlar yeryüzünü cennete çevirecek. La Rinconada’daki madenlerde altın arayan genç babaların yaşam ortalaması 30 yıldır. Bakımsızlıktan kolları ipliğe dönmüş ezilen/sömürülen halkların çocuklarını gördün mü? İn aşağı da yakından bak gerçekliğe. Parçası olduğun kapitalizmin ne mal olduğunu gör. Bakalım gözlerinde yaş kalacak mı? Uyuyabilecek misin? Ben karşımda trajediden başka bir şey görmüyorum. Seni bekliyorum. Sana iyi bir ortam vaat edemiyorum. Ama sonrası mükemmel olacak. Göreceksin Massimino, burası neşeli şarkıların yankılandığı mavi bir koya dönecek. Cennetin mimarları bizler olacağız. Ağlaman elbette insani bir durumdur. Lakin çözüm değil. Cennet zenginlikse sana çok kısa bir formülüm var. Mümkün olduğunca çok insana yardım et. Daha çok insanla ilişki içinde ol. Böylece çoğaldıkça çoğalırsın. Zenginleştikçe zenginleşirsin. Bir çocuğun gülümsemesi her şeye bedeldir. ‘Filozoflar dünyayı yorumlayıp durdu. Aslolan dünyayı değiştirmektir.’3 Benden önce saygıdeğer düşünür vatandaşlarım devinimi gökten yere indirdi. Ben ise buradan göğe yükseltmek istiyorum. Baş aşağı duran hakikat söylemini ters çeviriyorum. Saygıdeğer yoldaşım Massimino sen doğru görüyorsun lakin aşağı gel uzun uzun konuşmamız gerekecek.”3

Fizik Metafiziğe Dönüştü

Karl Marx’a göre kahramanımız Astronot Massimino gerçekten cennete bakmaktadır (nihayet haklı bulan biri çıktı). Ama imar edilmesi, zebanilerden (burjuvadan) temizlenmesi gerekir. Sistem raydan çıkmış, doğal rayına oturtulması gerekmektedir. Terliksi hayvan safhasını atlayarak söyleyeceğim. Önce eller serbest kaldı. Dik yürüdük. El-kol çalıştı. Şartlar zorlaştıkça yeni yöntemler bulmak gerekti. İlişkiler karmaşıklaştı. Üretmek için alet gerekti. Kendi besinini üretmek gerekti (hayvanlardan ayrılma). Bu mücadele milyonlarca yıl sürdü. Bu süreçte sadelikten karmaşıklığa doğru bir ağ oluştu. Beyin büyüdü büyüdü ve kendisine benzer karmaşık makinalar yapmayı başardı. Ve Astronot Massimino uzaya gitti. Hikâye böyle.

Din konusunu bir tarafa bırakıyorum. İnsan bedenini doğadan almıştır. Bu nedenle biyolojinin/kimyanın/fiziğin (evrimin) ve bilimin söylemlerine inanıyorum. Lakin Hegel’in tarif ettiği aşkın insanın da var olduğunu/olacağına inanıyorum. Karl Marx için bu hayalden öte bir durum değildir. Hegel gökten (soyuttan somuta gelirken, Karl Marx somuttan başlayıp somutta kalır ama birlik/bütünsellik sağlar. Cennet varsa somut ve burada olmalıdır, ona dokunabilmeliyiz, der kabaca. Hegel’in günlük/fiziksel gerçekliği aşan insanı bir hayal içinde mi yaşıyor? Yoksa mağaradan çıkan o mudur?

Hepimiz kendi sancımızı dindirmek için acımasızca bu durumu sorgulamalıyız. Kendimizi laboratuvarımızın nesnesi kılarak bunu yapmalıyız. Aksi takdirde kürsüde vaaz veren bir retorik ustasından farkımız kalmaz. Şöyle bir çeking yapabiliriz. Özne nesne birliği olmadan bilgi mümkün değildir (Hegel). Her ikisinin devinimi paraleldir. Çünkü mutlakta birdirler. Kuantum seviyede söylersek bir dolanıklık ya da dolaşıklık söz konusudur. Yani insanla doğa ikiz kardeştir hatta aynıdır. Birinde olan ötekinde de vardır.

Bugün fizik neredeyse metafiziğe dönüşmüştür atom altı parçacıklarının değişmesine yol açan gözlem/ölçüm (çift yarık deneyi) başlı başına fizik ötesi bir durumdur. Varsayılan (yoklar aslında denmek isteniyor) parçacıklar (notrinolar), anti madde, kara madde, kara enerji, kara delik, beyaz delik… Neredeler bu saydıklarımız. Yoklar ama var olduklarını etkilerinden biliyoruz. Bir inanç savunması yapmıyorum. Kimin neye inandığı umurumda değil ama bir insanın özgürlüğüne kavuşması ağlatır.

Kozmik Sansür

Biz doğayla ikiz kardeşsek görünmeyen yönümüzün olması gerekiyor. Bunun etkilerini her kişi kendinde bulmalı. Çağımızın iki büyük fizikçisi Hawking ve Penrose, evrende kozmik bir sansürden söz eder.4

“Doğa çıplak bir tekillikten tiksinir.”5

Uzayda bu tekil noktalar dışarıdan bakan bir gözlemci tarafından görülemez. Her iki bilim adamı da geometrik şekiller ve denklemlerle kuramı anlatmakta zorlanırlar ama var olduğuna kani olduklarını söylerler. Olay ufkunu geçmeyen gözlemci bu tekillikleri göremez. Olay ufkunu geçen gözlemci ise artık geriye dönemediği için gördüklerini anlatamaz. Çünkü ışık bile kaçamaz bu tekilliklerden.

“… Evrenin gizli özü, hakikat sevgisine karşı durabilecek güce sahip değildir. Onun önünde evren, kendini açığa vurmak ve tabiatının zenginliklerini, derinliklerini ortaya sermek zorundadır. İnsan, ‘Tin’ demek olduğuna göre, kendini en yüksek şeylere layık görme hakkını ve yükümünü taşır.”6

İşte evrenin fizikçilere koyduğu kozmik sansür Hegel, düşüncesi karşısında şifresiz, çıplak bir halde kendini serimler. Çıkardığım sonuç bu. Hegel’in yeterince derin düşünenlerin vardığını söylediği tin insandaki tekillik noktasıdır. Fakat oraya ulaşan (olay ufkunu geçen) insan artık tamamıyla değiştiği ve yaşadıkları tamamıyla farklı olduğu için kendini anlatması da güçleşir. Hegel’in anlaşılamamasının en büyük nedeni budur, diye düşünüyorum. O artık olay ufkunu geçip karadeliğe düştü ve yaşarken ölümü deneyimledi. Karmaşık bir konu tam anlatamadığımın farkındayım. Kara delikleri göremeyiz. Beyaz delikleri görmeyiz ama etkilerinden ve denklemlerden var olduklarını anlarız. Mantığa ve akla göre söylersek insan da doğanın bir parçasıysa görünmeyen ‘aşkın’ bir yönü mutlaka vardır. Karl Marx bence bunu hissetti ama göremedi. Hegel kendinde bulduğu için inanılmaz bir özgüvenle “Her şeyi yazdım. Felsefe çağını kapatıyorum” dedi…

Bilim Soğuk Bir İngiliz Mürebbiyesidir

Şimdi bilim ne diyor?; Bir şey demiyor. Astronot Mike Massimino yörüngeye sağ salim gitti mi? Evet, gerisi beni ilgilendirmez der. Ağlaması, sızlaması cennet manzarasına bakarak gözyaşlarına boğulması hakkında bir şey söylemez.

Bilimin bize en yakın icadı yapay zekâdır. Tahminim yapay zeka operasyondan sorumlu olsaydı bir faciada olabilirdi.

“Alarm alarm! Su damlacıkları (gözyaşları) kaskın camına buğu yapıyor. Kaynağı yok et.”

Ve Bay Massimino ebediyen cennet dediği yeri göremiyor. Şimdi bir analoji ile olayı noktalayalım. Bilim soğuk, yüzünde ne düşündüğünü ele verecek bir mimik bulunmayan bir İngiliz mürebbiyesidir. Katı kurallar, kılı kırk yaran deneyler ve hep şüphe. Ama daha önce Uzak Doğulu, Orta Doğulu bir mürebbiyeniz olmuşsa hayretten hayrete düşersiniz.

“Haa! Demek inandıklarım doğruymuş. Ben bunu başka türlü duymuştum. Bunu zaten biliyorum. Günaydın yeni mi öğrendin” dersiniz otoriter İngiliz mürebbiyenize. Keyfinize diyecek olmaz.

Yanlış ve eksik yazdığımızı peşinen kabul ediyor selamlar gönderiyorum…

 
 
Hüseyin Küçükkelepçe
 
 

Notlar & Açıklamalar:

* Dücane Cündioğlu’ndan farklı bir yorum. ⇡⇡⇡

** Felsefe ile ilgili bu bölümün bazı yerleri “Hegel Üzerine -Walter Terence Stace” adlı kitaptan esinlenilmiştir. ⇡⇡⇡

1.) İmam Gazali’nin hitap cümlesi. ⇡⇡⇡

2.) Friedrich Engels’ten bir cümle. ⇡⇡⇡

3.) Karl Marx’ın mezar taşına da yazılan meşhur sözü. ⇡⇡⇡

4.) Zamanın ve Uzayın Doğası-Stephen Hawking-Roger Penrose ⇡⇡⇡

5.) Zamanın ve Uzayın Doğası-Stephen Hawking-Roger Penrose (s.21) ⇡⇡⇡

6.) Hegel, 22 Ekim 1818 Söylevi, Hegel – Seçme Parçalar (Düşünüyorum Dergisi-Sayı 89 Defne Özdemir) ⇡⇡⇡

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 11 Mart 2020 at 14:08

    Tıpkı önceki diğer iki yazınızda olduğu gibi bugünkünden de inanılmaz keyif aldım. Bimem benim felsefe mezunu olduğunu biliyor musunuz? Filozofların geçit yaptığı, Platon’un mağarasına bile gönderme yaptığınız yazınızı çok sevdim. Bilginize, aklınıza, aktarım gücünüze sağlık.
     
    Sevgiler

  • Cevapla Hüseyin Küçükkelepçe 11 Mart 2020 at 17:50

    Beğendiğinize çok sevindim. Felsefe eğitimi aldığınızı biliyorum. Bundan ötesi felsefe yaptığınızı okuyorum. “Aktarma gücü” demişken elinize su dökemem. Telex rulosu gibi uzadıkça uzayan bir yazıyı bir cümlede özetlemişsiniz.
     
    Zor bir iş yapıyorsunuz. Bundan dolayı ayrıca övgüyü hak ediyorsunuz.
     
    Saygılar, sevgiler…

  • Cevap Yaz