İnce Mevzu

Evde Tek Başına

19 Mart 2020

Yazı: Evde Tek Başına | Yazan: Seda Çağlayan

Kafam karışık şu ara. Şaşırdığınızı sanmıyorum. Bunu benden ilk kez duymuyorsunuz. Muhtemelen son da olmayacak.

Dünyanın ve ülkenin gündemi çok acayip. Herkes can derdine düştü. Belki de ilk kez tüm dünya tek bir şey için uğraşıyor. Çok ilginç bir şey yaşıyoruz. Bildiğiniz, seyrettiğiniz Amerikan filmleri gibi bir durumun içindeyiz. Hani şu; bir belanın dünyaya musallat olduğu ve tüm dünyanın ona karşı mücadele ettiği filmlerden. Ama senaryolarda böyle durumlarda bir kurtarıcı olur mutlaka, işi mutlu sona bağlayacak biri. Acaba o kişi gerçekten içimizden biri mi? Hepimiz dört gözle şimdi bunu bekliyoruz.

O kadar çok mesaj, bilgi, video geliyor ki her yerden; kafamın içi hallaç pamuğu gibi. Takip etsem bir türlü, etmesem bir türlü. Canım hiç istemese de dışında kalabilecek durumda da değilim. Çoğunuz gibi.

Evde Tek Başına

Moralim fena değil. İlk günlerde daha tedirgindim. Şimdi en azından ne yapmam ve ne yapmamam gerektiğini biliyorum. Bir de çalışan bir insan olmama rağmen evde kalma imkanım var, bu oldukça rahatlattı beni. İzole bir hayat yaşıyorum. Ama baya izole. Annemlersiz, arkadaşlarımsız ve herkessiz.

“Sıkılıyor musun?” derseniz, hayır; sıkılmıyorum gerçekten. Bir kere Allahtan evimi çok seviyorum, sevmediğim bir yerde kapalı kalsaydım o zaman çok sıkıntı çekerdim. E sonra evde boş zamanım da olmuyor inanır mısınız? Şu anda işimi evden yürüttüğüm için sabah 09:00, akşam 18:00 zaten işim gücüm var, bilgisayar başındayım. Hatta evdeyken 18:00’de de bitmiyor, daha da uzuyor. Konfor alanının içinde daha rahat çalışıyor sanıyorum insan.

Önce satırlara bulanıyorum, sonra yazıyorum.

Sonra evin içinde kaldıkça elim kitaplara, çekmecelere gidiyor. Öyle çok kitap var ki okunması gereken. Bir de çok özlemişim uzun uzun kitap karıştırmayı. Siz de yapar mısınız? Ben birini alır rastgele açtığım sayfadan biraz okurum. Sonra bir başkasına geçerim. Genellikle kitapçılarda yaparım ama evde de bunu yapabilecek kadar kitabım var. O kadar kitap karıştırıp, satıra bulandıktan sonra canım illa ki bir şeyler karalamak da istiyor. Önce bir kahve demliyorum. Kahvenin eve yayılan o mis gibi kokusu beni her zaman mutlu eder, bir de bence ilham konusunda da oldukça tetikleyici. Sonra yazıyorum biraz. Biraz düz yazı, biraz rastgele zaman zaman kafiyeli.

Şarkılar… Bazıları hiç dinlenmemeli.
Bazıları ise hep insanın içinde çalmalı.
Unutmamak için.
Bu çok sevmeler, nefret etmeler…
Ve nihayet birini ölesiye özlemekten sokaktaki herkesi o zannetmeler…

Hazır yazarken biraz da gitarı alıyorum elime. Henüz yeni başlayan biri olarak bazen sadece kendimin anlayacağı sesler çıkaran notalar bassam da hoşuma gidiyor. Bir gün benim de parmaklarımın o tellerin üzerinde dans eder hale gelecek olmasının hayaliyle kendi kendime inceden takılıyorum. Ama hayır, bunun bir örneğini veremeyeceğim size. Henüz hiç hazır değilim.

Mail Arası Çamaşır

E sonra evde yapacak işler de var. Yemek yapılması lazım, evin ara ara elden geçmesi lazım, çamaşır yıkanması lazım falan. Bugün iki mail arası çamaşır asarken bir de telefonla konuşur bulunca kendimi çok eğlendim. Olabiliyor, bir süre sonra işler kendi içinde bir ahenk yakalıyor demek ki. Baksanıza ben üç günde alıştım.

Yavaşlamayı özlemişiz.

Yani sıkılmıyorum, hayır ve hatta yavaşlamış olan hayat tempomdan çok memnunum. Üstelik daha da düzenli yaşıyorum ilginç biçimde. Çok geç yatmıyorum, e trafiğe girmediğim için çok erken uyanmak zorunda da kalmıyorum, mis gibi kalkıyorum yataktan. Tüm olumsuzluklara rağmen sabah o ilk uyandığım an mutlu uyanıyorum. O ilk an, henüz gözünüzü açmışken içinde olduğunuz gerçekliği idrak edemezsiniz ya, işte o an, o an tamamen mutlu hissediyorum.

Keşke bu süreci başımıza musallat olan bu virüs yüzünden yaşıyor olmasaydım, yaşıyor olmasaydık. Görüyorum ki çoğunluk, özellikle de çocuklu aileler bir arada daha çok vakit geçirebildikleri için ve zorunluluktan da olsa şehrin keşmekeşinden uzak kaldıkları için kendilerini iyi hissediyor bir yandan. Keşke kontrol edebildiğimiz bir süreçte bunları yaşıyor olabilseydik. O zaman hayatımızın içindeki belki de en huzurlu ve sakin dönemlerden biri diye bile anlatabilirdik ileride. Bir de sevdiklerimizden uzak kalmak, onlara dokunamamak olmasa… Yine de kendi şartlarımızda iyi ve sağlıklı olduğumuz için kendimi ve sevdiklerimi çok şanslı hissediyorum. Tek duam sevdiklerimin, yakın çevremin ve toplamda ülkemizin ve dünyanın olabildiğince az kayıpla bu işten sıyrılması.

Sağlıklı günlerde buluşmak dileğiyle.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 19 Mart 2020 at 14:36

    İyi dinlenceler ve sevgiler size gelsin.

    • Cevapla Seda Çağlayan 20 Mart 2020 at 02:20

      Nimet Hanım, siz ne kadar da bizdensiniz 🙂
       
      Çok teşekkür ederim, benden de çok çok sevgiler.

    Cevap Yaz