Sentez

Gölgeler Ülkesi

13 Mart 2020

Başına örtülmüş yazma omuzlarına kayıp düşmüştü Hatice’nin. Tavandan sarkan sarı ışığın kör edici parıltısında, içindeki karanlığa iyice çekilerek başını önüne düşürmüştü. Omuzlarından düşen yazmanın ucundaki oyaları parmağının ucuyla eziyordu. Mekanik hareketler, hâlâ zamanın aktığını gösteriyordu Hatice’ye.

Başını kaldırmadan içeride kaç kişi olduğunu düşünmeye başladı.

“Elli, yüz, iki yüz… Hıçkırıklar arasına saklanmış iç çekmeler kaç bin kez tekrarlanmıştı son saatte?

Herkesin ortak yası mıydı bu?

Selviler Mahallesi’nden kaç ölü uğurlanmıştı bilinmeze, kimse böyle ortak yas duygusuna girmemişti. Daha geçen ay Zeynep’in kocası öldü. Böyle hıçkırıklar, iç çekmeler yaşanmadı o zaman. Gerçi mahalleli Rakıp’ı sevmezdi. Kör ölüp badem gözlü olmadı. Ağızlarını yazmanın ucuyla kapatıp hımır hımır ederek kötülüklerini andılar. Yaşlı da sayılmazdı, daha bir çocuğunu everip, mürüvvetini göremeden gitti. Kimse ahlarla vahlarla uğurlamadı Rakıp’ı. Sultan’ın geçen yıl ölen gencecik oğlu için de ortak yasa bürünmedi kimse.

Benim oğlum için sorumlu mu hissediyorlar kendilerini? Daha bir yanıyor içleri. Kimse benimle göz göze gelemiyor. Başlar hep önde. Oysa ben direkt gözlerinin içine bakmak istiyorum. Gözlerine bakıp orada kaybolup giden Cengiz’imin ruhundan kalanları görmek istiyorum. Köşede içindeki dünyaya gömülüp, küçülmüş kalmış Pınar’ın gözlerine bakmak istiyorum. Cengiz’imin izini bulmak istiyorum gözlerinde ama bakamıyorum.

Bağırmak istiyorum; herkese, dünyaya, hepiniz sebepsiniz diye. Sizin yüzünüzden yok Cengiz’im. Vatanım Cengiz’di, sağ falan olmaz demek istiyorum. O tepeler boş kalmayacak diyene ses etmediğiniz için hepiniz sebepsiniz demek istiyorum. Ağlayarak vicdanlarınız temizlenmeyecek demek istiyorum. Ama diyemem ki!

Sesim yok artık benim. Sözüm yok.

Kendimden bir parçayı bıraktım, aldılar içimden. Dilim yok, kalbim yok, rahmim yok artık benim. İnsanlığım, kadınlığım, varlığım yok artık benim. Bir cisimim ben artık. Gölgeyim, Cengiz’imin ruhunu ruhuna yamamış bir gölge….”

Evin dışında, pencerenin yarım açık perdesinden içeriyi gören Fevzi, erkekliğin gururuna sığınmış bir damla gözyaşı akıtmadan içeride ağlayan kadınları izliyordu. Empati kurmaktan kaçmak için kendini ne ile oyalayacağını bilmez halde annesinin akan gözyaşlarına baktı. Pencerenin kenarından görünen Pınar’a baktı. Bir daha içi sızladı. Biraz da vicdan azabı duydu. İçinde yeşeren umuttan utanarak cebinden çıkarttığı telefona yöneldi. Bir twit yazdı ama gönderilemedi; “Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez”…

Tepkisini ilan edememenin huzursuzluğunda öfkeli bakışlarıyla sağı solu taradı biraz. Gençleri toplasam, aşağıdaki Suriyeli’nin dükkânını taşlasak. En çok taşı atan, vatanını en çok sevendir diye düşündü. Onlar burada keyif çatsın, biz onların vatanında şehit verelim. Cümlenin ironisinde beyninin boğulduğunun farkına varamadı: “Onların vatanında….”

Kendi ülkesinde gölge insan olduğunun ayırımına varamadı Fevzi…

Selviler Mahallesi’nde herkesin toplandığı evin dışında tek bir yerde cılız bir ışık yanıyordu. Göğsüne oturan ağırlıktan nefes almakta zorlanan Beren, pencere kenarındaki kanepeye oturmuş diğer ışığı yanan ama karanlıkta kalmış evi izliyordu. Herkes koşarak Hatice’lere giderken Beren evde kalmak istemişti. Evden çıkmak istemiyordu Beren. Utancının yakıcı ateşinde aynaya bile bakamıyor iken başkaları ile ortak paydada buluşamayacağının farkındaydı. Gözyaşı dökmek yetmiyordu, söylenmek yetmiyordu, hareketsizce durup beklemek yetmiyordu. Utanıyor, aldığı nefesle kavga ediyordu Beren.

İnsan kalan yanları, teker teker hissettiriyordu kendini kalbinde. Televizyonun olağan akış programına kızdı, sosyal medyada olağan söylemler altına saklanmış büyük harfli unvanlıların irin dolu yalan söylevlerine kızdı. Göçmenleri, tehdit unsuru yapan zihniyetin karşılık bulduğu kalabalığa kızdı. Bugün de kimler adına ne çok utandık diyerek kendini iç hapsine çekti. Birkaç gün önce hissettiği yoksunluktan daha derin bir şeydi yaşadığı. Sosyal medyada akışa düşen görsellerden zihnine kazınanlar, içinde derin bir yarık oluşturmuş, bildiği, inandığı, savunduğu bütün anlamları yutmuştu. Hiçlik evresine sonunda erişiyor muyum acaba, diye düşündü. Ama erişemeyeceğinin farkındaydı.

Hâlâ içinde kaygı vardı.

Ekranlara yansıyan fotoğraflardan, videolardan kaygı duyuyordu. İnsanlık adına, yaşadığı toplum adına kaygı duyuyor, öğrenerek kabullendiği tüm beşeri kavramlardan iptidai bir uzaklaşma içinde buluyordu kendini. Bu kirli çarkın içinde gölgeleşiyordu. Kalabalıklar içinde harmanlanamayacak kadar aykırı düşmüştü yaşadığı topluma.

Selviler Mahallesi’nde gün doğamayacak kadar zifiriydi. Yatağında uyuyan çocuğun yüzüne bakmaya kıyamayanlar, iş başkasının çocuğuna gelince gözlerini kapatıyordu. Vicdanlarında taşıdığı yükleri ağır geliyor, dünyayı karartıyorlardı.

Ruhlarından ayrı birer bedene evrilip, gölge insanlara dönüşmüşlerdi.

Asıl bedenlerine dönene kadar bu karanlık aydınlığa çıkmayacaktı.

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 13 Mart 2020 at 11:35

    Harikaydı 👏🏻 O kadar sevindim ki bu konuyu yazdığına… Unutup gidiyoruz; söylenenleri, çekilen acıyı. Oysa edebiyat ölümsüzleştiriyor. Yüreğine sağlık canım.

    • Cevapla Özge Can 13 Mart 2020 at 12:16

      Teşekkür ederim canım benim 🙏 İyi ki edebiyat var, yoksa her şey silinip gidecek.
       
      Sevgimle 💙

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 13 Mart 2020 at 11:46

    Öylesine içten, hissederek anlatmışsınız ki.
     
    Ölüm karşısında çaresiz hissediyor insan kendini. Hele de çok sevdiğiniz birini kaybedince, farkında bile olmadan sorguluyorsunuz Hakk’ın adaletini. Ama, ama, konu gencecik, daha baharını yaşamamış fidanların ölümü olunca, ne yapacağını, ne düşüneceğini bilemiyor; boynunuz bükük, koca bir yük omuzlarınızda tükenip gidiyorsunuz.
     
    Bizler, o yitip giden fidanları tanımayanlar bile böyle çaresiz ve gözü yaşlı okurken haberleri, düşünebilmek mümkün değil o annenin, babanın, yarin, evladın, kardeşlerin acısını.
     
    Ne zaman çare ne de isyan. Artık geriye kalan boş, bomboş bir yaşam. Bitmeyen acı. Hem de azalacağına, her gün daha da büyüyen bir acı ve sizi anlıyormuş gibi görünüp, aslında hiç de umursamayan birkaç insan.
     
    Kaleminize ve duyarlı kalbinize sağlık.

    • Cevapla Özge Can 13 Mart 2020 at 12:14

      Değerli yorumunuz ve katkınız için teşekkür ederim. Normalleştirmeden sesimiz çıksın diliyorum. Her güne düşen gölgeleşmiş insanlarla ülke karanlık içinde kaldı. Acı taptaze duruyor!
       
      Sevgimle 💙

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan